Rotayı okyanusun ötesine, 1930’ların Amerika’sına kırıyoruz. Sanma ki orası pırıltılı; tam tersine, karşımızda mahşer yeri gibi bir toz bulutu ve açlıktan nefesi kokan binlerce insan var.
John Steinbeck’in "Gazap Üzümleri" (The Grapes of Wrath) öyle bir eserdir ki, okurken ağzına toprak tadı gelir, güneşten ensen yanar, cebindeki son kuruşun kıymetini anlarsın.
Gel, o eski ve dökülen bir kamyonun kasasına atlayalım, Joad ailesiyle beraber umuda doğru yol alalım:
Olay Oklahoma’da başlıyor. Ama ne toprak! Kuraklıktan yarılmış, fırtınadan toz duman olmuş. Bankalar, traktörleri birer canavar gibi tarlalara salmış; insanların evlerini yıkıyorlar. Joad ailesi de kuşaklar boyu ektikleri topraktan, "sistem" dediğimiz o yüzü olmayan dev tarafından sökülüp atılıyor. Ellerinde ne var? Eski bir kamyon, birkaç parça eşya ve "Kaliforniya’da iş varmış, meyveler bolluk içindeymiş" diyen bir el ilanı.
Bir Direnişin Hikayesi
Başta Tom Joad var; hapisten yeni çıkmış, hayata öfkeli ama mangal gibi yüreği olan bir delikanlı. Ama asıl dev kim biliyor musun? Ma Joad (Anne). O kadın ailenin direği değil, resmen beton dökülmüş temeli. Herkes dağılırken, açlıktan kırılırken "Biz bir aileyiz, bir arada durmalıyız" diyen o sarsılmaz irade. Bir de eski rahip Casy var; duaları bırakmış, "Kutsal olan insandır, insanın emeğidir" demeye başlamış bir derviş gibi.
Yolculuk: Umuda mı, Cehenneme mi?
Otoyol 66 boyunca binlerce kamyon gidiyor. Herkes aynı rüyanın peşinde: Kaliforniya. Ama yol boyunca gördükleri şey; ölen ihtiyarlar, açlıktan ağlayan bebekler ve "Gelme, burada iş yok!" diyen silahlı adamlar. Steinbeck burada bize şunu gösteriyor: İnsan insana ne zaman kurt olur, ne zaman ekmeğini böler?
Gazap Üzümleri Neden Olgunlaşıyor?
Kitabın adı boşa değil kardeşim. Kaliforniya’ya vardıklarında