Bu akşam Okuyan kadinlar kulubu olarak #heraybirmodern etkinliğimizde okumak için seçtiğimiz #zamanmakinesi kitabı ile geldim.
Distopya tadında bir bilim kurgu okumanın keyfini çıkarıyorum şu an. Bilim insanı olsaydınız zaman makinesi yapmayı düşünür müydünüz? Ya da var olan zaman makinesiyle geçmişe - geleceğe yolculuk etmek ister miydiniz? Ben düşündüm taşındım, olduğum dönemde kalmaya karar verdim.
Farklı koşulların benzer sonuçlar doğurduğunu, kurguya yedirip ince eleştiriler yaparak anlatmasını sevdim. Dünyamızın geleceği ile ilgili duyulan endişe, zaman makinesiyle geleceği gören bilim insanı tarafından dillendirilmiş. Bu gün dahi zengin-fakir arasında toplumsal ayrım söz konusuyken makinesi ile 802.701 yılına giden bilim insanının vardığı sonuçta aynı. Hatta kapitalist düzenin dışlayıcılığından, eğitim düzeylerinin yükselmesinden, bununla birlikte yoksulların kaba şiddeti arasındaki uçurumun git gide büyümesinden, yüzeydeki bir çok bölümün onların kullanımına kapatılmasından dem vurmuş. Hatta demiş ki :"... yerin üstünde zevk, rahatlık ve güzellik peşinde koşan Varsallar'ı, yerin altında da Yoksullar'ı durmadan yaptıkları işin koşullarına uyarlanan İşçiler'i bulacaksınız." Bunu gözünüzde canlandırabileceğiniz kadar güzel aktarmış. Yer yer heyecanına kapıldığım, merak ettiğim, keyifli bir okuma oldu benim için.
Keyifli okumalarınız daim olsun...
Zaman MakinesiH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202437,1bin okunma
Eskiler kemâle erme sürecini kısaca füsûn, cünûn ve sükûn olarak formüle ederlermiş. Yani önce etkilenir insan, sonra bu etkiyle sahip olduğu aklı terk eder/değiştirir...son olarak Yeşilçam filmlerinden bildiğimiz deliliğin ardından gelen sessizlik. Kemal'in sonu suskunluk/sessizliktir. Çünkü kemal'de her şey yerli yerindedir... yerini bulmuştur, arayışın sesleri kesilmiştir...
Baş karakterimiz Füsun sanırım böyle bir güzergâhın koşucusu olarak bu isimle hikayeye konu olmuş. Kitabın gelişme bölümünde ibn Arabi ve Mevlana'dan bunca dem vurulması sanırım bu düşüncemi destekliyor. Nereden nereye'si bu idi kitabın.
İntihara giderken Meryem ile karşılaşır Efsun. Meryem bir oğul sahibi. Çocuğun adı Ali. (Neredeyse İsa olacakmış diye düşünmedim değil. Her iki isim de üç harfli ve a-i harflerini içeriyor) Yeni bir hayata tutunur Efsun bu karşılaşmanın ardından. Ali'ye kısmî annelik yapar. Çok sevdiği eski erkek arkadaşından ayrılır. Yeni yaralar edinir kendine ve ilk olarak 'terk etme'yi hedefler. İlk yerli eski sevgilisine dairdir. Sonra işi. Sonra evi...
Katmanlarına ayırarak okunduğunda derinleştirilebilecek bir kitap olduğunu hissettim ben. Tasavvuf çerçevesinde okunursa daha bir lezzet alabileceğini düşünüyorum okuyucunun.
Diger yandan dikkat çekici bir karakter kurgulamayi başarmış yazar. Çok konuşan, çok düşünen ve çok hisseden bir karakter. Biraz uç boyutlarda olmuş sanki. Ahmet Mithat efendi gibi kitapta didaktik yerleştirmeler çoktu ki yazar da aynen yazmış bunu kitaba. Bir özeleştiri olarak okudum bunu.
Çok uzadı. Buralarda bu kadar uzun yazılar okunmuyor. Bu kitap okunsun bence.
Ama doğru ana fikri vermedik. Feminizm nedir? Niçin karşı çıkmalı?
Eserimiz aslında iki kişiyi anlatmaktadır biri Fuzuli. Tabiki de kendine neden Fuzuli dendiğini çok önemli konu halinde işlemiştir; Dünyaya gelişi fuzuli olmayan bir kişinin gönlünden dökülen beyitlere, sözlere dem vuran ve her nefeste bize bunu yaşatan İskender Pala’ya ne kadar teşekkür etsek azdır elbet. Lakin böyle eserlerde divanda edebiyatında nirvana'ya ulaşmış Fuzuli’yi görmek ve şu an ki yetişen nesillere aktarmak tabi ki de taktir edilecek bir durumdur. İskender Pala gerçekten divan edebiyatını ve o dönemlere ait büyük şahsiyetleri kaleminde çok güzel anlatmaktadır. Her karakterde bir kez daha bizi yıllar öncesine götüren bir eser her beyitte gözlerden dökülen yaşlar...
Kitabın temel konusunu ele almak gerekirse: bu kitap da “Mana’dan Madde’ye”, “Gönül’den Akıl’a”, “Soyut’tan Somut’a”, “Değer’den Değersiz’e” bir yol vardır ve akar gider. Ruhtan bedene gelen bir sevgi , ilgi ve malamayet...
Hazine değerinde bilgileri 450 sene sonra tekrardan nakış nakış işlemek, tekrardan okuyucularına öğretmek için çabalamak gerçekten büyük özgüvendir bana göre.
Kitap adı: Yine De Sevdik
Yazar adı : Miraç Çağrı Aktaş
Sayfa sayısı :160
Kitap türü: Deneme// Hayattan kısa kesitler
Kitabın ana teması, sevgi ve sevmek ile ilgili gibi gözükse de değil, kitabın ana teması "Keşkelerimiz" bana göre. Yazar kendi hayatından örnekler vererek konuya gayet güzel vakıf olmuş. Aynı yazarın okumuş olduğum bu ikinci kitabı
"Okurken, iç sesinizle sohbet ettiğinizi düşünürseniz şaşırmayın"
Kitapta kısaca her türlü sevgi ve sevdaya değinmiş, bu ister yar, ister ana, ister baba ister dede ve arkadaş, dost olsun.
Çocukluğunu yaşayamadığından dem vurmuş ve buna karşılık güzel hayaller kuracağından bahsetmiş yazar.
Sevdiği ve değer verdiği insanların ihaneti o kadar sarsmış ki, neredeyse en çok "yaşattığını yaşamadan ölme" cümlesini okuyorsunuz kitabın sayfalarında.
*"Papatyalar çok narin ama dikenli güller için onları ezip geçtiniz" *
Bazen sorgularız değer verdik de ne oldu?
Kısaca bu kitapta da karşılaşıyorsunuz aynı ifade ve durumlarla.
*** "Her şeyi bilmenize gerek yok, üzmeyin birinin acı çekmesine neden olmayın yeter"
Yazar İnsanın en üzüntülü anlarında, genelde söylenen kelimeler, "unutursun ya da alışırsın", olduğundan dem vurmuş.
Sanırım bu durum bizim kültürümüze has bir durum.
***"Sizi olduğu gibi kabul edip seven insanları sevin, kendi menfaatleri için sizi değiştirmeye çalışan insanlardan ise uzak durun"
***"Bahanelere sığınıp sizi ihmal edenler değil, size zaman yaratanlar olsun yanınızda,diyor yazar son olarak. Bu kadar spoiler yeterli.
Kitabı beğendim, kesinlikle tavsiye ediyorum.
Not:" Keşkelere o kadar çok güçlü sarılıyoruz ki, yeri geliyor onlarla saklanıp hayatın en güzel anlarını kaçırıyoruz"
Aylin Özgür
Yine de SevdikMiraç Çağrı Aktaş · Olimpos Yayınları · 20184,496 okunma
"Yol uzun, menzil uzak, kalk ey yolcu!"
Modern dünyanın gürültüsünden sıkılıp, kendi içinize doğru derin bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?
Bu kitap, felsefe ile tasavvufun harmanlandığı muazzam bir arınma rehberi. Yazarın güçlü kalemi, ilk bölümlerde kurduğu felsefi altyapıyı kitabın sonunda kalbe dokunan harika şiirlerle taçlandırıyor.
Neden Okumalısınız? (Olumlu Yönleri):
"Geçer bu debdebe, mülk virane kalır..." diyerek unuttuğumuz o saf şefkati ve merhameti hatırlatıyor.
Ucuz kişisel gelişim formülleri vermek yerine, insanı kendi nefsiyle yüzleştiren gerçekçi bir ayna tutuyor: "Ruh dilemmada, kalp mevcelere mesken."
Kimler Zorlanabilir? (Eleştirel Yönü):
Kitabın dili oldukça zengin, katmanlı ve edebi kavramlarla örülü. Günümüzün hızlı tüketim diline alıştıysanız sizi yavaşlatabilir. Ama kesinlikle sindire sindire okumaya değiyor!
Unutmayın: "Ey yolcu, sanma menzil ıraktır. Nefsini bilene, hakikat her dem nefestir."
Eğer kalp aynanızı kederden arındırmak istiyorsanız, bu esere mutlaka kütüphanenizde yer açın.
Kitaptan kalbime kazınan o son sözle bitireyim:
"Padişah da olsa, sadece amelini alır. Geriye... Bir yaralı kuşa ettiğin merhamet kalır."
Siz bu tarz içsel yolculukları seviyor musunuz? Yorumlarda buluşalım!
Öncelikle 2025 Booker Ödülü (!) kazanan kitabı okuduğumu belirtmeliyim. Ki edebiyatta kalitenin ne kadar düştüğünü daha rahat ifade edebilirim.
Olayların tekduzeliginden mi dem vursam, karakterlerin ne kadar basit anlatildigindan mi? Kurgu diye birşey olmadığını mi söylesem önce? Türk dizileri senaryolarından çok daha saçma ve basit desem herhalde herkes anlar ne demek istediğimi.
Boşa zaman kaybı.
Boşa para.
Boşa kagit masrafi ve onca baskidan sonra doğaya yapılan büyük haksızlık.
Benin dışımda dünyaca ünlü OBSERVER ne demiş biliyor musunuz?
Bir başyapıt.
Ya ben edebiyattan hiç anlamiyorum ya da ödülü verenler.
Edebiyatın başı sağolsun.