Bal, herkesin bildiği gibi mucizevi bir şifa kaynağıdır. Eskiden "Tanrıların yiyeceği” denilen bal, ölümsüzlük sembolüymüş, hatta zenginlik ve mutluluğu temsil edermiş. Ben çocukken çevremden, "Bal tuttu" diyenleri çok duyardım. Bal nasıl tutar derdim çocuk aklımla. Bal şifadır ama. Sonra büyüdükçe anladım ki, her bal vücuda iyi gelmiyor. Bal zehirlenmesi yaşayan çok insan var. Yüzleri kızarır, kalpleri hızlı atar, baş dönmesi başlar. Tüm bunları niye mi yazdım? Çünkü Deli Bal, bal zehirlenmesine verilen admış. Arılar bazen orman güllerinden ve dağ defnelerinden polen toplarmış. Bunlar zehirle dolu olurmuş...
Deli Bal, tam da ismine yakışır bir kitap. Bal tatlıdır, şifadır ama ne kadar tatlı olsa da bazıları zehir kusturur, kötücül tohumları etrafa saçtırır. Beyninizle ve kalbinizle dalga geçer, bazen de öldürür...
Kitapta, çevreye oscarlık performans göstererek, mükemmel bir koca gibi davranan canavar bir doktorun karısına sürekli fiziksel şiddette bulunmasını, karısının zamanla akıl sağlığını sorgulatacak derecede psikolojik olarak manipüle edilmesini, gen faktörünün önemini, trans birinin yaşadığı acı dolu geçmişi ve bir annenin oğlunun babası gibi şiddete meyilli biri olup olmadığını sorgulamasını okuyoruz.
Kitap baştan sona duygusal ilerledi. Bir yandan bir anne çocuğunu ne kadar tanıyor sorusunun cevabını ararken, diğer yandan da evladı ölen bir kadının çaresizliğini ve cinsel kimliğini arayan birinin acı dolu hayatına ortak oluyoruz. Beni en çok etkileyen bölüm ise, trans birinin geçmişte yaşadıkları. Maruz kaldığı alaycı davranışlar, ucube olarak görülüp toplumdan dışlanması ve iğrenç bakışlara maruz kalması beni derinden yaraladı. Bazen öyle şeyler yaşanır ki, insan insanlığından utanır. Ben utandım. Karşılarında bir birey olduğunu unutup, canavarca davranış