Kitabı alış hikayemi hatırlıyorum; sıkıntılı bir dönem ve okunmayı bekleyen dolu kitabım var. Kitap almak amacıyla değil de, onları koklamak için giriyorum dükkana. En öne serilmiş, yanında başka kitaplarda var ama bir tek o benim ilgimi çekiyor. Arka taraflara bakmaya gidiyorum, aklımı kurcalıyor. İçimde nedensiz bir merak uyandırıyor daha ilk görüşte. Kendimi karşıma almama sebep oluyor. Geri dönüp, konusunu dahi okumadan satın alıyorum kitabı ve dükkandan çıkıyorum. Hem sinirli hem de sakin hissediyorum. Daha ilk andan beri beni içine hapsetmiş bir kitap.
Bi’ ara başlamaya çalışmıştım ama daha ilk sayfadan tek oturuşta bitemeyeceğini anlamıştım. Bırakmıştım tam o an, sakin ve yavaş bir hayat akışını yakaladığımda okumak üzere.
Aradan üç-dört ay sonra tekrar başladım. Konusuna dair hiçbir fikrim yoktu, sadece okuyordum. İlk yüz sayfa çok güzel aktı fakat, ilerledikçe sayfalar uzuyordu. Okudukça kendimi öyle yorgun öyle üzgün hissediyordum ki. Oysaki tatildeydim!
Kitabı elime almamak için bahaneler uydurmaya başladığımı hissettim bi’ noktada. Bu fazla geldi, kitaba haksızlık yaptığımı düşündüm ve sorunu kendimde aramaya başladım. Sayfalar ilerliyordu, ben yoruluyordum. Özellikle son yüz sayfa benim için katlanılmazdı. Okuyordum, anlamıyordum; tekrar okuyordum, unutuyordum. Aklımı dolduruyordu kitap, bir yeri okuduktan sonra üzerine bi’ müddet düşünmem gerekiyordu. Devam edemiyordum, zihnim yeni kelimeleri algılayamıyordu. Kabus gibiydi.
Sonunda bitirdim ve, hiçbir şey hissetmedim. Ne bi’ kitap bitirmenin mutluluğu ne de başka bir şey. Sadece bitmişti, sadece.
Yorum olaraksa; ağır bir kitap, bunun sebebiyetiyle de belli bir yaş sınırı olmalı görüşüme göre. Yetişkin birinin sakin kafayla okuması gerektiğini düşünüyorum. Küçük yaştaki kişilerin kitabı tam