hiç kesmeyen bıçak umutla doludur
koşmayan ceylanlar gördüğünüzde hayat
aslanlar için kargaşa
ben hiç tok olanı görmedim
göreni sandığını bildim de guruldayan tarih lokantasında
yan yana oturduk gandiyle
beyaz birden yitirdi farkını
lavaboyu soracak oldum gayri ihtiyari
sorulması olacak lavaboydum
su aktı tarih aktı insan aktı
bütün kirini taşımışım yaşamın
temizlenmek anaerkil bir huydu
çıkacak illa ki çıkacak!
Muharrem Sönmez / Kargaşa
dargın bir adam; iğneler, pullar, ve kadınlar biriktiren kafasında
sonra lavanta kokuları, sonra eskimiş ayva lekeleri - sonra
içimde bir çayır sevinci, olmayan kuşlarıyla bir çayır
belirsiz, uzak, daha söylenmemiş bir şarkı tutarında
belki de bir azizin bir tavşana ustaca gülmesi, iyi
belki de bir org, bir çalar saat, ya da bir çocuğun
şaşırmış, durgun, ve tuhaftır ölüvermesi
sonra bir süre kendini dinlemek, gene bir boşluk
ya da bir başka deyimle “hiçbir şey olamayan” a yolculuk.
Edip Cansever
"Her kim kendine gerçekten sahipse, yani kendisini nihai olarak fethetmişse, bundan böyle kendini cezalandırmayı, bağışlamayı, kendine merhamet etmeyi kendi ayrıcalığı olarak görür. Bunları hiç kimseye bırakmak zorunda değildir; ama rahatlıkla bir başkasının eline de verebilir, örneğin bir arkadaşına; ancak, bir 'hak' verdiğini ve sadece 'güç' sahibi olunca haklar verilebileceğini bilir."