Roman, Zehra’nın rüyasıyla başlıyor. Zehra, büyük bir şirkette patronun “sağ kolu”. Tüm organizasyonları o planlıyor, herkesle o uğraşıyor. Bütün yük onun omuzlarında. İstanbul’da yeni kurulan Hotel Konstantiniyye’nin açılışını da tahmin edersiniz ki kendisi planlıyor. Mükemmeliyetçi yapısı, iş disiplini sayesinde oldukça görkemli bir açılış yapacaklarını düşünüyor. Fakat o gün, her şey diledikleri gibi gitmiyor.
Açılış davetinde kimler yok ki. Amerikan büyükelçisi, Fener Rum patriği, gazeteciler, gazete patronları, politikacılar, büyük iş adamları, televizyon yıldızları... Ve tabi tüm bu kişilere hizmet eden Ali, Garip adlı garsonlar ve diğerleri...
Herkesin hayatı biricik ve kendine özeldir. Yazar da benim gibi düşünüyor olmalı ki sadece masadaki ünlü insanların değil, garsonların ve çalışanların da hayatlarına yer veriyor kitapta. Öyle hüzünlü hikayeler var ki. Bazen üzülecek bazen de kızacaksınız. Livaneli, yıllar önce yazdığı ‘Mutluluk’ kitabına da selam çakmayı ihmal etmiyor. Meryem ve Cemal’i hatırlarsınız. Cemal’in abisinin kızı Zeliha ve eşi Mustafa’nın hikayesi de bu kitapta. Ve daha ne hayat hikayeleri, mutsuz sonlar...
476 sayfalık kitapta tabi ki beni etkileyen yerler vardı. ‘Nekropolis’ kadar etkileyen olmadı muhakkak. Livaneli, gerçekten bilgili ve kültürlü bir yazar. Bazen kitaplar bilgi vermenin yanı sıra hayal gücünü de artırır. İşte bu, tam olarak böyle bir kitaptı. Zehra’nın Gezi Parkı olayları sırasında tanıştığı Emre ile yaşadığı aşk hikayesi de anlatıldı elbette. Aşırıya kaçmadan, tam dozunda.
Kitap ile eleştirim sadece sonu ile ilgili olabilir. Ben biraz daha aksiyonlu bir bitiş beklerdim galiba. “Bunca olayın içinde yaşattıktan sonra belki de hafif ve durgun bir son yazmalıyım” demiş olabilir yazar. Livaneli kitaplarından en az beş tane