Artık büyük çoğunluğumuz ekili bir tarla görme fırsatını fazla elde edemiyor, oysa bizim karnımızı doyuran ezelden beri ve sadece toprak olmuştur; besinimizi sağlayan anamız olması nedeniyle ona daima bağlıyızdır; benzetme yaparak değil, gerçekten kelimenin tam anlamıyla buldozerle ezdiğimiz yiyecek dağları da işte onun ürünüdür.
**Bu savurganlığın sonuçlarının ciddiyetine varabiliyor muyuz? Sözünü ettiğim ekonomik sonuçlar değil, yüreğimizin, varoluşumuzun en derin ve köklü anlamının dahil olduğu sonuçlardır. Toprağın ürünlerini hor gören, ona özeni savsaklayan, minneti duyguları arasında saymayan nasıl bir toplum olabilir ki? Yiyecek dağlarını yok etmek ve sonra uslu çocuklara, saygılı yurttaşlara, sorumlu ve merhametli yetişkinlere sahip olmak mümkün müdür? Postmodernitenin bizi ikna etmeye çalıştığı üzere, hayatımız gerçekten sızdırmaz kompartımanlardan, ilişki kurmayan insanlardan mı oluşuyor yoksa insan hayatının altında gizlenen, birlik kavramı mıdır? Aleni olmasa da her eylem eninde sonunda başkalarının üzerinde yansıma yapar. Minnet ortadan kalktı, onun yerini alan, gücenme şeytanı mıdır? Gücenmek, sinirli, yaralı kılar, zehirler ve bizi özen ve minnet yoluna götüreceğine talebin eğri büğrü yoluna sürükler. Öfkeli olduğumuzu hissederiz ve talep ederiz. Talep ederiz, çünkü hayal kırıklığına uğradığımızı hissederiz. Hayal kırıklığına uğrarız, çünkü elimizden bir şeylerin alındığını hissederiz. Hesaplar yaparız ama hesaplar tutmaz. Gücenik bir toplum artık dikkat, ciddiyet, sonuç beklentisi isteyen bir tasarıyı takip etmekten çok uzaklaşmıştır ve artık eğitmesi de mümkün olamaz. Her gün yok edilen yiyecek dağları ve sarhoşluktan bayılana kadar içen gençler aynı madalyonun iki yüzüdür. Hesabı tutan Homo economicus'tur. Hayat bir hesap işidir: İşe yaramayan