Hayatlarında ilk defa birbirlerini gözlemlemeye, kaderlerini birbirinden ayırmaya başlamışlardı; her ikisinin kalbinde de kendilerine bile itiraf etmeye cesaret edemeyecek kadar yeni olan gizli bir nefret vardı.
Çocuklarınki gibi narin bir organizmada her bir coşku, tıpkı bal mumunda kalan izler gibi kendi izini bu organizmalarda bırakır. Yine sinirden göz kapakları titremeye başladı, rengi çoktan solmuştu bile. Edgar bekledi ve bekledi. İlk başlarda sabırlıydı ama sonrasında heyecan basmıştı. En sonunda da ağlamaklı bir hâlde beklemeyi sürdürdü. Yine de hiçbir şeyden şüphelenmedi.
Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.
Bana öyle geliyor ki Platon, Pluton'un bahçesini (cehennemi,) gövdelerimizin çürüyüp toprak olduktan sonra göreceğimiz işkence veya rahatlıkları sayıp dökerken ve bunları hayattaki duygularımıza benzetirken, ve Muhammet, Müslümanlara, halılar döşeli, altınlar, zümrütlerle süslü, en güzel kadınlarla, şaraplarla, acayip yemeklerle dolu bir cennet vaat ederken içlerinden gülüyorlardı ikisi de ve ağzımıza bir parça bal sürüp bizi dünyadaki isteklerimize uygun hayal ve ümitlere düşürmek için mahsus bizim insani ve maddi tarafımıza hitap ediyorlardı.