8/10
·232 syf.·
2026 70. kitabı
‎Sabreden Derviş, muradına ermiş... ‎ ‎"Bu gece ne olmadık, ne inanılmaz bir geceydi. Ankara'dan istanbul hapishanesine nakledildiği gece, jandarmanın bileklerinden kelepçeleri çıkardığı dakikada, içinde bulunduğu katar bir başka katarla çarpışıyor, kendisi bu kazadan canlı kurtuluyor. Aldığı yara berelere rağmen canlı... O kadar canlı ki, yerinden kalkar kalkmaz başka kazazedelerin imdadına koşuyor, yanında yaralı olduğu hâlde, yine de diğerlerinin imdadına koşan, bir başka insan, bir kadın var. Ve bu kadın kendisini tanıyor. Evet, biraz evvel elleri kelepçeli bir mahkûm olduğunu tanıyor! Tam imdat ekipleri geleceği sırada ona kaçmasını öğüt veriyor... Zaten kendisi kaçmak, hapisten, merhametsiz duvarlar arasından kurtulmak istemiyor mu? Elbette istiyor. Ona bu nasihati verenkadın esasen eski bir mahkûm, yeni tahliye olmuş, on beş sene hapiste kalmış bir sabıkalı. Kaçmasını kolaylaştırmak için para, barınabilmek için de evinin adresini veriyor. İnanılmaz bir şans bu. Sonra tesadüf, yolda bir de Şoför Ramazan'ı karşısına çıkarıyor. Dertli adam! Çok sevdiği, lüzumsuz yere kıskandığı karısından tam da o gün boşanmış olan bir adam! Ne yaptığını, hırsını nerede boşaltacağını bilemeyen, iyilikle kötülük arasında zikzaklar çizen bir kimse! Ve sonunda o da iyi hislerine mağlup oluyor. Bir saat evvel kendisini polise vermekle tehdit eden, İstanbul'a götürdüğü takdirde şantajla yol parasının çok üstünde bir para isteyen adam, onu Tuzla ile Pendik arasında kamyonundan indirmeden evvel, eğer iş arıyorsa gelip kendisini bulması için bir adres veriyor. Ve ondan istediği çok fazla parayı almak şöyle dursun, hiç almıyor. Sonra geceyi, belki birkaç gününü geçirmek ümidiyle boş zannederek girdiği bu yazlık evde karşısına peri kızları kadar güzel fakat sonsuz kederli bir kadın çıkıyor
Edebiyat
Ayrılmak Yok!Suat Derviş · İthaki Yayınları · 202531 okunma
Dünden Sonra Aynı Kişi Değiliz
9/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2026 74. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 09:30
Kitaba bir Proust incelemesi okuyacağımı düşünerek başladım. Proust gibi büyük bir yazarın gölgesinde kalacağını düşünüyordum ama Beckett’in sesi o kadar baskındı ki Proust’u anlatırken bile kendi düşünsel üslubunu kaybetmemesi hatta zaman zaman metne damgasını vurması beni çok etkiledi. Bunu Beckett’in yalnızca bir yorumcu olmadığını, başlı başına bir yazar olduğunun göstergesi olarak gördüm. Ben bu kitapta Kayıp Zamanın İzinde metinlerinin karakter ve olay örgülerinin açıklanmasını beklerken Proust’un dünyasını oluşturan temel gözlemleri fark ettim: zaman, alışkanlık, aşk, sanat ve bellek. Beckett’in Proust’u yorumlama şekli bazı yerlerde Gilles Deleuze’ün Proust ve Göstergeler’ini hatırlattı. Her iki yazar da Proust’u bir romancıdan çok bir düşünür gibi yorumlamış ve iki metinde de bu ayrıntıyı çok sevdim. Karakterlerden ziyade onların arka planına, onları harekete geçiren düşünsel yapılara odaklanmışlar. Kitabın ana teması ZAMAN’dı. Bu bizim zamanı nitelendirdiğimiz şekliyle kronolojik bir zamanlama değil zamanın insanı sürekli dönüştürmesi ve eski benliğe dönüşün imkânsızlığı üzerine odaklanmıştı. “Saatlerden ve günlerden kaçış yoktur. Ne yarından ne dünden. Dünden kaçış yoktur çünkü dün bizi çarpıtmıştır.” (s.12) Zaman temasını vurgulandığı kısımlarda Paul Ricoeur da akla gelebiliyor. Çünkü o da belleği depolama alanı gibi görmeyip sürekli dönüşen ve yeniden yapılanan benliğin yansıması olarak görüyor. Diğer bir tema hafızanın güvensizliği ve insanın kendine yabancılaşmasıydı. Dün istediğimiz şeyler, bugünkü benliğimiz için artık aynı anlamı taşımayabilir. Çünkü dünkü ego ile bugünkü ego aynı değildir. Geçmişe dönmek, artık tam olarak bize ait olmayan bir benlikle karşılaşmak gibidir. “Saatlerden ve günlerden kaçış yoktur. Ne yarından ne dünden. Dünden kaçış yoktur çünkü dün bizi
Felsefe
ProustSamuel Beckett · Metis Yayıncılık · 2012315 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
9/10
·320 syf.·
2026 36. kitabı
Annem ve Hayatın Anlamı; Bir kısmı gerçek, bir kısmı hikâye, bir kısmı ise gerçek ile kurgu arasındaki geçirgen ve gri bir hatta duran psikoterapik anlatılardan oluşuyor. Çekirdekte varoluşsal okuma imkanı versede; terapötik/klinik okuma, yumuşak psikanalitik okuma, hikâye kurgusu üzerinden ise anlam üretimi üzerine okuma yapmaya elverişli hibrit deneyim sunuyor. Metin şu kırılma cümlesi üzerinde yoğunlaşıyor; “Bütün hikâyeler birer yalandır çünkü çok fazla şeyi dışarıda bırakırlar.” Bu yüzden kitabın bilinçli ve sistematik biçimde kurgulanmış bir şematik iskelete sahip olduğunu söylemek abartılı olmaz. Çünkü Yalom'a göre; Algısal olgusallık çerçevesinde şekillenenmiş , bilinçli ya da yarı bilinçli tercihlerle kabul ettiğimiz bir çok versiyonunuzu kimlik olarak yaşıyoruz. Ve kendimize bile itiraf edemediğimiz birçok problemi hayatın rutini gibi yaşıyoruz. Bu bağlamda Nietzsche'nin şu tespitini referans olarak kullanıyor; “Bir şeyi görebilmek için gözlerimizi pek çok şeye kapamamız gerekir.” Peki ters okuma ile; bir şeyi görebilmek uğruna diğer bütün olasılıklara gözümü kapatıp artık bana hizmet etmeyen bir hikâyenin içinde hapsolursam ne olur? Bu bağlamda kitabın ilk öyküsü 'Annem Ve Hayatın Anlamı' omurga görevi görüyor. Anne, nasılım? Sorusu bireyin hayatı boyunca onay arama ihtiyacının özü olarak ortaya çıkıyor. Yaşımız kaç olursa olsun onaylanmaya tutunan benliğimiz merkezinde elbette çocukluk ve ebeveyn ilişkilerimizin izlerini taşıyor. Yalom'un ; bu rüya senin değil, benim rüyam Anne. Rüyamda ne işin var? Sorusu ise bireyin anlam dünyasında kendi öznelliğine yaptığı yolculuğun pilotu gibi. Çünkü bazen kaybettiğimiz ya da bilinçli susturduğumuz ebeveyn figürünün yerine bir yenisini bulmak için çaba sarfedebiliyoruz. Diğer hikâyeleri ise bu varoluşsal
Alıntı
Annem ve Hayatın AnlamıIrvin D. Yalom · Pegasus Yayınları · 20182,601 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 46. kitabı
İbrahim Kalın’ın Öze Yolculuk kitabı, insanın kendine doğru yaptığı o içsel yolculuğu sadece anlatmıyor, bazı mitleri ve imgeleri de yeniden düşündürüyor. Narsisus’un hikayesi mesela… Kendine bakarken kendine kapılan, sonunda bir nergis çiçeğine dönüşen o anlatı, aslında insanın “kendine bakma” ile “kendine hapsolma” arasındaki ince çizgisine işaret ediyor. Kitap tam da bu çizgide duruyor: bakmak mı, yoksa görmek mi? Kalın’ın altını çizdiği bir mesele var: varlığın amacı sadece bilmek değil, hikmetli bilgiyle yoğrulmak. İlahi sevgiyle derinleşmek ve doğru olanı, insanın ve hayatın faydasına olacak şekilde yapmak. Yani bilgi, eğer insanı iyileştirmiyorsa eksik kalıyor. Kitaptan şu cümle özellikle akılda kalıyor: “Bir kitabı okuduğunuzda sizin ufkunuz gelişiyorsa, hayatınız değişiyorsa, sizde bir ışık yanıyorsa demek ki kitap da sizi okuyor, size dokunuyor, sizde bir şeyleri açıyor, buluyor, keşfediyor ve ortaya çıkarıyor.” Bu bakış açısı kitabı tek taraflı bir okuma olmaktan çıkarıyor; okur da okunuyor aslında. Ve belki en kritik nokta şu: neyi özlediğimize dikkat etmek gerekiyor. Çünkü özlemek sadece bir eksiklik değil, bir yön duygusu. “...Özlemek, öz-ümüze dönmektir. Özümüzde olanı arzulamaktır. Özümüzde olan neyse onu öz-leriz. Neyi öz-lüyorsak o, bizim öz-ümüz olur.” Belki de insanın bütün yolculuğu, özlediği şeyin aslında kendisi olduğunu fark etmesiyle başlıyor.
1000Kitap
Öze Yolculukİbrahim Kalın · İnsan Yayınları · 2023753 okunma
Puan vermedi·325 syf.··
2025 14. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 23 Aralık 2025 17:26
Bu kitap bittiğinde içimde garip bir boşluk kaldı… Sanki birini tanımış, anlamış ve sonra sessizce kaybetmiş gibi. Daniel Keyes öyle bir hikâye kurmuş ki, sadece okumuyorsun; Charlie ile birlikte değişiyorsun. Onun öğrenme sürecine sevinirken, bir şeylerin ters gideceğini hissedip içten içe üzülüyorsun. En çok da şu vurdu beni: Zekâ arttıkça yalnızlık da artabiliyor. Bazı sayfalarda gülümsedim, bazı sayfalarda ise gerçekten boğazım düğümlendi. Kitap ilerledikçe o masumiyetin yavaş yavaş kaybolmasını izlemek… kolay değildi. Bu bir bilim kurgu hikâyesi gibi başlıyor ama aslında tamamen insan olmakla ilgili. Bittiğinde uzun süre etkisinden çıkamadım.
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,9bin okunma
Puan vermedi·122 syf.·
2026 2. kitabı
ilk anlaşma dört anlaşmanın en önemlisidir ve aynı zamanda uyulması en zor olandır. 1- kullandığını sözcükleri özenle seç. sözler sizin yaratma gücünüzdür. söz sadece bir ses ya da yazı sembolü değildir. söz bir güçtür; kendinizi ifade etme ve iletişim kurma gücüdür. sözle düşünürsünüz. düşünmekte kulllandığınız sözlerle yaşamınızdak olayları yaratırsınız. söz, insan olarak sahip olduğunuz en güçlü araçtır; söz büyü aracıdır. ama iki yanı keskin kılıç gibi, sözünüz en güzel rüyayı da yaratabilir, etafınızdaki her şeyi de yok edebilir. söz saf büyüdür. her insan bir büyücüdür. sözümüzle bir insana büyü de yapabiliriz, onu büyüden de kurtarabiliriz. söz öylesine güçlüdür ki, bir söz milyonlarca insanının yaşamını değiştirebilir ya da yok edebilir. yıllarca önce almanya' da bir adam sözü kullanarak tüm ülke insanlarını manipüle etti. sözünün gücüyle tüm ülkeyi dünya savaşına soktu. çok sayıda insanı korkunç boyutlarda şiddet uygulamaya ikna etti. birinci anlaşmayı benimsersek ve sözümüzü özenle seçersek , bir süre sonra zihnimiz ve bireysel ilişkilerimizdeki iletişimimiz duygusal zehirden arınacaktır. 2- hiçbir şeyi kişisel algılama etrafınızda olan biten hiçbir şeyi kişise algılamayın. kişisel algılamak, ancak söylenen şeye katılmakla mümkündür. söylenen şeyle anlaşma yaptığınız anda zehir sizin zihninize yayılır ve cehennem rüyasının tutsağı olursunuz. sizin bu tuzağa düşmenizin nedeni bireysel önemlilik denilen şeydir. bireysel önemlilik ya da kişisel alglamak bencilliğin en üst düzeydeki ifadesidir. çünkü her şeyin kendimizle ilgili olduğunu varsayarız. her şeyin merkezinde kendimizin olduğunu düşünürüz. ben, ben, ben daima ben!. diğer insanlar merkeze sizi koyan hiçbir şey yapamaz. yaptıkları herşey kendileriyle ilgilidir. herkes kendi rüyasını yaşar, kendi
Dört AnlaşmaDon Miguel Ruiz · Ötesi Yayıncılık · 202316,3bin okunma