Derviş Cegerhat İLHAN

Derviş Cegerhat İLHAN
@dervisilhan
Midyat, Mardin - Türkiye ︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎︎"İnanca saygı, düşünceye özgürlük!"
Bir Varoluş Ormanında Üç Yabancı!
9/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 28 Şubat 2026 11:30
Kitap okumak bir ormanda yürümeye benzer. Karşına kuş mu çıkar aslan mı; yol mu biter önce, yoksa gökyüzü mü? Okudukça anlaşılır. Varoluşçuluk da tam olarak bu ormanda insanın kendisiyle baş başa kalması, kendi anlamını bulma arayışıdır. İnsanın tek başına çıkacağı bir yol, kendi pusulasını üreteceği ve engelleri tek başına aşacağı sancılı bir süreçtir. Martin Eden, Jack London'ın kaleminde işte bu ormana daldı. Girdiği o karanlık ormanda kaybolan, kaybolduğu yerden kendine yepyeni bir yol açan ve o yolda tökezlese de kalkmasını bilen birine dönüştürdü kendini. Kendi öyküsünü kendi yazdı. Ancak edebiyatın bu tekinsiz ormanında yürürken, Martin Eden’in adımları bana başka tanıdık patikaları, başka başkaldırıları ve dönüşümleri hatırlattı: Albert Camus'nün Meursault'sunu (Yabancı) ve Franz Kafka'nın Gregor Samsa'sını (Dönüşüm). Bu üç karakter, ilk bakışta farklı dünyaların insanları gibi görünse de, varoluşun o çetin ormanında aynı acımasız avcıyla karşılaştılar: Toplumun ta kendisiyle. Kimisi olmak istemediği birine dönüşür; onun altında ezilir, yok sayılır ve kendi ailesi tarafından bile bir böcek gibi süpürülüp atılır. Tıpkı Gregor Samsa'nın başına gelenler gibi. O, sistemin çarkları arasında ezilen ve işlevini yitirdiğinde toplum dışına itilen bireyin en somut halidir. Kimisi de olduğu gibi kalmakta diretir ama toplum onu zorla kendi kalıplarına sokmaya çalışır. Toplum, anlayamadığı ve kendi sahte ahlak ölçülerine uyduramadığı insanları aşağılar, hor görür ve yargılar. Erdemi, kendi sığ kalıplarından ibaret sananlar; Meursault'u sırf onlara benzemediği, sahte gözyaşları dökmediği için giyotine gönderir. Martin Eden ise bu ormanda kendi iradesiyle kendini var etti. Entelektüel bir aydınlanmayla
Duygu ve Düşünce
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·644 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2026 05:46
İtiraf ediyorum ki, son sayfayı okuduğumda biraz duygulandım. Çünkü, her insan farklı deneyimler yaşayıp benzer duyguları ya da benzer deneyimlerden farklı duygulara kapılabiliyor. İnsan iyi veya kötü olsun. İçinde her zaman acı veren yaşanmışlıklardan dolayı hüzün taşır. Birey olarak, doğduğumuz günden belki bu zamana kadar iyilikle yaşamayı, iyilikten taraf olmayı, iyiliği hayatımızın merkezine almayı öğrendik. Elbette olması gereken de budur. Kimsenin itirazı yoktur buna. Ancak, tek başına iyilikle doğmamıştır insan. Yin-Yang sembolünde olduğu gibi. İyi ve Kötü'yü, birbirini tamamlayan bir yapbozun iki parçası gibi içimizde taşıyoruz. Her durumda onlardan besleniyoruz. Habil ve Kabil, nasıl ki bir babanın iki oğlu olarak iyiliği ve kötülüğü "temsil" ediyorsa, iki farklı insanın tek vücutta birleşmesi gibi her birimiz ruhumuzda bunları taşıyoruz. Her mutlulukta, kaybetme korkusu; her kayıptan sonra ise mutluluk umudunu ruhumuzda besliyoruz. Bize Habil olmayı öğretirken, Kabil'den hiç bahsetmediler. Hep Kabil'e karşı uzak durmayı öğrendik. Onun yanlışını referans alarak iyiliği baş ucu yaptık. Bana göre tek başına iyilik veya tek başına kötülük yoktur. En büyük iyilikler bazen kibirden, en büyük kötülükler ise bazen sevgiden yapılabiliyor. Yeter ki insan sonuçlarını öngörebilsin. Çünkü kimi iyilikler hüsranla, kimi kötülükler iyilikle de sonuçlanabilir. İnsan öngöremediği sonuçlar karşısında pişmanlık ta duyabilir. Kabil'de benzer pişmanlığı yaşadı. Çünkü oda biliyordu içinde iyilik olduğunu. Ancak yine de istediği şansı bulamadı. Dilediği iyilik yapma fırsatını elde edemedi. Ve kötülüğü ile baş başa bırakarak kötülüğüne şans vermiş olduk. John Steinbeck Cennetin Doğuşu, Habil ve Kabil'in "hikaye"sine nispeten daha modern bir bakış
Duygu ve Düşünce
Cennetin DoğusuJohn Steinbeck · İletişim Yayınevi · 202411,4bin okunma
Biruni ve İbn-i Sina’nın Sönen Meşalesi.
10/10
·688 syf.··
2025 43. kitabı
·
54 günde okudu
·
Okunma: 26 Aralık 2025 20:28
Tarih bilimi, yüzlerce, belki de binlerce kenarı olan çok boyutlu bir şekle benzer. Her bir kenar kendi gerçekliğini yansıtırken, diğer kenarlarla olan bağlamından asla kopmaz. Bir kenardan diğerine geçtiğinizde, yeni karşılaştığınız gerçeğin aslında bir eskisinin nedeni ya da sonucu olduğunu fark edersiniz; hatta bazen bu yeni gerçek, bildiğiniz birkaç doğruyu tamamen bertaraf edebilir. Ancak asıl mesele tarihin ne olduğundan ziyade, her toplumun veya bireyin kendi inançları doğrultusunda onu nasıl şekillendirdiği veya manipüle ettiğidir. İşte tam bu noktada, Orta Asya medeniyetleri uzmanı S. Frederick Starr, Kayıp Aydınlanma adlı eserinde yüzlerce farklı kaynağı ve araştırmacının tespitlerini referans alarak bizi manipülasyonlardan uzak, salt gerçekliğe yakın bir tarihi sahneye davet ediyor. Neden Bu Kitap? Neden Şimdi? Tarihçilerin satır aralarında bildiği, meraklılarının araştırarak ulaşabildiği bu meseleleri Starr neden geniş kitleler için yazma ihtiyacı duydu? Kendi ifadesiyle bu araştırmanın başlangıç noktasını bizzat "olayların kendileri" oluşturuyor. Yazarın şu sorusu kitabın asıl belkemiğini teşkil etmekte: "Nasıl oldu da İbn-i Sina ve Biruni gibi dünya tarihinin en büyük beyinlerinin neredeyse tamamı, aynı zaman diliminde ve aynı coğrafyada (Orta Asya) ortaya çıktı? Ve daha da önemlisi, bu ışık neden söndü?" Bizler genellikle tarihi olaylar üzerinden değerlendirir ve doğrusal bir ilerleme bekleriz. Ancak Orta Asya’da tarih, bu olağan akışın aksine seyretmiştir. Yaşayan medeniyetlerin yerini yenileri almamış, o zengin kültürü yaşatacak ve geleceğe aktaracak eserler zamanla yok olmuştur. Dünyanın Merkezi: Büyük Orta Asya Yine de coğrafyanın kaderi bir dönem için tüm dünyayı aydınlatmıştır. Orta Asya'da başlayan bu "Aydınlanma Çağı", dünyanın geri kalanı
Duygu ve Düşünce
Kayıp AydınlanmaFrederick Starr · Kronik Kitap · 2019534 okunma
10/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2025 38. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2025 21:53
Doğduğumuz andan, umudumuzun kaynak olduğu yaşam boyunca her daim mavi gökyüzünün altında hayal kurar, gerçekleşmesi için mücadele ederiz. Ancak, nasıl ki hayal kurduğumuz gibi her karamsarlık anımızda da gece gibi karanlık düşünceler içerisinde, talihsizliğimizin son bulmasını veya güneşin talihsizliğimizin üzerine doğarak o talihsizlik içerisinde gerçekleşmesi muhtemel bir umudun açığa çıkmasını da bekleriz. İşte! Mai ve Siyah, gerçekliği de ardına alarak gözümüzün önünde bir ayna gibi duruyor. Ama sana vaadedileni değil dilediğini nasıl elde edebileceğini, elde edemezsen bile bununla nasıl baş etmen gerektiğini gösteriyor. Ve de öğretiyor. ☆◇☆◇☆◇☆ -Cemil, niçin karanlıkta yalnız oturuyorsun? diyordu. O vakit titreyerek ayağa kalktı, "Geliyordum, anne!" dedi ve hayatta bir ümidi kalmamış bu çocuk, yavaş yavaş bu siyah geceden şu kendisini çekip almak isteyen yokluktan ayrılarak, varlığını daha kuvvetle çeken bu sese uyarak, annesini takip etti. ☆◇☆◇☆◇☆ Umut etmekten korkmak talihsizliğin en kötüsüdür! İyi okurlar.
Duygu ve Düşünce
Mai ve SiyahHalid Ziya Uşaklıgil · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202134,7bin okunma
10/10
·736 syf.··
Beğendi
·
2025 31. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 21 Eylül 2025 23:21
Okumaya başlamadan önce kalınlığına bakıp sıkılırım diye çekinmiştim. Ancak hiç öyle olmadı. Hem edebi hem sürükleyici hem de eleştirel felsefe yönü ile her anlamda keyif aldıran bir eser olmuş. O yüzden okunması gereken bir eser olarak görüyorum. Kitabın doğrudan ne anlattığından daha çok dolaylı olarak ne anlatmaya çalıştığı daha önemli bence. ... Gülün Adı, 45 yıl önce yayınlanmış olsa da, günümüzden 7 asır öncesini konu alan, hristiyan aleminin yozlaşmış, dejenere olmuş kesimini eleştirel bakış açısı ile anlatmaktadır. ... Öyle ki Din'in en büyük savunucusu, aynı zamanda Din'in en büyük düşmanı; Din'i kötülüklerden arındırmak isteyen kişi ile Din'e en büyük kötülüğü yapan kişinin aynı olması gibi. Yozlaşmışlık bir yerde budur. Din'i kendine göre dizayn ederek, kendi lehine kullanmaktır bir yerde. ... Umberto Eco'ya bir röportajında, kitabın metaforik anlatımı ile dönemin hristiyan dünyasına bir eleştiri getirip getirmediği sorulmuş. Eco'da kitap hangi dönemde geçerse geçsin aynı yargıyı oluştururdu diye cevaplamış. ... Bakıldığında hala aynı yozlaşma hala aynı sistem devam ediyor. O yüzden kitap günümüz din anlayışına da eleştiri getirebiliyor. Tabi anlayabilirsek. Neyse. Söylenecek çok söz var. Ancak bu kadarı da kafi. ​"Din, eğer aydınların elinde olursa, toplumu aydınlatır; cahillerin elinde olursa, toplumu afyonlar." İyi okurlar.
Duygu ve Düşünce
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma