9/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 00:00
Aklın Rüyası, felsefe tarihi yazımı içinde “okunabilirlik” ile “tarihsel ciddiyet” arasındaki nadir denge noktalarından birinde duruyor. Kitap, Antik Yunan’dan Rönesans’a kadar Batı düşüncesini kronolojik bir hikâye gibi anlatmakta. Bunu da fikirlerin birbirini nasıl doğurduğunu gösteren bir entelektüel anlatı olarak yapıyor. Gottlieb, filozofları kutsal figürler gibi ele almıyor; onları hata yapan, tartışan, kimi zaman da açıkça yanılan insanlar olarak sunuyor. Bu tavır, metni daha “insani” yapmış ama bazı cümlelerini de itiraza açık bırakmış. Bu yüzden zaman zaman "Haydi ya öyle miymiş!" cümlesini kurarken buldum kendimi. Platon ve Aristoteles bölümleri kitabın omurgası sayılabilir. Gottlieb burada hem açıklayıcı hem de eleştirel bir yaklaşım göstermiş. Platon’un ideal dünyasını tarihsel bağlamına yerleştirirken, Aristoteles’i daha sistematik ve “bilimsel düşünceye yakın” bir figür olarak göstermiş. Sonuç olarak kitap, felsefeye teknik uzmanlıkla değil, tarihsel bir merakla yaklaşanlar için yararlı olabilecek bir başlangıç olabilir. Felsefe tarihine aşinaysanız şaşırtıcı cümleler okuyabilirsiniz.
Aklın RüyasıAnthony Gottlieb · Vakıfbank Kültür Yayınları · 20252 okunma
Üç Büyük Usta, Üç Büyük Dünya
Puan vermedi·228 syf.··
2026 52. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 17:05
Stefan Zweig'ın güçlü ve etkileyici üslubuyla kaleme aldığı Üç Büyük Usta adlı eserinde; Balzac, Dickens ve Dostoyevski'nin yalnızca edebî kişiliklerini değil, onların ruh dünyalarını, hayat mücadelelerini ve edebiyat tarihindeki yerlerini de okuyoruz. Zweig, bu üç büyük yazarı kuru bir biyografi anlayışıyla anlatmıyor; eserleriyle hayatları arasındaki bağı ortaya koyarak onları adeta yeniden inşa ediyor. Bir yanda Napolyon hayranlığıyla şekillenmiş, yarattığı karakterler aracılığıyla dünyayı fethetmeye çalışan toplumcu yazar Balzac vardır. Zweig, Balzac'ın romanlarını oluştururken benimsediği hayat anlayışını şu sözlerle özetler: "Onun yaşantısı yarattığı kişilerin zevklerine tutkuyla katılmaktan ibarettir." (s. 27) Balzac'ı ilgilendiren insanlar; tutkulu, ihtiraslı ve hayatı bütün şiddetiyle yaşayan insanlardır. Kendisi de tıpkı hayranı olduğu Napolyon gibi, bu kez ordularla değil kalemiyle dünyaya hükmetmek istemiştir. Dickens ise Viktorya döneminin çocuğudur. Disiplinin, aile değerlerinin, çalışkanlığın ve dindarlığın yüceltildiği; fakat aynı zamanda sınıf eşitsizliklerinin, yoksulluğun ve sosyal adaletsizliklerin de derinden hissedildiği bir çağda yetişmiştir. Bu sebeple eserlerinde toplumsal sorunlara sıkça yer verir. Ancak Dickens bir devrimci değildir. O, sistemi yıkmayı değil, aksayan yönlerini düzeltmeyi amaçlar. Gelenek ile değişim arasında bir denge kurmaya çalışır. Zweig'in dikkat çektiği önemli noktalardan biri de budur: Deha ile geleneğin çoğu zaman birbirine zıt kavramlar olarak görülmesine rağmen Dickens, bu iki unsuru eserlerinde büyük bir ustalıkla bir araya getirebilmiştir. Kitabın en etkileyici bölümü ise hiç şüphesiz Dostoyevski'ye ayrılan kısımdır. Zweig'in yaklaşık yüz yirmi sayfalık kapsamlı incelemesi, yalnızca bir yazar portresi değil,
Üç Büyük UstaStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20256,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi
"İnsanlar büyük bir apartmana benzeyen zihnimizin sadece bir veya iki katında yaşıyor, gerisini unutuyorlar." Ruhun Yaralı Şifacısı Bazı kitaplar sadece bilgi vermez, insanın içine dokunur... Ruhun Yaralı Şifacısı benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Sindire sindire okuduğum bir kitap oldu. Jung'u sadece bir psikolog olarak değil, kendi yaralarıyla yüzleşmiş bir insan olarak okumak çok etkileyiciydi. Hayatındaki insanlar da en az fikirleri kadar derin... Toni Wolff ile olan bağı, eşi Emma ile kurduğu denge... Hepsi o kadar insani ve bir o kadar karmaşık ki. Ama buna rağmen ilişkilerindeki saygı ve sınır duygusu gerçekten düşündürücüydü. Kitabın en çarpıcı kısmı ise geçirdiği kalp krizi sonrası yaşadıklarıydı. O mistik deneyimler, ölüm ve sonrası üzerine bakış açısını tamamen değiştiriyor. Okurken insan ister istemez kendi varoluşunu sorguluyor. Sakin ama derin bir kitap. Jung'u daha yakından tanımak ve biraz da kendine bakmak isteyenlere kesinlikle öneririm..
Ruhun Yaralı Şifacısı Carl JungClaire Dunne · Doğan Novus · 2022436 okunma
8/10
·224 syf.··
2026 170. kitabı
Lanetler Kitabı #okudumbitti Masum görünen bir şeyin (evet, bir kitabın!) içinden kocaman bir macera fışkırması… Ve bunu yaparken hem ürpertip hem de kalbi sıcacık tutmayı başarması. Fable’ın Larkmoor’daki “fazla sakin” hayatını okurken bile içten içe bir şeylerin ters gideceğini hissediyorsunuz. Çünkü Fable’ın içinde saklanan o kıvılcım var; bir yandan merak, bir yandan kontrol altında tutulmuş güç… Derken o tuhaf kitap ortaya çıkınca olaylar bir anda kontrolden çıkıyor ve kuzeninin sayfalara çekilmesiyle ben de Fable’la birlikte “geri dönüş var mı?” dedirten bir yolculuğa savruldum. Kitabın en sevdiğim tarafı: büyülü dünyanın sadece “ışıltılı” değil, aynı zamanda tekinsiz ve gizemli oluşu. Orman sahnelerinde gerçek bir tehdit duygusu var; ama karanlığın ortasında bile umudu diri tutan dostluklar var. Fable’ın yol boyunca tanıştığı karakterler öyle güzel yazılmış ki, aralarındaki bağın yavaş yavaş kurulmasını izlemek ayrı keyif. Yer yer gülümseten küçük detaylar da var ve bu denge kitabı çok akıcı yapıyor. Fable’ın cesur bir “kahraman” olarak değil de, korksa da yürüyen, hata yapsa da denemekten vazgeçmeyen biri olarak çizilmesini ayrıca sevdim. Bence bu, genç okur için çok kıymetli: “güç” dediğimiz şey bazen sihirden değil, sevdiklerini bırakmamaktan geliyor. Bu yazarla ilk tanışmam oldu ve kalemini gerçekten çok sevdim. Dil akıyor, sahneler gözünüzün önünde canlanıyor, bölüm sonları “bir sayfa daha” diye diye ilerletiyor. Final de tam seri başlangıcı gibi: hem tatmin ediyor hem de “devamında neler olacak?” merakını cebinize koyuyor. Fantastik seven, macera ve dostluk temalı hikâyelerde kaybolmayı seven 10-12 yaş ve üzeri okurlara (ve içindeki çocuğu hâlâ büyütmeyenlere) gönül rahatlığıyla öneririm. @teraskitap #LanetlerKitabı #Starfell
Lanetler KitabıJessica Renwick · Teras Kitap · 20261 okunma
Kongarizm
9/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 78. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 22:28
Koskoca bir Kongarizm okudum Emre Kongar hoca, hocaların hocası; hayata dair çok şeyi öyle güzel özetlemiş ki... O eğitici dili, donanımı, bilgisini sadeleştirerek herkesin anlayacağı seviyede madde madde döktürmüş. Tecrübelerini paylamış. Bu ülkeye katkısı olan nice değerlerin yaşamından bazı örnekler vermiş. Takdire şayan gerçekten. Kitabı dört bölüme ayırmış. Hayat, aşk, başarı, mutluluk. Her bölümde çıkaraılacak öyle güzel dersler var ki.. Kesinlikle okunmaya değer. Kendinize birşeyler katmak istiyorsanız. Evrendeki denge, dengesizlik, diyalektiğine sıkça yer vermiş ki hayatınızda denge sorunu olmasın diye. Bir de belirtmeden geçemeyeceğim. Kendi tabiriyle "Deli Dumrul Hastalığı" bir deyimi var ; hicivle birlikte bu deyimini çok kullanmış. Bence renk katmış. Çok beğenerek okudum. Kesinlikle tavsiye ederim.. Keyifle okunsun.
1000Kitap
Hayat Yaşadığına DeğsinEmre Kongar · Remzi Kitabevi · 202525 okunma
10/10
·204 syf.··
2026 67. kitabı
Oğullar ve Rencide Ruhlar kara mizahı, polisiye kurguyu ve çocuk bakış açısını aynı potada eriterek oldukça özgün bir anlatı kuruyor. Romanın merkezinde, yaşına göre fazlasıyla zeki ve alaycı bir çocuk olan Alper Kamu var; ama bu çocukluk, bildiğimiz “masumiyet”ten çok uzak. Hikâye, bir cinayet soruşturması etrafında şekilleniyor gibi başlasa da aslında asıl mesele suçun kendisinden çok, insanların iç dünyasındaki kırılmalar. Alper Kamu’nun yetişkinlere taş çıkaran gözlemleri, olayları hem komik hem de rahatsız edici bir açıklıkla görmemizi sağlıyor. Spoilerlı tarafta ise roman giderek daha karanlık bir tona kayıyor: aile içi çatışmalar, bastırılmış travmalar ve yetişkinlerin sandığımızdan çok daha “eksik” ve dağınık olduğu gerçeği yavaş yavaş açığa çıkıyor. Cinayetin çözümü sadece “katil kim?” sorusunu değil, “insanlar neden bu hale geliyor?” sorusunu da beraberinde getiriyor. Finaldeki çözüm ise klasik polisiye tatmininden çok, duygusal bir boşluk ve ironik bir burukluk bırakıyor. Oğullar ve Rencide Ruhlar en çok da diliyle öne çıkıyor: esprili, keskin ve zaman zaman acımasız. Mizahın arkasında sürekli bir kırılganlık hissi var. Bu da kitabı sadece eğlenceli bir polisiye değil, aynı zamanda insan ruhuna dair rahatsız edici derecede dürüst bir hikâye haline getiriyor. Sonuç olarak roman, hem güldüren hem de içten içe huzursuz eden bir denge kuruyor; bittiğinde ise akılda en çok “çocukluk gerçekten masum mu?” sorusu kalıyor.
Oğullar ve Rencide RuhlarAlper Canıgüz · İletişim Yayınları · 202013,2bin okunma