Carl Jung - Çocukluk dönemi
Bir gün okuldan sonra Carl Jung, bir katedralin bulunduğu meydana gitti. Gökyüzü masmaviydi ve güneş ışığı katedralin çatısından yansıyordu. Manzaranın güzelliği Jung'u büyüledi. Sonra korkunç, günahkar bir düşüncenin yaklaştığını hissetti ve onu zihninden uzaklaştırmak için çok çabaladı. Birkaç gün boyunca çok acı çekti, uyuyamadı ve kabuslarla işkence gördü. Sonunda, Adem ve Havva'nın günah işlemesini isteyenin Tanrı olduğunu anladığı gibi, bu düşüncelere sahip olmasını da Tanrı'nın istediği sonucuna vardı. Bu fikre odaklandığında, Tanrı'nın tahtında otururken mutlak gücüyle katedralin üzerine pislediğini, yeni çatısını parçaladığını ve tamamen yok ettiğini gördü. Bu vizyondan sonra Jung, daha önce hiç yaşamadığı bir mutluluk ve rahatlama hissetti. Bunun, İncil ve Kilise'nin ötesinde duran yaşayan Tanrı'nın doğrudan deneyimi olduğuna inanıyordu. Babasının eksikliğinin, Kilise ve Kutsal Yazıların ötesinde yaşayan Tanrı'nın bu anlık ve doğrudan hissi olduğunu fark etti. Jung, ilk komünyon ayininde kiliseyle ilgili bir başka hayal kırıklığı daha yaşadı. Ona bunun büyük bir ruhani deneyim olacağı söylenmişti, ancak hiçbir şey hissetmedi. Şöyle dedi: “Benim için bu, dinin ve Tanrı'nın yokluğu anlamına geliyordu. Kilise artık gidebileceğim bir yer değildi. Orada benim için artık hayat yoktu, sadece ölüm vardı.”
görünmeden yaşamak isterdi, kara söğütlerdeki kuş gibi.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Gece olabildiğince geç uyumak, vücudun kişiden bağımsız topyekün baş kaldırısı olarak gerçekleşebilir. İstekleri dinlenilmemiş, ihtiyaçları göz ardı edilmiş, günü verimsiz geçirmiş vücut tüm organlarıyla birlikte istek, ihtiyaç ve anlam tatmini için güne devam etmek ister. Gece uyku ihtiyacı baskındır fakat gün içindeki istek, ihtiyaç ve anlam tatminsizliği uyku ihtiyacını bastırabilir. Birey uyumak ile uyumamak arasında kontrolü kaybeder. Bilinçaltının yönlendirmesinde verimsiz günü uzatırken bir mucize, en azından o güne anlam katacak bir deneyim bekler. Günü uzatmanın verimi artıracağı görüşü yanlıştır, fakat gün içerisinde istek, ihtiyaç ve anlam tatmini olmayan bireyin kendini cezalandırma ya da eksiklikleri tamamlama çabası olarak çeşitli işlevlere sahip olabilir. Belki de gecenin yoğun sorgulamaları gündüzün sığ yaşantılarında artıyor. Bunun için insan kendisini dinlemeli ve günün her saatinde kendisine kulak vermeli.
DOMINANCE – SUBMISSION Ben buna kısaca “Punish me sendromu” diyorum. Uzun yıllar bir erkeği sadece içimde yaşadım. Onu gerçek haliyle değil, zihnimde büyüttüğüm haliyle sevdim. Bekledim, sustum, çoğu şeyi içimde biriktirdim. Ve bu uzun bekleyişin içinde aşk, benim için “sakin bir his” olmaktan çıktı.İçimde nabzı olan bir şeye dönüştü; yaklaştıkça derinleşen, uzaklaştıkça büyüyen bir çekime,daha çok yoğun, kontrolü zor, beni tamamen ele geçiren... Onunla gerçek bir yakınlık ihtimali doğduğunda ise, içimde bir şey “normal” olanı yeterli bulmadı. Çünkü ben zaten yıllarca normal bir yerden değil, hayal gücümün en uç yerinden sevmiştim. O yüzden yakınlık başladığında sıradan bir temas değil; tamamen teslim olabileceğim, kendimi bırakabileceğim bir deneyim aradım. Kamçı, kelepçe, kölelik gibi imgeler benim için fiziksel şeylerden çok daha fazlasıydı. Ben yıllarca duyguyu tek başıma taşıdığım için, birine gerçekten yaklaştığımda “ben artık taşımak istemiyorum” noktasına geldim. Bazen sevginin sıradan bir şekilde yaşanmasına inanamıyorum. Çünkü içimde büyüttüğüm aşk hep aşırıydı, hep yoğundu, hep uçlardaydı. Ama zamanla şunu fark etmeye başladım: Benim istediğim şey aslında acı ya da sertlik değil. Benim istediğim şey; tam teslimiyet, görülmek ve kontrolü güvenle bırakabilmek. Bazen içimde yükselen şey sadece aşk değil; teslim olma isteğiyle karışmış bir çekim. Ve o çekim bazen şu cümleye dönüşüyor: “Beni biraz daha yakına çek… ama ben kendi isteğimle sende eriyeyim.”
“Çünkü şiirler, sanıldığı gibi duygular değil; deneyimlerdir.” — Malte Laurids Brigge’nin Notları, Rainer Maria Rilke
Hayata Dair
Eşsiz bir kitap, size pek çok deneyim bırakmalı ve sonunda sizi hafifçe yorgun düşürmeli. Çünkü okurken birkaç hayat yaşıyorsunuz.