Şah-ı Nakşibend Hazretleri meclisinde bir müridin, râbıtayla meşgul olup kendisinde kaybolma hâli başladığı hâlde o hâle iltifat etmeyerek yine râbıtaya sarılması üzerine, Şah buyurdular: "Beni bırak ve sende doğan kendinden geçme hâline sarıl!.. Zira o hâl dış dünyadan kaybolma keyfiyetidir ki, ona erme ve görme zamanı derler"... Malûm olsun ki, bu yolla Allah'a ermek, kâmil şeyhin muhabbet ve rabıtasına bağlıdır. Uyulan Şeyhin de, yola girişinde bu yolu muradi seyr ile aşmış ve Rahmânî cezbe ve muradi kemâllerle pişmiş ve yetişmiş olması şarttır. Böyle bir zâtın nazarı kalb marazlarını defetmeye, teveccühü de mânevî illetleri kaldırmaya yeter. Bu kemâllerin sahibi vaktin imamı ve zamanın halifesidir. Kutup derecesindekiler, onun makamından düşen gölgeyle kanaat hâlinde, nice büyükler onun kemâl buharından damlayan katreyle teselli mevkiindedir. Uzun zamanda bir, vücuda gelirler; vefatlarıyla da feyz güneşi batmaz: Kabirlerinde, çok zaman, müminlerin kalblerine Râbbanî ilim ve İlâhî maarifi neşr yoluyla tasarruflarını yürütürler."
Sayfa 352 - Ağustos 1994, “BU ASRIN SAHİBİSİNİZ!...”, Vâridât: Mehdi, İbda Yay.