Yaldızlı faytonların tekerlekleri, çamurlu caddede kibirli izler bırakarak geçti. Sıçrayan çamur, yolun kenarında dikilen o eski, boyası dökülmüş ahşap konağın duvarına ve tam o duvarın dibinde bekleyen Viyola’nın solgun yanağına çarptı. ​Yanağından süzülen çamur mağrur bir sızıydı; ama yukarılardan, tül perdelerin arkasından yükselen o çiğ kahkaha kadar yıkıcı değildi. Kadife koltuklarında dünyayı unutanlar, camın hemen ardındaki bu çıplak sızıyı hiç görmediler. O yaldızlı arabanın içindekiler, kendi küçük, ipekten dünyalarında öylesine büyük bir kibirle oturuyorlardı ki, tekerleklerinin altından sıçrayan çamurun kimin ruhunu kanattığını fark bile etmediler; yeryüzünü sadece kendileri için yaratılmış bir halı, dışarıdaki insanları ise üzerlerine basıp geçilecek tekerlek izleri gibi görüyorlardı. O pencerelerden sızan kadeh çınlamaları, dışarıda, ayazın ortasında ömrünü başkaları için eritmiş bir kadının göğüs kafesine birer taş gibi inmişti.. Viyola, yanağındaki o çamurlu lekeyi silmek için elini bile kaldırmadı. Değil o lekeyi silmek, parmaklarını oynatacak, o soğuk çamuru teninden sıyıracak tek bir zerre takati kalmamıştı içinde. Eski, rengi solmuş gri hırkasının sökük manşetini biraz daha aşağı çekti; sanki üstüne sıçrayan o pislik zaten hep oraya, onun ruhuna aitmiş gibi, dünyanın bu fırlatıp atılmışlığını öylece kabullenmişti. Öyle bir yılgınlıktı ki bu, insanı isyan etmekten bile mahrum bırakan, geride sadece uçsuz bucaksız bir tükenmişlik bırakan cinstendi.. Az önce konağın o ağır, kasvetli kapısından çıkarken eline tutuşturulan buruşuk banknotu cebine bile koymamıştı. Kapının hemen dibindeki merdiven boşluğuna büzüşmüş, soğuktan morarmış elleriyle titreyen yabancı bir çocuğun avucuna bırakıvermişti..Kendi donmuş gövdesini, bir başkasının ısınma ihtimaline
Edebiyat
Franz Kafkanın dönüşüm Adlı eserindeki samsa aklıma geldi, galiba bir gün dev bir böcek olarak uyanabilme ihtimali yükseliyor.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ağır Gerçek
Kamaradaki ağır rutubet kokusu, yerini barut ve yanmış et kokusuna bırakmıştı.Parmakları hala titrerken zıpkını masanın üzerine gürültüyle bıraktı. Kamaranın loş ışığında gölgeler oynaşırken, Silas köşesinden doğrularak hafif, alaycı bir alkış tuttu. ​"Tebrikler," dedi Silas, sesindeki iğneleyici hayranlığı gizleme gereği duymadan. "Dürüst olmak gerekirse, o devasa kıskaçların arasında can vereceğini düşünüyordum. Nasıl başardın o canavarı indirmeyi?" Hala yaşadığına inanmakta güçlük çekiyordu. "Kılıcımı ağzına salladım," dedi nefes nefese. "Sadece bir darbeydi ama... birden alev aldı." ​Silas’ın kaşları şaşkınlıkla yukarı kalktı. Elini uzatarak kılıcı istedi.Hala sıcak olan kabzayı ona uzattı. Silas, kılıcın namlusunu gözlerine yaklaştırıp parmağını metalin üzerinde gezdirdi; tırnağıyla yüzeydeki gri toz kalıntılarını kazıdı. ​"Çok akıllıca," diye mırıldandı Silas, tozu parmaklarının arasında ezerek. "Biz bu barutu suya dayanıklı diye geminin omurgasında saklarız. Ancak anlaşılan o ki, yaratığın asitli salyasıyla tepkimeye girdiğinde sadece yanmıyor, patlıyor. Kendi silahını ona karşı kullanmışsın." ​Bilmeden gerçekleştirdiği bu kimyasal mucizenin şaşkınlığıyla olan biteni izlerken, gemi aniden şiddetli bir sarsıntıyla yana yattı. Güverteden gelen bağrışmalar ve zincir sesleri odayı doldurdu. Dışarı fırladığında, tayfanın gemiyi kıyıdan denize ittiğini gördü. ​Silas, bir orkestra şefi edasıyla güverteye çıktı ve gürledi: "Sancağa!" ​Devasa, paslı bir vinç sistemi gıcırdayarak denize salındı. Çok geçmeden, suyun altından dev Karkinos’un cansız bedeni, devasa bir böcek gibi yukarı çekilerek güverteye indirildi. Silas’ın bir el işaretiyle, ellerinde tuhaf aletler olan adamlar canavarın etrafını sardı. Cerrah titizliğiyle kabuğu parçalayıp eti kesmeye başladılar. ​O
Batı İmparatorluğu'nun Tarihi
Tarih MK 74 yılında İmparator Gohelion tarafından kurulmuştur. Yaklaşık dört yüz sene boyunca 16 hükümdarı olmuş, onlarca hane arasında güç değişimi gerçekleşmiştir. Nitekim ülkenin bel kemiği olan üç aile, ülkenin ilk yıllarından beri tahtın hizmetindedir. İmparator I. Gohelion(MK 74-94): MK 35 yılında doğmuştur. Hayatının ilk dönemlerinde, babası Halmer Sohaterr’in kalesi ve evi olan Dağburnu’nda yaşamıştır. Gençlik yıllarında hesapçı, plancı, soğuk ve zeki olarak bilinmiştir. Ailesinin en küçük oğlu olmasına rağmen, Blaihon kalesinin ailesi olan Rhalmes ile yapılan savaşlarda abilerini kaybetmiştir. Daha ufak yaşta demir ve kanla tanışması, onu karşı koyulamaz bir öfkeye sürükler. Abilerinin ölümünü, canından çok sevdiği kız kardeşinin zehirlenmesi takip etmiştir. On sekiz yaşına geldiğinde, Rhalmes hanesi ile Sohaterr hanesi ateşkes içindedir. Nitekim bu, kardeşinin ölümünü engellememiştir.Dehşete düşen Gohelion, iki bin kişilik birliğiyle babasının izni ve emri olmadan harekete geçer. Blaihon’un yok edilişi, yalnızca üç gün sürer. Yalnız Gohelion, fetih ve ganimet içinde Dağburnu’na döndüğünde, kale kapısının açık olduğunu ve içeride bir kan havuzunun biriktiğini görür. Cesetler avluya yığılmış, kapılar paramparça olmuştur. Gohelion, bir heykel kadar sessiz kalır. Kaleye girdiğinde, babasının boynuna dayanmış bıçağı görür. Tehdit bellidir, o ise geri adım atmaz. Daha on sekiz yaşındayken yapayalnız kalır. Düşmanın ise yalnızca Rhalmes Hanesi değil, MK480 yılında Başkent olacak olan bölgenin aileleri olduğunu görür. Ortak komplo, güneybatıdan yaklaşır. Taimor, Porkhoi ve Iamen aileleri Gohelion’a karşı birleşmiştir. MK 54 yılında, Sohaterr ordusu güneybatıya doğru harekete geçer. Bu süreç içerisinde Gohelion, o dönem korsan olarak Batı Okyanusu’nda esip
1000Kitap
BATI TARİHİ
Batı İmparatorluğu, MK 74 yılında İmparator Gohelion tarafından kurulmuştur. Yaklaşık dörtyüz senelik boyunca 16 hükümdarı olmuş, onlarca hane arasında güç değişimi gerçekleşmiştir. Nitekim ülkenin bel kemiği olan üç aile, ülkenin ilk yıllarından beri tahtın hizmetindedir. İmparator I. Gohelion(MK 74-94): MK 35 yılında doğmuştur. Hayatının ilk dönemlerinde, babası Halmer Sohaterr’in kalesi ve evi olan Dağburnu’nda yaşamıştır. Gençlik yıllarında hesapçı, plancı, soğuk ve zeki olarak bilinmiştir. Ailesinin en küçük oğlu olmasına rağmen, Blaihon kalesinin ailesi olan Rhalmes ile yapılan savaşlarda abilerini kaybetmiştir. Daha ufak yaşta demir ve kanla tanışması, onu karşı koyulamaz bir öfkeye sürükler. Abilerinin ölümünü, canından çok sevdiği kız kardeşinin zehirlenmesi takip etmiştir. On sekiz yaşına geldiğinde, Rhalmes hanesi ile Sohaterr hanesi ateşkes içindedir. Nitekim bu, kardeşinin ölümünü engellememiştir.Dehşete düşen Gohelion, iki bin kişilik birliğiyle babasının izni ve emri olmadan harekete geçer. Blaihon’un yok edilişi, yalnızca üç gün sürer. Yalnız Gohelion, fetih ve ganimet içinde Dağburnu’na döndüğünde, kale kapısının açık olduğunu ve içeride bir kan havuzunun biriktiğini görür. Cesetler avluya yığılmış, kapılar paramparça olmuştur. Gohelion, bir heykel kadar sessiz kalır. Kaleye girdiğinde, babasının boynuna dayanmış bıçağı görür. Tehdit bellidir, o ise geri adım atmaz. Daha on sekiz yaşındayken yapayalnız kalır. Düşmanın ise yalnızca Rhalmes Hanesi değil, MK480 yılında Başkent olacak olan bölgenin aileleri olduğunu görür. Ortak komplo, güneybatıdan yaklaşır. Taimor, Porkhoi ve Iamen aileleri Gohelion’a karşı birleşmiştir. MK 54 yılında, Sohaterr ordusu güneybatıya doğru harekete geçer. Bu süreç içerisinde Gohelion, o dönem korsan olarak Batı
1000Kitap
"Büyüteç Altında Bir Ömür"
"Masamdaki 'Dekan' yazılı isimliğe bakarken, bu unvanın aslında bir 'yangın söndürme tüpü' ile eşdeğer olduğunu anlamam sadece iki haftamı almıştı. Odama giren her hoca bir devrim yapma peşindeydi, her öğrenci ise sistemin kurbanı... Oysa ben sadece fakültenin kaloriferlerinin yanmasını ve kimsenin birbirine kağıt fırlatmamasını sağlamaya çalışıyordum." Fen Fakültesi demek; laboratuvarda bozulan pahalı bir cihaz için dökülen terler, "en temel bilim biziz" diyen Fizikçiler ile "hayat biziz" diyen Biyologlar arasındaki tatlı sert rekabet ve her şeyi matematiksel bir mantığa oturtmaya çalışan ama hayatın kaosuna çarpan bir dekan demek. Fen Fakültesi Dekanının Not Defterinden: "Bütçe mi, Simya mı?" Yeni alınan bir elektron mikroskobunun gümrükte takılması ve dekanın, cihazı kurtarmak için bürokrasiyle verdiği mücadele. Bilimsel bir devrim yapmaya çalışırken kendini Ankara yollarında evrak kovalarken bulması. "Elementlerin Savaşı" Fakülte kurulunda Kimya bölümü ile Matematik bölümü arasındaki o meşhur "ek ders saati" kavgası. Deney tüplerinin gürültüsüyle, tebeşir tozunun sessiz otoritesi karşı karşıya. "Kayıp Numuneler Vakası": Biyoloji bölümünün dondurucusunda saklanan ve on yıllık bir araştırmanın ürünü olan numunelerin, bir elektrik kesintisi yüzünden erime tehlikesi geçirmesi. Dekanın gece yarısı pijama üzerine giydiği pardösüyle fakülteye koşup jeneratör başında nöbet tutması. ★ "Fen Fakültesi’nin o her daim dezenfektan ve tebeşir tozu kokan koridorlarında yürürken şunu fark ettim: Doğanın kanunlarını anlamak, insanlarınkini anlamaktan çok daha kolaydı. Entropi yasasına göre evren düzensizliğe giderdi; ama bizim dekanlık binasındaki düzensizlik, termodinamiğin bile açıklayamayacağı kadar hızlı gerçekleşiyordu. Masamda bir yanda kuantum fiziği üzerine yazılmış