Bir de konfor alanı mevzusu var. Modern dünyada popüler içerikler bize hep “Konfor alanından çık!” diyor. Çık da nereye gideceksin? Konfor alanı bizim yıllarca kurmaya çalıştığımız bir denge hâlidir. Yatağımız rahattır, çayımız sıcaktır, sevdiklerimiz yanımızdadır. Bunu sanki bir kusur gibi sunan bir kültürle yaşıyoruz. “Konfor seni öldürür,” diyorlar, sanki konfor diye yaşadığımız şey lüks bir tatil köyüymüş de biz de sabah akşam ekmek elden su gölden sadece yiyip içiyormuşuz gibi. Hâlbuki konfor alanı kötü değildir, sürekli oradan çıkmak zorunda hissetmek insanın huzurlu hissetmesini engeller.
Rose gülümsedi.
Kastettiğim maddi durumunuz ya da banka hesabınız değil, yaşamınızın anlamının ve kendinizle ve duygularınızla nasıl başa çıkacağınızın bulunması. "
Kontrolsüz nüfus artışı fosil enerji kaynaklarının tükenmeye başlaması son 60 yılda gıda için sulanan Toprak miktarının 4 katına çıkması su kaynaklarının %70'inin bu toprakların sulamasında kullanılıyor olması ve sürekli devam eden bir tüketim hali dünya için tedbirler almayı mecbur kılmaktadır.
Artan nüfus Japonya ve Güney Kore haricinde genellikle Doğu toplumlarında gerçekleşmiş ve bu aşırı nüfus ise çalışan insanların düşük ücret almasını kadınların da iş yaşamına dahil olmasıyla yüksek işsizlik rakamlarını ve yüksek oranlarda sınır ötesi göçleri de beraberinde getirmiştir.
Aslına bakılırsa nüfus sorunu bile kültürel bir problemdir ve toplumların eğitim düzeyleri arttıkça bireyler medeniyete uyum sağladıkça bu artış hızı da azalacaktır.
2050'de dünya için beklenen nüfus 9-10 milyar arasındadır ve bu sayıda denge bulacağını iddia eden sosyal bilimcilerde vardır.
Peki son 60 yılda neredeyse 3 katına çıkan nüfus ortalama yaşam süresi artmışken tıp gelişmiş gıda sorunu endüstriyel tarımla çözümlenmiş ve ortada Büyük bir savaş ihtimali bile yokken ve nüfus olarak sürekli artıyor olmayı kültürel alışkanlıkları haline getirmiş Bu kadar Ulus varken nasıl olacak da kalan sürede sadece 2 milyar artacaktır?
Küreselleşen dünya bir medeniyet projesidir birçok kültür değişime uğramaktadır ve haliyle geçmişten getirdikleri birçok alışkanlık ortadan kalkacaktır kalkmalıdır.
Küreselleşme süreci her ülkeye farklı türden gerçekleri dayatmaktadır ve bütün kültürlerin kendilerine göre artıları ve eksileri vardır.
Bir kadının gittiği, evden belli olur. Kadın giderken düzeni götürür bir kere. Yaşayan ev sarsılır. Ev dediğiniz şey küçük büyük elementlerden oluşur. Kadın olan evde, erkeğin anlayamayacağı bir denge vardır elementler arasında. Erkek her birine vakıf olduğunu düşünse bile, onların nasıl bir uyumla işlediğini bilemez. Kadın gidince evin dokusu bozulur, susuz kalmış çiçeğe benzer, solar. Küçük şeylerin izi silinir. Eşyanın dili tutulur, ev sağırlaşır.
Ey Nebi, şu halime bak!Nasıl ki bağı yanar, gün kızınca, sahranın; Benim de ruhumu yaktıkça yaktı ayrılığın! Tertemiz makamına can atmak istedim durdum; Gerildi karşıma yıllarca ailem, yurdum. "Dayan!" dediler... Ama hangi zamana kadar? Tahammül bitmez değil ki, onun da bir sonu var! Gözümde tüttü bu andıkça yandığım toprak;
❝
Postmodernizm, Modernizmin “ötekine tahakküm' dizgesini, daha iyi bir özne-nesne, hatta, özne-özne ilişkisine dönüştürmeyi amaçlar. Bu amaç doğrultusunda ve ekolojik denge kaygısıyla, her şeye ben yani özne payesi verir.
❞