7/10
·248 syf.··
2026 27. kitabı
Kitapta, siyah ve beyazların savaşının iki taraf için nasıl olduğundan nasıl ortaya çıktığından bahsediliyor. Böyle bir konunun mizahi bir şekilde yazılmış olması ilgimi çekti açıkçası. Yıllar önce beyaz bir kadının iftirasıyla lince uğrayarak öldürülen siyahi çocuğun ruhunun intikam almaya geldiği bile düşünülüyor. Fakat kartopu etkisiyle cinayetler o kadar önü alınamaz boyuta geliyor ki kimse ne yapacağını bilemez duruma geliyor. İsimlerin kurşun kalemle yazılarak, birer isim olmaktan daha fazla anlam ifade ettiğinin vurgulanması güzel bir ayrıntıydı bence. Ayrıca Trump için yazılanları oldukça cesur ve realist buldum. :) Ek olarak siyah ve beyaz çatışması hakkında okuduğum en etkileyici kitaplardan biri Colson Whitehead- Yeraltı Demiryolu idi. Şiddetle tavsiye ediyorum.
AğaçlarPercival Everett · Sia Kitap · 2023144 okunma
9/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
Bu invelemeyi kendime not düşmek için yazıyorum sadece. Müthiş bir kitap çünkü. 3 güzel yürekli çocuğun babasının başına kötü bir olay gelmesiyle demiryolu yakınında bir eve taşınmasıyla başlıyor macera. Güzel bir büyüme yolculuğuna şahit oluyoruz. Tren rayları etrafında sürükleyici bir hikaye. Bir sürü olay geliyor başlarına; iyi, kötü, heyecanlı. Bir çocuk kitabı mıdır bilmiyorum ama nedense küçükken okuduğum Kahraman Fenerciler'i getirdi aklıma. Bizim Türk Edebiyatı'nda var mı acaba böyle hikayeler? Velhasıl iyi kitap, güzel kitap
Demiryolu ÇocuklarıEdith Nesbit · Kırmızı Kedi Yayınları · 20202,638 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çölde isyan (T.E Lawrence)
9/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Kitabın Özeti Çölde İsyan, I. Dünya Savaşı yıllarında İngiliz destekli Arap İsyanı'nı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Ortadoğu'yu kaybedişini anlatan, Lawrence'ın günlüğünden esinlenilmiş tarihsel bir eserdir. Şerif Hüseyin ve oğullarının başlattığı ayaklanmanın perde arkasındaki İngiliz desteğinin başrol oyuncularından biri de Lawrence'tır. Ayrıca Lawrence, günlüğünde zorlu çöl yolculuklarını, Arap kabilelerini nasıl birleştirdiğini ve Osmanlı'nın Hicaz Demiryolu üzerindeki asker, yolcu ve erzak taşıyan trenlerini nasıl havaya uçurduklarını ayrıntılı şekilde anlatmaktadır. Bunun yanı sıra, irili ufaklı 79 köprünün yıkılması gibi birçok olaya da yer vermektedir. Bu konu çok merak ettiğim bir konuydu ve sonunda kitabı okuma fırsatı buldum. Meğer bu konuda daha önce dinlediklerim oldukça basit ve yüzeyselmiş. Tarihin bu önemli dönemini daha yakından anlamak isteyenlere kitabı mutlaka tavsiye ediyorum. Lawrence aynı zamanda coğrafyayı, özellikle de çölü, çok iyi gözlemlemiş. Bu kitabı okurken bölgeyi iyi analiz etmek gerektiğini düşünüyorum. Hicaz, Ürdün, Şam yolu, Medine'nin çevresi, Yanbu'nun kıyıları ve Deraa gibi birçok yer kitapta sıkça geçiyor. Osmanlı'nın nerelere demiryolları ve köprüler inşa ettiğini görmek, kitabı okurken haritayı açıp bölgeyi incelemek, anlatılan olayları daha iyi anlamaya ve analiz etmeye yardımcı oluyor. Coğrafya bilmek bu noktada gerçekten çok önemli; hatta kitabın tam anlamıyla anlaşılabilmesi için vazgeçilmez bir unsur diyebilirim.
Tarih
Çölde İsyanT. E. Lawrence · Kronik Kitap · 2023207 okunma
8/10
·264 syf.··
2026 167. kitabı
Soru 7 #okudumbitti Kitabı bitirdiğimde elimde tek bir duygu kalmadı; iç içe geçmiş bir sürü his vardı. Hem boğazım düğümlüydü hem de zihnim inanılmaz canlıydı. Richard Flanagan’ı ilk kez okuyorum ama şu an şunu net söyleyebilirim: Bu adamın kalemi “anlatmıyor”, hatırlatıyor. Sanki birinin yıllardır konuşamadığı bir şeyi, doğru yerinden tutup usul usul açması gibi… Kitabın merkezinde babanın savaş esareti var ama okurken anlıyorsunuz ki mesele yalnızca savaş değil; hafızanın kendisi. Bazı insanlar yaşadıklarını anlatamaz… çünkü anlatmak, tekrar yaşamak gibi gelir. Flanagan tam da o sessizliğin peşine düşüyor. Babasının hiç söz etmediği yılları kurcalarken aslında kendi hayatına, çocukluğuna, ailesinin kırılgan yerlerine de dokunuyor. Bu yönüyle kitap çok “insan”: Merak ediyor, çekiniyor, utanıyor, kızıyor, özlüyor… Ve okur olarak siz de onunla birlikte o duyguların içinden geçiyorsunuz. Benim en etkilendiğim taraf, kitabın “büyük tarih” ile “küçük hayat”ı aynı cümlede buluşturabilmesi oldu. Bir yanda kamplar, kömür madenleri, ölüm demiryolu gibi insanın içini karartan gerçeklik; diğer yanda bir oğulun babasına dair tamamlayamadığı boşluklar… Sonra bir bakıyorsunuz, o kişisel hikâye sizi Hiroşima’ya, bilime, edebiyata, insanlığın aklıyla yaptığı yıkıma kadar götürüyor. Üstelik bunu kuru bilgiyle değil, lirik bir akışla yapıyor. Bazı bölümlerde “ben şimdi ne okuyorum?” diye düşündüm; sonra da “tamam, hayat da böyle zaten” dedim: Tek bir türe sığmıyor, tek bir duyguya sığmıyor. Kitabın dili (çevirisiyle birlikte) bence en büyük gücü: Sert olayları anlatırken bile metin bağırmıyor; daha çok içeriden konuşuyor. Bu da etkisini artırıyor. Bir yerden sonra okurken sadece “anlamak” istemiyorsunuz, “tanıklık” ediyorsunuz. Ve kitap bittiğinde, sanki siz de bir süre bir
Soru 7Richard Flanagan · Sia Kitap · 20268 okunma
9/10
·622 syf.··
2026 16. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Mart 2026 00:31
Yüzyıllar boyunca “tembelliği” ile bilinen Oblomov karakteri yalnızca uyuşuk bir insan tiplemesi değil, aynı zamanda toplumsal ataleti temsil eden bir semboldür. Yazar, dönemin kapitalist düzene uyum sağlayamayan, pasifleşmiş ve yabancılaşmış insanını eleştirmek için böyle bir karakter oluşturmuştur. Bu bağlamda Oblomov detaylı olarak incelendiğinde, onun eylemsizliği basit bir “tembellik” olmaktan ziyade bir düşünce yapısı ve yaşayış biçimi olarak nitelendirilebilir. Oblomov, daha eserin en başında okuyucuyu yatakta karşılar; başında iki önemli problem olmasına karşın bu problemleri çözmek için harekete geçemez. Eylemleri yalnızca zihninde kalır. Oblomov’un problemler karşısındaki bu pasifliği, onun çocukluk yıllarına dayanır. Oblomovka’da geçen çocukluk yılları; uşaklar ve bakıcılar arasında, “el bebek gül bebek” bir şekilde geçmiştir. En küçük sorumlulukları bile başkaları tarafından yerine getirilerek büyütülmüştür. Kendi ayakkabı bağcığını bile bağlamadan büyüyen bu çocuk, yetişkinlik yıllarında da karşısına çıkan her sorunda yalnızca düşünmekle kalmakta, harekete geçememektedir. Oblomov sıkıntıları üzerine düşünürken dairesine gidip gelen arkadaşları vardır. Bu arkadaşlarının kimi derdini, kimi ise sevincini ve heyecanını Oblomov’a aktarır; ancak sıra onun kendi sorunlarını paylaşmasına ve fikir almasına geldiğinde, dostlarının ilgisinin azaldığı, onu tam anlamıyla dinlemeden ortamdan ayrıldıkları görülür. Bu durum, yalnızca bireysel bir ilgisizlikten ziyade dönemin toplumsal yapısına dair önemli bir eleştiri sunar. Yazar burada ilişkilerin ne kadar yüzeyselleştiğini, empatiden yoksun olduğunu okuyucuya sunar. Herkes kendi derdinin peşindedir; ancak kimse diğer insanların duygularına kulak vermemektedir. Eserde toplumsal eleştiri, Oblomov ile Ştolts’un temsil
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma
Mankurtlaştık mı ?
9/10
·400 syf.··
2026 35. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 17:30
Cengiz Aytmatov 'un kitaplarını bitirdiğimde her zaman çok etkilenirim ve bir süre boşlukta kalırım. Bu kitaba başladığımda da beğeneceğimi biliyordum. Alışık olduğum temadan biraz farklı olarak bu kitapta bazı kısımlarda bilim-kurgu ögeleri (uzaylılar) vardı. Alışık olmadığımdan bunları okumak beni şaşırttı ama sevdim. Hikayemiz yine bozkırın içinde yaşanan acılar, verilen mücadeleler ile ilgili. Issız bir demiryolu yerleşiminde görev yapan bir avuç insan etrafında dönüyor olaylar. Demiryolu işine yıllarını vermiş bir adamın vefatı sonucu, onu Ana-Beyit denilen kutsal mezarlığa gömmek isteyen yakınlarının, dönemin Sovyet Rusyası tarafından o bölgeye yapılmış olan uzay üssü nedeniyle kendi topraklarına alınmamalarının hikayesi. Kendi topraklarında yabancı sayılan bir halk görüyoruz burada. Cengiz Aytmatov'un olay örgüsünün içine ustaca yerleştirdiği efsaneler muhteşemdi. Özellikle Mankurt olayı beni çok etkiledi. Günümüzde bu kavram milli benliğini kaybetmiş olan insanlar için kullanılıyormuş (mankurtlaşma). Kitapta anlatılan ise insanlar saçları kazınıp başlarına yaş deve derisi geçirilip sıcakta bırakılıyor ve bu işkence yöntemi insanların hafızalarını tamamen kaybedip köleleşmesine neden oluyor. Köleleşen bu insanlara mankurt deniyor. Kazak türklerinin o dönemde yaşadığı Rus baskısı da kitapta oldukça etkileyici bir şekilde anlatılıyor. Beni etkileyen bir alıntı ile devam edeyim: "- Biz, bizgoy karagım. Ana-Beyit'ke cetpey turıp kaldık. Kalay da bolsa yardımdeş karagım... - Benimle Rusça konuşun lütfen, şu anda görevimin başındayım." Kendi dilini bile konuşmaya korkan bir insan çoktan mankurtlaşmamış mıdır? Aytmatov bu konuya nokta atışı vurgular yapıyor. Kitapta bahsi geçen heybetli deve Karanar'ın taşkınlıkları da beni yer yer güldürdü gerçekten. Bence herkes
Gün Olur Asra BedelCengiz Aytmatov · Elips Kitap · 200556,1bin okunma