Bu nasıl sıcak bir dil
8/10
·72 syf.··
2026 28. kitabı
Bayan Ming'in Hiç Olmayan Çocuğu benim için kısa hacmine rağmen büyük duygular taşıyan bir romandı. Éric-Emmanuel Schmitt son derece naif, sade ve akıcı bir dil kullanıyor; kitap sanki bir roman değil de iki insan arasında geçen uzun bir sohbet gibi ilerliyor. Özel hayatındaki kırgınlıklardan uzaklaşmak için Çin'e gelen Fransız anlatıcının Bayan Ming ile kurduğu dostluk, kültürler arasındaki farklılıkların ötesinde insanın anlaşılma ihtiyacını gösteriyor. Kitapta beni en çok etkileyen şey ise Bayan Ming'in çocuklarından bahsederken kullandığı sevgi dolu dil oldu. Sayfalar ilerledikçe bunun sadece bir aile hikâyesi değil, insanın umut etme, kendine bir anlam yaratma ve hayata tutunma biçimi olduğunu hissediyoruz. Ayrıca Konfüçyüs düşüncesinin romana yerleştirilme şekli çok başarılı; felsefe bir ders gibi anlatılmıyor, günlük konuşmaların içine doğal bir şekilde karışıyor. Bu yüzden kitap hem düşündürüyor hem de insanın içini yumuşatıyor. Bende kalan duygu hüzünden çok şefkat oldu. Kısacık bir metnin içine bu kadar sevgi, bilgelik ve insanlık hâli sığdırabilmesi kitabı benim gözümde özel kılan şeydi.
Bayan Ming'in Hiç Olmayan On ÇocuğuEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20257,4bin okunma
İnsana Yatırımın Adresi : İçimizdeki BİZ
Puan vermedi·270 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 22:10
Değerli iletişim psikoloğu ve yazar Doğan Cüceloğlu'nu rahmet ve sevgiyle anarak başlamak istiyorum. Onun bizlere miras bıraktığı İçimizdeki Biz, özellikle iş dünyasındaki yöneticiler ve şirket sahipleri için adeta bir rehber niteliğinde. Kitabı okurken en çok etkilendiğim nokta, başarının bir "ben" çabası değil, "biz" olma bilinciyle geldiği gerçeğiydi. Doğan Cüceloğlu, en tepedeki yöneticilerden en alt kademedeki işçiye kadar herkesin bir ailenin parçası gibi görülmesi gerektiğini vurguluyor. Çünkü gerçek başarı, ancak herkesin kendini değerli hissettiği, fikirlerine ve duygularına kulak verildiği bir ortamda filizlenebiliyor. " İçimizdeki Biz" kitabından öğrendiğim temel dersleri şu şekilde özetleyebilirim: ° En Büyük Yatırım İnsana Yapılandır: #306049771 Bir işte başarılı olmak istiyorsanız, yanınızdaki çalışanlara değer vermelisiniz. #305879075 İnsan mutlu değilse, yaptığı işin verimi de düşüktür. Karşımızdaki insanın hislerini küçük görmeden dinlemek, başarının ilk anahtarıdır. ° Yaşam Bir Bütündür: Evdeki huzur işe, işteki mutluluk eve yansır. Bu zinciri koparmamak, yaşamı bir bütün olarak yönetmek gerekir. #306049073 ° Hatalar Birer Ders: Geçmişteki başarısızlıklar moralimizi bozmamalı; aksine, neyi yanlış yaptığımızı gösteren bir pusula olmalı. #306050716 Yenilgi, pes ettiğimizde başlar. Önemli olan, hatalardan ders çıkarıp güçlenerek ayağa kalkmaktır. ° Sürece Odaklanmak: Hayallerimizi kurarken gerçekçi olmalı, kendimizi sonuca değil, o sürece odaklamalıyız. #305951574 #305976412 Kendimize yatırım yapmadan, emek vermeden bir beklenti içine girmek büyük bir yanılgıdır. ° Kalıpları Kırmak: Çoğu zaman kendi
İçimizdeki BizDoğan Cüceloğlu · Remzi Kitabevi · 20173,238 okunma
Reklam
Puan vermedi·128 syf.··
2018 119. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2018 00:00
Rukiye Türeyen. Onu bir çoğumuz tanıyoruz artık ama istiyoruz ki herkes tanısın, bu mücadeleye herkes tanık olsun. Güzel bir grupla Okuyan kadinlar kulubu olarak çıktık bu ibret alınması gereken yolculuğa. Okuyan, okumak için kitabı temin eden bir çok grup olduğunu bilmek ayrı mutluluk. Kendisi bedensel sağlığından yoksun olduğunu ve ihtiyaçlarını karşılayamadığını yazmış. Oysa bildiğim, bütün ihtiyaçlarını karşılayabilen, bedensel sağlığı yerinde olan ama beyin ve yürek bakımından yoksun kalan insanlar var. Hangisinin engelli olduğu tartışılır. Gelin sizde bu mücadeleye tanık olun, siz bu kitabı edinmekle hiç bir şey kaybetmezsiniz ama kazanılacak ders çok çok büyük.
Kanadı Kırık Melek’in Kanadına TakılanlarRukiye Türeyen · Egemen Yayınları · 20181,083 okunma
9/10
·312 syf.··
2026 37. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 02:29
Bir polisiye kitabının arka kapağını okuduğunuzda katilin ve cinayetin ilk baştan verilmesi, "Bütün sırrı bozdunuz, nasıl heyecanla okuyacağım?" hissi oluşturabiliyor. Fakat Keigo Higashino’nun dehası tam bu noktada devreye giriyor. Yazar bize "Katil kim?" sorusunu değil, kusursuz bir mantığın insanı nereye kadar götürebileceğini sorduruyor. Lafı hiç uzatmayan, pürüzsüz ve kelime israfından tamamen uzak olan bu akıcı tarz, okuyucuyu ilk andan itibaren içine çekiyor. Kitapta beni en çok yakalayan unsurlardan biri, dahi matematikçi Ishigami’nin lise sınıfındaki o muazzam duruşu oldu. İsyankar bir öğrenciye türev ve integrali motosiklet yarışı üzerinden anlatırken aslında harika bir pedagojik ders veriyordu: Öğretmenin amacı öğrencileri zorla bir kapıdan sokmak değil, onlara o kapının varlığını gösterip bir seçenek sunmaktır. Her yıl karşısındaki öğrencinin ilgi alanına göre örneklerini şekillendiren bu adam, sadece formüllerin değil, insanların ve olasılıkların da denklemini kurabiliyor. Polisin adımlarını beş adım önceden hesaplayan bu soğukkanlı zekayı izlemek müthiş bir keyifti. Profesör Yukawa ile Ishigami arasındaki satranç maçını andığan o akıl oyunları, hikayeyi son ana kadar soluksuz bir tempoda tutuyor. Kusursuz bir cinayet planı izlediğimizi sanırken, finalde karşımıza çıkan o sarsıcı tablo ise tüm ezberleri bozuyor. Son sayfalarda anlıyoruz ki bu hikaye soğukkanlı bir suç organizasyonu değil; saf, hesapsız ve insanı derinden sarsan trajik bir adanmışlıkmış. Ishigami’nin hayatındaki yegane ışık olan insanlar için kendi varlığını ve geleceğini tamamen silme pahasına göze aldığı o büyük fedakarlık gerçekten yürek burkuyor. Bir dâhinin muazzam mantığı kalbinin duygusal yükü altında ezilirken, polisiye edebiyatının en hüzünlü ve unutulmaz finallerinden birine imza
ŞüpheliKeigo Higashino · Athica + Nox Yayınları · 2025167 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 55. kitabı
Bu kitap, yüzeyde bakıldığında yapay zekâ sonrası bir dünyada geçen bir bilimkurgu romanı gibi görünse de, aslında çok daha derin bir yerde duruyor. Çünkü anlatılan şey yalnızca makinelerle insanlar arasındaki mücadele değil; insanlığın kendi yarattığı sistemler karşısında nasıl savrulduğu, kurtuluşu ararken nasıl tekrar tekrar aynı hatalara düştüğü ve en önemlisi de insan olmanın özünü kaybetme tehlikesi. Romanın olay örgüsüne derinlemesine bakıldığında dünya büyük bir kırılmanın ardından karşımıza çıkıyor. Yapay zekânın kontrolden çıkmasıyla devletler, şehirler ve medeniyet düzeni çökmüş; insanlar küçük kolonilere, sığınaklara ve yeni yaşam alanlarına çekilmek zorunda kalmış. Ancak yazar burada kıyamet sonrası bir dünyanın harabelerini anlatmaktan çok, bu harabelerin içinde yeniden anlam arayan insanları anlatıyor. Andre ve Kate’in çöllerde başlayan yolculuğu, terk edilmiş şehirler, yağmalanmış müzeler ve unutulmuş madenler arasında ilerlerken aslında insanlığın geçmişinin izlerini sürüyor. Bu yolculuk sadece fiziksel değil; aynı zamanda insan türünün kökenine ve geleceğine yapılan bir yolculuk. Müzedeki Neandertal kafataslarının keşfiyle birlikte romanın yönü değişiyor. O andan itibaren hikâye yalnızca hayatta kalma mücadelesi olmaktan çıkıyor ve büyük bir gizemin peşine düşüyor. Kafataslarının içindeki kuantum çipleri, geçmişten gelen bir mesajın anahtarı hâline geliyor. İşte burada yazarın en dikkat çekici başarısı ortaya çıkıyor: Bilimkurgu unsurlarını sadece heyecan yaratmak için kullanmıyor; onları insanlığın kaderini sorgulamak için bir araç hâline getiriyor. Romanın merkezindeki GANE kavramı da tam burada önem kazanıyor. Başlangıçta bir sistem, bir öğreti ya da bir topluluk gibi görünen GANE, aslında insanın kendisini yeniden tanımlama çabasıdır. Karakterler
GaneCeyhun Bıdıl · Yazıgen Yayınları · 04 okunma
Kendi İçimizdeki Çöllere Doğru Sessiz Bir Yürüyüş
8/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Kapağını kapattığımda, genzimde çöl kumunun o kuru, yakıcı ve tekinsiz tadı kaldı. Simyacı, bitip de rafa kaldırıldığında susan kitaplardan değil; aksine, gece yarısı uykunuzu bölen ve göğsünüzün tam ortasına oturan o ağır, varoluşsal soruyu fısıldayan acımasız bir iç hesaplaşma metni. Uzak diyarlara uzanan egzotik bir masal kisvesine bürünmüş olsa da, aslında hepimizin içindeki o korkak, kırılgan ve yola çıkmaktan aciz tarafımıza tutulmuş devasa, sırça bir ayna. Bizler, tıpkı bu kitabın sayfaları arasında dolanan o meçhul çoban gibi, asıl hazinenin hep çok uzaklarda, ulaşılmaz coğrafyalarda ya da başkalarının kusursuz sandığımız hayatlarında olduğuna inandırıldık. Kendi ruhumuzun sessiz çürümesini izlerken, mucizeleri hep dışarıdaki bir serapta aradık. Oysa Coelho, bizi insanın o en sarsılmaz sandığı ama en çabuk tuzla buz olan kibriyle, kendi yanılsamalarıyla yüzleştiriyor. Sadece Mekke’ye gitme hayaliyle yaşayıp, oraya gerçekten varırsa yaşama sevincini ve tutunacak tek dalını kaybetmekten korkan Billuriye Tüccarı’nın o trajik yalnızlığı hangimizin içinde yok ki? Hayallerimizi gerçekleştirmekten, onların peşinden gidecek o çiğ cesareti bulmaktan ölümüne korkuyoruz. Çünkü yola çıkmak, konforlu yalanlarımızı geride bırakmayı ve kendi şeffaf çıplaklığımızla yüzleşmeyi gerektiriyor. İşte tam o çaresizlik ve korku anında, insanın kendi kalbiyle girdiği o kanlı ve sessiz savaşta kitap, kelimeleriyle ruhumuza o sarsıcı gerçeği fısıldıyor: "Yüreğine, acı çekme korkusunun, acının kendisinden de kötü bir şey olduğunu söyle. Ve düşlerinin peşinde olduğu sürece hiçbir yüreğin kesinlikle acı çekmediğini..." Bu satırlar, insanın kendi yazgısına karşı duyduğu o ilkel korkunun yegane panzehiri. Acıdan kaçarken aslında varoluşumuzu nasıl da yavaş yavaş öldürdüğümüzü, o sahte
İnceleme
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,4bin okunma
Reklam
Reklam