dedikodu yaptılar, arkadan attılar yüze güldüler, bir gün iki gün, baktı ki Selim, olmayacak, kendine bir kabuk yaptı, kale gibi, kabuğuna çekildi, muhkem.
youtu.be/U4f2-t52Cm8
Şarkıyla daha yeni tanıştım, melodisi kafamda döngüye aldı kendisini...
akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım
Kitap, feminizmin "kadın" öznesi tarafından ele alındığında kavramsal olarak yetersizliğiyle çelişkiye uğraması sonucu feminizm eleştirisiyle başlıyor. Buradan yola çıkarak yazar asıl inceleme yapmak istediği kısma çekiyor okları. Cinsiyet mefhumunun sorgulanması ve toplumsal cinsiyet ile cinsiyet arasındaki ayrım sorgulanıyor kitap boyunca.
Şahsen kitaba başlarken feminizmin kadınların sorunları, çözüm önerileri gibi konularda daha temelli bilgi sahibi olacağım beklentisi vardı. Fakat kitapta "kadın" dediğimiz öznenin -tıpkı erkek gibi- edimsel değil olumsal olduğu, kültürel imlemelerle yaratılan bir toplumsal cinsiyetin cinsiyete yansıması olarak vuku bulduğu savunularak modern feminizm inceleniyor açıkçası. Yani hiç beklemediğim ve üzerinde gerçekten önceden düşünmediğim bir konuya aniden atılmış bulundum, bu açıdan güzel bir okuma oldu.
Cinsiyetin performatif yapısını oluşturan hegamonyanın siyasi iktidar çevrelerince beslendiği ve yaratıldığı savunularak toplumsal cinsiyet açıklanılmaya çalışılıyor. Dil burada insanın çoktan bilinçdışına itilmiş bir olgunun konuşulmayan ve böylece var olmamış veya bilinmez addedilen bir paradoksun asıl sebebi olarak konumlanıyor. Yani olumsal cinsiyet üzerinden heteroseksüel beslenim aslında birçok temelleri olan ve üreme olgusu üzerinden siyasi çevrelerce koşullandırılmış toplumsal norm biçimini alır. Eşcinselliğin ise giderek heteroseksüellik etrafında şekillenen bir karşı çıkma biçimi olarak ele alındığında savunduğu "doğal yapısını" çelişkiye düşürür. Çünkü bu sefer heteroseksüel yapıya bağlı kaldığı eleştirilir kitapta ve bunu geliştirmeye çalışır yazar.
Eşcinsellik, eril-dişil benliğin erkek ve kadın bedenleriyle özdeşleştirilmesi sorunu ve bunun üzerinden yaratılan daha az karmaşık heteroseksüellik ve