Ahmet Emin Yalman (1888-1973). Selanikli bir dönme aileden gelme. Columbia Üniversitesi’nden mezun oldu. 1914-1920 arasında İstanbul’da sosyoloji ve istatistik dersleri verdi. 1920-1921’de Maha’da sürgün hayatı yaşadı. 1923’te Vatan gazetesini kurarak, ülkeye daha çağdaş, Amerikan tarzlı bir gazetecilik anlayışı getirdi. 1925’te gazetesi kapatılarak tutuklandı. Amerikan otomobil ve traktörlerinin ithalatına başlayarak iş hayatına atıldı. Bîr süre Tan’da Zekeriya Sertel’le işbirliği yaptı. 194O’ta Vhtan’ı yeniden yayınlamaya başladı, 11. Dünya Savaşı sırasında sürekli Müttefikleri destekledi. 1946’dan sonra DP’ye destek verdi. 1952’de kendisine yapılan suikastten kılpayı kurtuldu. 1950’lerin sonunda Menderes’e karşı muhalefete geçti. 1959’da 15 ay hapse mahkum oldu. 1962’de yayıncılık faaliyetlerine son verdi, köşe yazarlığı, makale yazarlığı yaptı ve anılarını yazdı.
Japonya’da, Zen-Budist rahiplerden Takuhatsu öğretisini, yani dilenerek yapılan kutsal yolculuğu öğrenmiştim. Bu adetin, bağışlarla ayakta kalan manastırlara destek olmak, müritlere tevazuu öğretmek gibi faydalardan başka bir anlamı daha vardır: Müritlerin geçtiği şehirler arınmış sayılır, çünkü parayı veren, dilenen ve sadakanın kendisi aynı büyük denge zincirinin birer halkasıdır.
Bulgular ve Tespitler
Mevlâna'nın ulûhiyyet anlayışını ele alış biçimini çalışırken ulaştığımız bulgulardan bazılarını maddeler halinde söylece ifâde edebiliriz:
1- Mevlâna, gaye ve nizâm delilini cok önemli örneklerle anla- tarak yeni fikirler ortaya koymuştur.
2- Mevlâna, kader ve kazâ hakkında verdiği detaylı ve aydın- latıcı örneklerle Ehl-i Sünnet kelâmı icin önemli olabilecek acıklamalarla destek vermistir. Cebri ve Mu'tezilf anlayısın karşısında yer almıştır.
3- Mevlâna, meseleleri esas itibariyle nasslarla delil getirmek suretiyle tartışır. Zaman zaman konunun niteliğine göre aklf deliller getirdiği de olur.
Fakat sonuçta düşüncelerin de, ne kadar herhangi bir özden yoksunmuş gibi görünürlerse görünsünler, bir destek noktasına ihtiyaçları vardır, aksi takdirde dönmeye ve anlamsız bir biçimde kendi etraflarında çember çizmeye başlarlar; onlar da hiçliğe dayanamazlar. İnsan bir şey bekliyordu, sabahtan akşama kadar bekliyordu ve hiçbir şey olmuyordu. İnsan yalnız kalıyordu. Yalnız. Yalnız.
Sanat, zihnimizin kusurlarını onarır; zamana bağlı varlıklar olduğumuz gerçeğini kavramakta hiç de iyi sayılmayız. Aslında nereye doğru gittiğimizi ve oraya varıncaya dek ne kadar zamanımız kaldığını bilmeyiz ve daha önce nerede olduğumuzu unuturuz; seksen yıl, kusursuz bir zihni, yardım almadan canlı tutmak için gerçekten çok uzun bir zaman. Birçok başka alanda olduğu gibi, uyarı çok önemli. Uyarıya açık olursak zamanın etkisi hafifler. Geleceğimizle ya da en azından hayatımızın olası seyriyle ilgili gerçeği şimdiden canlı ve güçlü bir şekilde kavrarsak daha akıllıca kararlar alırız. Dolayısıyla sanatçılara düşen en değerli görev, bir haberci gibi davranmaktır. Sanat, kırılgan hayallerimize destek olur.