Sabahattin Ali, bir insan bir insana elbette yeterdi peki ya o da olmayınca, diye soruyor.
Düşünüyorum bazen Sabahattin Ali hangi yalnızlığın hangi eksikliğin ardından bu cümleyi kurma ihtiyacı duymuştur?
Dostoyevski de aynı şekilde şöyle diyor Beyaz Geceler romanında: ‘’İnsan hiç olmazsa bir gece bir insana ihtiyaç duyar.’’
Yani insanlara olan ihtiyacımız hiçbir zaman bitmiyor.
Günün bir anında bir saatinde muhakkak bir başka insanın varlığına, sıcaklığına ihtiyaç duyuyoruz. En azından ben de varım demek için.
Kalk yerine yat ne kadar ağır bir cümle aslında. Bu cümle ne kadar da varlığınızı kanıtlayan orada olduğunuzu, önemsediğinizi, farkında olunduğunuzu gösteren bir cümle.
Bir de şey var mesela “Bir tabak daha ister misin?” ya da “Bir şeye ihtiyacın var mı?”
Böyle basit gibi görünen cümleler kimsesiz olduğunuz anda ne kadar da kıymetli oluyor aslında değil mi? Denizin ortasında yapayalnız iken üzerinize atılmış bir can simidi etkisi yaratıyor.
Öykü kitaplarını oluştururken belli bir tema çerçevesinde yazılan öykülerin bir araya getirilmesini seviyorum.
Bütün öykülerde aynı temanın farklı insanlar hayatındaki etkilerini görmek açıkçası hoşuma gidiyor.
Çünkü şunu gösteriyor bize, her birimiz ne kadar birbirimizden farklı insanlar olsak da yaşadığımız acıların, sevinçlerin, mutlulukların, hüzünlerin ve heyecanların aslında hepsi aynı çerçeve içerisinde toplanabiliyor. Kişiler, yerler, zamanlar değişse de hepimiz aynı hayat gailesi etrafında dönüp duruyoruz.
Bir de öykü olarak okurken beni yormuyor açıkçası.
Şermin Yaşar, Kalk Yerine Yat öykü kitabında ana tema olarak “Yalnızlık” duygusunu belirlemiş.
Öykü kahramanlarının hepsi yalnızlıktan muzdarip bireyler olarak çıkıyor ancak bu yalnızlık bazen kimsesizlik olarak kendisini ortaya çıkartırken bazen kalabalıklar