Hegel'in göstergebiliminin Platon'dan ilham aldığını göstermek için Derrida'nın fazla çaba sarf etmesine gerek yok. İşaretlerin/imlerin bir anlamı varsa bu, tinsel yanlarının bir bedende ikamet eden bir ruha benzemesinden ya da Derrida'nın açıklayıcı bir dikkatle ifade ettiği üzere, bir bedende "çökelmesinden ötürüdür. İmleyenin eylemsiz bedeni, imlenenin yöneli miyle canlandırılır, deyim yerindeyse. Bu canlandırma yine de katı bir sınırla belirlenir çünkü içinde yaşayan bir ruh mevcut olsa bile, böyle bir im telafi edilemez biçimde ölü kalır. İm, yaşayanın doğrudan ölüyle karşılaştığı, ama ölünün ölü olmayı, yaşayanın da -çürümüş bir biçimde, yani ölüm sonrası bir ruh gibi de olsa- yaşamayı bırakmadığı bir mekandır. O zaman, imlenenler ölü imleyendeki definlerinin ardından ölümsüz ruhlar olurlar; fakat ölülükleri ruhun zaferine tanıklık eder, bu da ruhun yabacıdaki mevcudiyeti yoluyla dışsal mad-deye üstünlüğünü ortaya koyar.
Böylece, bilindik soma/sema şeması geri gelir: Beden, Platonculuğun ebedi nakaratına uygun olarak, ruhun mezarıdır. Ama imler ölümsüzleştirilmiş yaşayan ruhların ikamet ettiği anıtlarsa firavun mezarı -piramit- bütün imlerin imi olarak görülebilir. O zaman göstergebilim, belli bir açıdan, yalnızca genel piramit bilimi olarak mümkün kılınacak; her ansiklopedi, sonsuza dek yaşayan imlenenlerin korunduğu yazılı imlerle birlikte sözlü piramit caddelerinden başka bir şey içermeyip her bir girdiyle kabuğunun üzerine gömülü nefesin egemenliğine şahitlik edecektir. Hegel'e göre her im, "yabancı bir ruhun nakledildiği ve korunduğu piramit"tir . Buradaki belirleyici yön şu ki Hegel, daha sonra Saussure'ün alametifarikası olacak imlerin nedensizliği doktrinini ileri sürmekle kalmıyor; bu doktrin felsefi bir motivasyonla donanı-yor çünkü tinin özgürlüğü