Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş radikal bir iktisadi kopuştan ziyade sınıfsal bir sürekliliktir. Jön Türkler ve onların devamı olan Ankara kadroları, toplumsal yapıyı kapitalist üretim ilişkilerine eklemlemek için yukarıdan aşağıya dizayn eden egemen devlet sınıflarıdır. İttihatçıların 1914 sonrası ilan ettiği "Milli İktisat" politikası, gayrimüslim sermayeyi tasfiye ederek yerine Türk-Müslüman bir zengin sınıfı ikame etmeyi hedefliyordu. Erken Cumhuriyet kadroları da bu hedefi ve arka planındaki zihniyeti aynen devraldı. Fikret Başkaya’nın tespitiyle, ortada iddia edildiği gibi anti-emperyalist ya da antikapitalist bir kopuş yoktu; aksine dünya kapitalist sistemine entegre olacak yerli bir komprador (aracı) burjuvazi yaratma çabası vardı. 1923 İzmir İktisat Kongresi, İttihatçıların yarım bıraktığı bu yerli burjuva yaratma projesinin resmi ve hukuki beyannamesidir. Devlet, serbest piyasanın doğal işleyişine bırakılamayacak kadar acil gördüğü bu sınıfı kendi eliyle fonlamıştır. Kapitalizmin ilk evresi için kullanılan asli birikim (sermayenin ilk sermaye haline gelmesi), Türkiye'de doğrudan devlet zoru ve gayrimüslimlerin mülksüzleştirilmesi üzerinden yürümüştür. İttihat ve Terakki’nin 1915 Ermeni Tehciri ve sonrasında Rumların tasfiyesiyle başlattığı "Emval-i Metruke" (terk edilmiş mallar) mevzuatı ve el koyma pratikleri, Erken Cumhuriyet döneminde de kesintisiz bir şekilde işletilmiştir. Savaş döneminde ve sonrasında el konulan ya da değerinin çok altında kapatılan bu mülkler, fabrikalar ve tarım arazileri; Cumhuriyet döneminde Ankara hükümetine ve yeni rejime sadakat gösteren yeni yerel elitlere, bürokratlara ve mebuslara dağıtılmıştır. Yeni "milli" zenginlerin sermaye birikiminin temeli, bu organize mülk transferine dayanır. İttihatçıların savaş yıllarında kurduğu