Seveni de sevmeyeni de çok olan bir eserle geldim. Öncelikle kitap yasak bir aşk hikayesi gibi başlamakta ancak derinlerde yoğun bir Hint geleneği,kast sistemi,üstelik sert bir şekilde,ve toplum yapısı anlatımı içermekte.
Anlatım sondan başlıyor ve belli bir zaman örgüsü yok. Yazar anlatımı şiirsel seçmiş olsa da o kadar karmaşık bir sistemi bizlere aktarmış ki okurken zaman zaman zorlanmama sebep oldu. Çünkü fazlaca metafor içeren bir eser özellikle ırmak üzerinden yoğun metaforlara şahit oluyorsunuz.
Bununla birlikte içeriğinde; istismar, kadın-erkek eşitsizliği, aile içi çarpık ilişkilere sıkça değiniyor bu da okuyucu rahatsız hissettirebiliyor.
Yazar bir aktivist bu kitabı da bir başkaldırı niteliğinde diyebilirim.
Kitabın içerdiği konular ve anlatım yoğunluğuyla bir kült eser olmasını anlamakla birlikte beni oldukça zorladığını belirtmeden geçemeyeceğim.
Seveni de sevmeyeni de çok olan bir eserle geldim. Öncelikle kitap yasak bir aşk hikayesi gibi başlamakta ancak derinlerde yoğun bir Hint geleneği,kast sistemi,üstelik sert bir şekilde,ve toplum yapısı anlatımı içermekte.
Anlatım sondan başlıyor ve belli bir zaman örgüsü yok. Yazar anlatımı şiirsel seçmiş olsa da o kadar karmaşık bir sistemi bizlere aktarmış ki okurken zaman zaman zorlanmama sebep oldu. Çünkü fazlaca metafor içeren bir eser özellikle ırmak üzerinden yoğun metaforlara şahit oluyorsunuz.
Bununla birlikte içeriğinde; istismar, kadın-erkek eşitsizliği, aile içi çarpık ilişkilere sıkça değiniyor bu da okuyucu rahatsız hissettirebiliyor.
Yazar bir aktivist bu kitabı da bir başkaldırı niteliğinde diyebilirim.
Kitabın içerdiği konular ve anlatım yoğunluğuyla bir kült eser olmasını anlamakla birlikte beni oldukça zorladığını belirtmeden geçemeyeceğim.
Küçük İskender ile tanışıklığım hiç uzağa gitmez. Adını sayıkladığım ama hatırlamadığım şu an ne olduğunu dahi bilmediğim fakat hisleriyle içime yer etmiş yakın zamanlı bir dizeye dayanır.
Kaldı ki kendisi;
Cennet oradaydı, girmedim
diyerek beni benden almıştır. Bu cesareti ile kıskandırmıştır...yaralamıştır.
Eğer yaralanmaya ihtiyacınız yoksa...bu kitabı okumayın diyen bir yaralı inceleme yazmama neden olan bu satırları...dikkate almayın derim.
Hepimiz, satırlarıyla Küçük İskender'in büyük dünyasının aktörüyüzdür de...bazılarımız - benim gibi- bunu çok geç anlar derinlerde...
Tatar Çölü, yüzeyde bir askerin sınır boyundaki görevini anlatır gibi görünse de derinlerde insanın zamanla, anlamsızlıkla ve kendi yarattığı illüzyonlarla olan savaşını işler. Giovanni Drogo'nun Bastiani Kalesi'ne atanmasıyla başlayan bu hikaye, aslında hepimizin hayatında pusuya yatmış o tehlikenin sarsıcı bir özetidir: Yaşamı ertelemek.
Drogo, kaleye ilk geldiğinde kalenin bu sıkıcı rutininden kaçmak ister. Ancak sırf "kariyerinde leke bırakmamak" ve dış dünyanın (amirlerinin, toplumun) gözünde iyi görünmek adına bu süreci rasyonalize eder. Drogo'nun asıl trajedisi dış dünyanın karmaşasından ve seçim yapma zorunluluğundan korkmasıdır. Şehrin karmaşık kararlar sistemi onu ürkütür; bu yüzden kalenin katı kuralları, üniformaları ve hiçbir şeyin değişmediği rutini onun sığındığı bir "konfor alanı" halini alır. Kendi özgürlüğünden kaçmak için, kendini yüce bir göreve adadığı yalanına sığınır.
Romandaki mekan tercihleri de buna göre yapılmıştır: Uçsuz bucaksız, sessiz çöl; varoluşun o formsuz ve anlamsız boşluğunu simgeler. Askerlerin yıllarca ufukta gözlediği "Tatarlar" ise, bu boşluğu doldurması umulan, hayatımıza bir anda sihirli bir anlam katacağına inandığımız o dışsal kurtarıcılardır. Kusursuz bir eş, mükemmel bir iş veya bir gün gelecek o "büyük an" gibi.
Drogo o kadar geleceğe yönelik bir düşünceye hapsolur ki içinde yaşadığı anı yani hayatı ıskalamaya başlar. Beklediği o büyük gün geldiğinde ise aslında gerçeklerle yüzleşeceği an da gelmiştir. Uğruna hayatını verdiği bekleyiş anı geldiğinde o anda kendisine yer yoktur ve kapı dışarı edilir. Tek başına bir han odasında ölümü beklerken tüm hayatı gözünün önünden geçerken aslında beklediğinin ''ölüm'' olduğunu fark eder ve ona kahramanca(!) karşı koymak ister ve ölümü gülümseyerek karşılar. Ancak bana göre
Savaş döneminde bahsettikleri bir aile, savaşın yıktığı dağıttığı bi aile, küçük yaşta annesiz kalan viann ve isabella , önce dağılan babalarıyla sonra savaşma mücadeleleri, ne kadar kopuk olsalar da derinlerde hissettikleri bağları, güzel bi kitaptı
Ah Livaneli, aşkı en derinlerde hissettiren yine ilmek ilmek işleyen, bir romanı daha bize sunmuş. Seve seve okuyarak bitirdiğim bir kitap daha ekledim kütüphaneme. Sizlere de tavsiye ederim
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma