Yaşlılar "Gençlerin elinde hep telefon" demek yerine "Gençlerin elinde hep silah bıçak" demeli bence.
Küs nefes...
küsecek kadar sevmeli insan birini o gelince küsmeli: nerdeydin bunca zaman niye sevmedin beni, küsecek kimsem yoktu demeli, o varken de kimseye küsmemeli Haydar Ergülen
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Birinin sana ısrarla güvenmemesine ne demeli acaba ..
Moruk tilkinin ağzında sansar, vakit geceye çeyrek var. Dolanıyor tarlada bağıra bağıra. Desinatör sancılar zihnimi bulandırıyor. Lamba direğiyle bozacağım ebru sanatını. Ne yazık ki bana kalmıyor, saçlarımın yeli yeni bir yorum getiriyor menevişe. "Yanaklarına yaş yumurtlamış gözlerin, tut yoksa kırılacaklar." Bırak öleceğine varsın her biri. Uğraşamam. "Bak şu düşeni gördün mü? Sırtı pek bi kanlı." Kınadır o kına. Yauv bırakır mısın artık gözyaşlarımı dikizlemeyi. "Aa bak şu... Dün gece görmüştüm benzerini." Yumruk istiyorsun sanırım. "Ya şuna ne demeli, rengi şarabi." En iyisi yüzümü yıkayım yoksa senin susacağın yok. Bu kadar da engel olunmaz ki içimin sesine. "Tamam tamam, bırak kırıldıklarıyla kalsınlar. " Başka ne oldu ki zaten. Hep kırıldığımla kaldım.. Neyse. Bunları düşünmenin yararı yok ne şimdi ne de ilerisi için. Ne diyorduk? "Bilmiyorum. Unuttum." Bir kez de işe yarasan olmaz mı? "Kafan çok karışık, hangi birini aklımda tutayım?" Her günlüğüme davetsiz misafir olup kalkıp gitmemeyi biliyorsun ama. "Ne demiştim hatırla." Hafızam çok kötü, unuttum. "Sen var oldukça ben de..." Ha evet o salak cümle. Uyuyalım o zaman senin susacağın yok. "Nasıl istersen.". Başka çaren yok tabii nasıl istersen. Neyse. İyi geceler, Red Kit rüyalar. Uyanınca not al, anlatırsın neler gördüğünü. "Tamam. Sen de." O seni pek ilgilendirmez işte. Neyse neyse laf lafı açıyor, koyun sayıp uyuyalım. "99" E yuh ama. "Sen konuşurken ben uyumaya çalışıyorum ya zaten hep aklında." Bir gün tanımlayacağım seni, herkes şaşıracak. 22 Haziran 2026
"Ethos anthropoi daimon" Kendisinden iki bin yıl önce söylenmiş bir cümleyi kelime oyunu yaparak yeni bir şey söylüyormuş gibi kitap yazanlara ne demeli ? Schopenhauer fırlatıp atmayı öğütlemişti .
Nasıl yaşamalı insan?
Zulüm görünce susmalı mı? Yoksa haykırmalı mı vicdanının avazı kadar? Mazlumdan yana olup, taşın altına elini mi koymalı? Yoksa halının altına mı süpürmeli ezilenlerin feryatlarını toz niyetine? Partizanlık batağına düşüp "Benim partimin yolsuzu senin partininkinden daha hayırlı yolsuz" mu demeli? Yoksa "Yolsuzların yolunda yürüyen kalabalıklardan olacağıma kendi yolumda yalnız yürürüm" mü demeli? Şehit kanıyla yıkanmış Bayrağın formasını giyen şımarık soytarıları yaptıkları her rezillikten sonra "Bizim Çocuklar" diye pışpışlamalı mı;? Yoksa rehavete girmiş sosyetiklere halkın acısını mı anlatmalı her hezimette? Hep içine atıp kanser mi olmalı tüm gamsızların gıcıklıklarını, yoksa canına tak ettiği yerde "Yeter be" diye haykırabilmeli mi? Cehaletin rantlandırıldığı dünyada, sınırları yol, ormanları çöl, halkı tarikatlara kul olmuş bir ülkede yozlaşmayı, yobazlaşmayı alkışlamalı mı? Yoksa "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" diyenlerin izinde aydınlığa mı yürümeli? Uğur Mumcuların, Dursun Önkuzuların, Bahriye Üçokların, Sinan Ateşlerin hunharca katledildiği kentte pavyon naraları atan avamın türlü iğrençliklerine körü, sağırı, dilsizi mi oynamalı? Yoksa Besim Tibuk gibi Allah'ın belası kente Allah'ın belası kent diyecek cesareti mi göstermeli? Susanlar, pusanlar, tırsanlar bu kadar çokken, konuşan bir kişilik azınlık bir kente, bir ülkeye, bir dünyaya batmamalı mı artık? "Linç ne zaman biter?" diye sormalı mı? "Bilinç ne zaman yeşerir?" diye sorgulamalı mı? "Etekliler badboyperestliğe tövbe edip ne zaman insanlığa meyleder?" diye meraklanmalı mı? "Badboylar ne zaman insan taklidi yapmayı öğrenir?" diye hayal kurmalı mı? "İnsan nedir?" diye "İnsan neye denir?" diye ve "İnsan dediğimiz canlı nasıl yaşamalıdır?" diye insanı, insana, insanca sormalı mı?
Doktor MBC soruyor