Selam dostlarım, bugün size soluksuz okuduğum, duygularımı derinlemesine hissettiğim muazzam bir eseri paylaşmak istiyorum.
"Aşkın, ihanetin, kayıpların ve dostlukların dansı" diyebileceğim muazzam bir eserle karşılaştım:
Defne,
Devrim,
Bal Arısı,
Baş Belası,
Delibal / Bozdağ...
Defne üniversiteden mezun olduktan sonra İstanbul'daki son akşam yemeğini ailesiyle yer. Annesi ve babası, Defne'ye mezuniyet hediyesi olarak zarif bir kolye armağan eder. Babası Nevşehir Delibal Hotel'in sahibidir ve bu yemekte yeni bir ortaklık duyurur. Yemeklerini yedikleri otel de bu ortağa aittir. Ancak, bu masum akşam, bir suikastın gölgesinde son bulur. Annesi, babası ve kardeşi Kerem...
Tüm ailesini kaybeden Defne ise ağır yaralı bir şekilde geriye kalır. Bu travmayla başa çıkmak adına teyzesiyle birlikte İngiltere'ye kaçar. İlk defa ayak bastığı hayalini kurduğu İngiltere'ye, bu kez acı bir hüzünle adım atar.
İngiltere'de geçen süre, Defne'nin içsel bir yolculuğa çıkmasına neden olur. Ancak, hayat onu tekrar Türkiye'ye çağırır. Uçakta tanıştığı kehribar renkli gözlü bir adam, onun için hayatının dönüm noktasını simgeler. Türkiye'ye döndüğünde, ailesini kaybettiği o karanlık günlerin yüküyle yüzleşmek zorundadır. Beklediği ortak, uçakta tanıştığı kehribar rengi gözlü adamdır. Devrim...
Defne, ailesinin ardındaki sırları çözmek için kendi içindeki gücü bulur. Her bir adımı, ailesini kaybetmenin ardında yatan gerçeği çözmek için atılmış bir adımdır.
Kitabı okurken duygusal bir yolculuğa çıktım. Dostlukların, öz kardeşler arasındaki bağın ötesine geçen üç kuzeni Mira, Ipek ve Inci'yle tanıştım. Sayfalar arasında kaybolurken, ikizlerin neşeli şakalarına ve olaylara olan katkılarına gülerek eşlik ettim. Inci'den almam gereken dersler olduğunu söyleyebilirim. BU dörtlü kuzen ilişkisi