“Kendimi çocukluk lakabımı kullanarak adlandırmamın bir sebebi de kendime bir bilim adamının aynı zamanda tam bir çocuk gibi olması gerektiğini hatırlatmak. Eğer bir şey görürse onu gördüğünü söylemeli, bu şey göreceğini sandığı şey olsa da olmasa da. Önce görmeli, sonra düşünmeli, denemeli. Ama her zaman önce görmeli. Aksi takdirde yalnızca beklediğiniz şeyleri görürsünüz. Birçok bilim adamı bunu unutur.
İşte böyle canım evladım. İnsan her şeyi kendisi denemeli, kendisi yaşamalı, her şeyi kendi kendine öğrenmeli. Sen kendin öğrenmedin mi, kimse sana bir şey öğretemez.
Bir şey akla ziyan ise kalbe fayda verir mi? Belki insan gönlüyle düşünmeyi, aklıyla hissetmeyi denemeli; tevekkül ve sezgiden sarfınazar etmeden yol almalı? Zira tek başına ne akıl yeter hayatı kavramaya ne de gönül...
Sevgi, narsisizmin hemen hemen olmadığı alçakgönüllülüğün, nesnelliğin ve düşüncenin gelişmekte olduğu yerde vardır. Kişi tüm yaşamını bu amaca adamalıdır. Sevgi gibi alçakgönüllülük ve nesnellik de birbirinden ayrılmaz. Eğer ben bir yabancı hakkında nesnel olamıyorsam ailem için de olamam;bunun tersi de geçerlidir. Eğer sevme sanatını öğrenmek istiyorsam, her durumda nesnel olmayı denemeli, nesnel olamadığım durumlara karşı da duyarlı olmalıyım. Karşımdaki kişi hakkında kendi ilgi, gereksinim ve korkularımı işe karıştırmadan o kişinin gerçek kişiliğiyle, narsist düşüncelerimle çarptırılmış kendi oluşturduğum kişiliği arasındaki farkı görmeliyim.
Bir şey akla ziyan ise kalbe fayda verir mi? Belki insan gönlüyle düşünmeyi, aklıyla hissetmeyi denemeli; tevekkül ve sezgiden sarfınazar etmeden yol almalı? Zira tek başına ne akıl yeter hayatı kavramaya ne de gönül...