Nietzsche, "aklı, Tanrı'yı ve doğayı yitiren bir çağda" felsefe yapmanın ne anlama geldiğini sorar ve Derrida'ya göre Nietzsche'nin eserleri, bu sorunun yanıtını da içerir. (...) Derrida, Nietzsche'deki dil, üslup, varlık ve hakikat sorunlarını ele alır ve bunları topluca kadın olarak adlandırır: "
Hegel ve Derrida
Bu kuyu, olduğu haliyle insan yaşamının en baştan beri hep hayatta kalma [varlığını sürdürme] olduğunu ifade eder. Temelde, kendini anımsama biçimini alır. Anda var olmak, o noktaya kadar kendini hayatta tutmuş olmaktır. Yaşam her kendine kafa yorduğunda kendini hatırlayarak me-zarında ayağa kalkar; o sırada kendi olmuş-luk'unun sesleri gelir derinlerden. Bunu kavrayan herkes, firavunun hayaletini kardeşlik kubbesiyle birleştirmenin ne demek olduğunu anlar. Mısır'ı ziyaret eden ve IV. Amehotep'in yıkılmış anıtında Baudelaire'in "mon sembable, mon frére [benzetim, kardeşim]" dizesine alıntılayan Derrida kolayca hayal edilebilir.
Sayfa 85·Kitabı okudu
Reklam
Hegel ve Derrida
"Takip edeceğimiz yol, ölüm gibi sessiz ve yedekte tuttuğu bütün ses kuvvetleriyle yankılanan gece kuyusundan çıkıp Mısır çölünden geri getirilmiş, Hegel metninin akla yatkın ve soyut dokusu üstünde yükselecek bir piramide gidiyor."
Sayfa 83·Kitabı okudu
Hegel ve Derrida
Hegel'in göstergebiliminin Platon'dan ilham aldığını göstermek için Derrida'nın fazla çaba sarf etmesine gerek yok. İşaretlerin/imlerin bir anlamı varsa bu, tinsel yanlarının bir bedende ikamet eden bir ruha benzemesinden ya da Derrida'nın açıklayıcı bir dikkatle ifade ettiği üzere, bir bedende "çökelmesinden ötürüdür. İmleyenin eylemsiz bedeni, imlenenin yöneli miyle canlandırılır, deyim yerindeyse. Bu canlandırma yine de katı bir sınırla belirlenir çünkü içinde yaşayan bir ruh mevcut olsa bile, böyle bir im telafi edilemez biçimde ölü kalır. İm, yaşayanın doğrudan ölüyle karşılaştığı, ama ölünün ölü olmayı, yaşayanın da -çürümüş bir biçimde, yani ölüm sonrası bir ruh gibi de olsa- yaşamayı bırakmadığı bir mekandır. O zaman, imlenenler ölü imleyendeki definlerinin ardından ölümsüz ruhlar olurlar; fakat ölülükleri ruhun zaferine tanıklık eder, bu da ruhun yabacıdaki mevcudiyeti yoluyla dışsal mad-deye üstünlüğünü ortaya koyar. Böylece, bilindik soma/sema şeması geri gelir: Beden, Platonculuğun ebedi nakaratına uygun olarak, ruhun mezarıdır. Ama imler ölümsüzleştirilmiş yaşayan ruhların ikamet ettiği anıtlarsa firavun mezarı -piramit- bütün imlerin imi olarak görülebilir. O zaman göstergebilim, belli bir açıdan, yalnızca genel piramit bilimi olarak mümkün kılınacak; her ansiklopedi, sonsuza dek yaşayan imlenenlerin korunduğu yazılı imlerle birlikte sözlü piramit caddelerinden başka bir şey içermeyip her bir girdiyle kabuğunun üzerine gömülü nefesin egemenliğine şahitlik edecektir. Hegel'e göre her im, "yabancı bir ruhun nakledildiği ve korunduğu piramit"tir . Buradaki belirleyici yön şu ki Hegel, daha sonra Saussure'ün alametifarikası olacak imlerin nedensizliği doktrinini ileri sürmekle kalmıyor; bu doktrin felsefi bir motivasyonla donanı-yor çünkü tinin özgürlüğü
Sayfa 76·Kitabı okudu
Derrida
Heidegger, Nietzsche'yi kurtarırken, onu kaybeder de. Aynı anda onu kurtarmak ve ondan kurtulmak ister. Nietzsche'nin düşüncesinin biricikliğini olumlarken, bunun en kudretli (ve bu yüzden en genel) metafizik planı yinelediğini göstermek için yapabileceği her şeyi yapar. Nietzsche'yi şu ya da bu tahriften -örneğin Nazilerin tahrifinden- kurtarır gibi göründüğünde, bunu kendileri tahrife hizmet edebilecek kategorilerle yapar.
Derrida, Nietzsche'nin düşüncesinin biricikliğini Nazilerin ve başkalarının tahrifinden kurtarırken, onu, "önemli olan ve ol­mayan düşünürler, sahih olan ve olmayan düşünürler arasındaki karşıtlık" gibi kategorilere yerleştirerek ve "Varlık'ın hakikati­nin tarihi tarafından" "ayırt edilmiş, seçilmiş, işaretlenmiş...biri olarak önemli bir düşünür tanımlamasıyla" bizzat Heidegger'in tahrif ettiğine işaret eder.
Reklam
Reklam