İbni Arabi ve Derrida / Yapısöküm
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 10:30
Yalnızca Doğu ile Batı arasında yüzeysel benzerlikler kuran bir çalışma değil; iki farklı düşünce evreninin birbirine gerçekten temas edebileceğini gösteren oldukça güzel bir kitap. Ian Almond’ın özellikle Derrida ile İbn Arabi arasında kurduğu karşılaştırmalar beni en çok etkileyen kısımlardan biri oldu. Çünkü Almond, bunu romantik bir “Doğu zaten her şeyi biliyordu” yaklaşımıyla değil; kavramların iç yapısını dikkatle çözümleyerek yapıyor. Kitap boyunca Derrida’nın anlamın sürekli ertelenmesine dayanan yapısöküm yaklaşımıyla, İbn Arabi’nin hakikatin sonsuz tecellilerine dair düşüncesi arasında dikkat çekici paralellikler kuruluyor. Özellikle dilin hakikati tam olarak kuşatamaması, anlamın tek bir merkeze sabitlenememesi ve görünür olanın ardındaki katmanlar meselesi çok güçlü biçimde işlenmiş. Almond’un başarısı da burada ortaya çıkıyor: Bir yanda modern Fransız düşüncesi, diğer yanda tasavvufi metafizik olmasına rağmen iki düşünür arasında yapay değil, gerçekten düşünsel bir diyalog kurabiliyor. Keşke Almond’u Türkiye’de yaşarken tanıyabilseydim. Ian Almond, akademik dili boğucu hâle getirmeden derin bir şekilde ele alması çok iyi bir yazar olduğunu hissettirdi. Tabii ki Kadir Filiz’in çevirmenliği de muhteşem olmuş. Özellikle karşılaştırmalı yorumları, objektif bir şekilde ve muhtaç olduğumuz perspektifte hiçbir yeri güzellemeden doğuyu bizden iyi anlayarak yorumlamasına hayran kaldım. Bazı batılılarda bizdeki ideolojik zehirlenme olmadığı için bu bakış çok doğru bir yerde duruyor. Bununla birlikte kitap kolay bir metin değil. Özellikle dil felsefesine aşina olmayan biri için bazı bölümler oldukça yoğun gelebilir. Bu nedenle kitabı verimli okuyabilmek adına temel düzeyde de olsa dil felsefesi, yapısöküm veya kıta felsefesine dair bir altyapının faydalı olacağını
Felsefe-Düşünce
İbni Arabi ve DerridaIan Almond · Ayrıntı Yayınları · 201659 okunma
Puan vermedi·798 syf.·
2026 18. kitabı
Foucault’nun bu kitabını ilk açtığımda aklımdaki şey şuydu: Delilik dediğimiz şey gerçekten bir hastalık mı, yoksa toplumun bir köşeye süpürmek istediği “fazlalık” mı? Kitap tam da bu soruyu sallıyor suratımıza. Adam 1961’de doktora tezi olarak yazmış bunu. Yani ortada akademik bir hırs var ama Foucault o kuru tez dilini çoktan çöpe atmış. Anlatı resmen edebi. Ortaçağda cüzzamlılar şehirlerden kovulurken o boşalan tecrit alanlarına sonradan delilerin doldurulduğunu okuyunca, “vay be” dedim. Mekân aynı, müşteri değişmiş. En çarpıcı kısım “büyük kapatılma” bölümü. 17. yüzyıl, Paris, Hôpital Général kuruluyor. Ama burası hastane değil. İşsizler, dilenciler, fahişeler, deliler hepsi aynı duvarın ardına tıkılıyor. Foucault’nun derdi şu: Akıl, kendini tanımlamak için aklın dışını yaratmak zorunda. Yani “ben akıllıyım” diyebilmek için birilerinin “deli” olarak işaretlenmesi gerek. Modernlik dediğimiz şeyin temelinde bu ayrıştırma var. Kitabın zayıf yanı yok mu, var. Yer yer Foucault o kadar kendi tezine âşık ki tarihsel kanıtları biraz esnetiyor. Derrida ile aralarındaki o meşhur Descartes tartışmasını da hatırlatırım. Ama bu adamın üslubu öyle bir şey ki, eleştirsen bile yanında götürüyor seni. Okurken en çok dikkatimi çeken cümle şu olmuştu: Akıl, deliliği susturarak konuşmaya başladı. Bütün kitabın özeti bence bu satırda. Kitabı kapattığınızda elinizde kalan şey bir bilgi değildir, bir şüphedir. Hastane neden hastanedir? Tanı neden tanıdır? Bir insanı “iyileştirmek” ile “uyumlu kılmak” arasındaki fark nerede başlar, nerede biter? Ve en rahatsız edici soru: Bu satırları okuyan siz, hangi tanımın içinde duruyorsunuz? Tanımı koyanın mı, konanın mı tarafında? Tavsiye eder miyim, ederim. Ama hafta sonu pikniğine değil. Kafanızın açık, kahvenizin yanınızda olduğu bir
Deliliğin TarihiMichel Foucault · İmge Yayınevi · 20201,144 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
DEKONSTRÜKSİYON
9/10
·348 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 08:09
Derrida aslında bir filozof. Bu kelimenin hayata girmesi 1960'lar, mimari de ise 1980 yıllarında başlıyor. Eserde yazarın pek çok mektubu, 7 uzmanla yaptığı söyleşileri yer almakta. Kitap çok akıcı. Mimarlıktan hiç anlamayan kişilerin keyifle okunması için yazılmış sanki. Özellikle tarihte adı geçen Babil Kulesi hakkındaki yorumlar ilginçti. Ayrıca kitabın içeriğini tanıtan sanatçı Emre Zeytinoğlu'nun konuklarıyla katıldığı YouTube üzerinde Exlibris Aura#17 başlıklı harika bir programı da var. Ben kitabı aldığımda bu programla birlikte kendimi, değerli Hocaların sınıfında ders dinliyormuş gibi hissedip mutlu olmuştum.
Mimarlık ve DekonstrüksiyonJacques Derrida · Arketon Yayıncılık · 08 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 28 Mart 2026 01:32
Dinin Siyaseti: İslami Uyanış ve Feminist Özne Saba Mahmood ' un 1990' larda Kahire'de yürüttüğü saha araştırmasına dayanan çalışmasıdır. Mahmood bu çalışmada Mısır'daki 'Cami Hareketlerini' etnografik yöntemle incelemektedir. Alt ve orta sınıf kadınların eğitimci yada öğretici olarak katıldıkları camilerde düzenlenen dini eğitim ve ahlâkî terbiye pratiklerini gözlemlemektedir. Kadınların islami hareketlere dahil olmasının özelde feminist teoriye, genelde ise seküler-liberal teoriye yönelik ortaya koydukları kavramsal meydan okumaların analizini yapmaktadır (s.38). Mahmood, amacının, özellikle feminist ve liberal-sol entelektüellerde araştırmaya konu olan hareketlere benzer durum ve olguların sebep olduğu “duygusal değer biçme hâllerini” irdeleyerek eylem ve tecessüm, faillik ve direniş, benlik ve otorite arasındaki kurucu ilişkiye dair “bu varsayımların dar kafalılığını göstermek” olduğunu ifade etmektedir. Kadınların neden İslami hareketler içerisinde yer aldıklarını ve ataerkil bir bütünün içerisinde bile isteye kalmalarını sorgulamaya teşne siyasi ve entelektüel duruşu ve seküler-liberal ve feminist paradigma içinde temel olarak varsayılan öznelik, faillik, özgürlük ve direniş gibi parametreleri de sorgulamaktadır. Mahmood’un çalışması, biri sonuç bölümü olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır. Saba Mahmood'un Dinin Siyaseti, feminist teorinin uzun süre sorgulanmadan benimsediği bazı temel varsayımları yeniden düşünmeye davet eden bir çalışma olarak öne çıkmaktadır. Mahmood, feminist yazında kadın failliği ile baskın ilişkilere karşı direniş arasında kurulan özdeşliğin ve özgürlüğün evrensel bir toplumsal ideal olarak kabul edilmesinin basit bir dikkatsizlik olmadığını vurgular. Ona göre bu varsayımlar, feminist projenin hem analitik hem de siyasi boyutunu
Dindarlığın SiyasetiSaba Mahmood · Islık Yayınları · 20225 okunma
8/10
·88 syf.··
2026 1. kitabı
·
14 saatte okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 14:53
Bağışlamak kavramını etimolojik kökü ile birlikte ve genel olarak nazi soykırımı ve yahudiler üzerinden anlatmış. Bağışlamak Türkçe'de de bağış kelimesinden geliyor. Bağış yapmak anlamı. İngilizce, Fransızca ve Almanca'da da benzer anlamlara gelen kökleri olan kelimeler ile karşılığı var. Okunabilir.
BağışlamakJacques Derrida · Monokl Yayınları · 2015213 okunma
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
75 günde okudu
·
Okunma: 03 Şubat 2026 14:34
AŞİKARLIK DEHŞETİ – MARCUS STEINWEG Akla gelen her konuda felsefi saptamalar yapmış. Ev, Tuzak, Hınç, Öz-Aşkınlık, Göz, Piyasa, Uçmak, Katiyet, Akla Gelen, Öğretmek, Eşik, Can Sıkıntısı, İçkinlik Yöntemi… yüz doksan bir konu başlıklar halinde göz önüne serilmiş. Bazıları çok zorlayıcı, bazılarının anlaşılması zor. Nietzsche, Foucault, Heidegger, Wittgenstein, Derrida, Nancy , Lacan gibi dünyayı etkilemiş felsefecilerin bakış açılarını da hem ortaya koyuyor hem sorguluyor. ‘’Açlık çeken kişinin yoğun keyfi insanın kendini ölürken izlemeye yönelik fantastik arzuya tekabül eder. Kendini bu şekilde şehvetle yok etmenin bir adı vardır: Narsisizm. ‘’ diyor mesela Beden Ezoterizmi adlı bölümde. Felsefeyi sevenler ve onunla ilgilenenler gerçek ve uzun bir zaman ayırarak okuyabilir.
Aşikarlık DehşetiMarcus Steinweg · İthaki Yayınları · 201920 okunma