Selamlar, karanlığa sinenler ve ışığın onu bulmasını dileyenler...
Saat 05.01 umarım keyifler yerindedir!
Herkes uyurken yine biz bizeyiz, ay ışığında bir satır arasında daha buluştuk.
Öyleyse incelemeye başlayalım.
Öncelikle ilk 250 sayfayı zor okudum, pek sarmadı ama akabinde olaylar hızlandıkça güzel aktı. Çoğu okur, Gölge ve Kemik serisini beğenmemiş ve Kargalar Meclisi'ni methetmişti. Belki de bu yüzden bu kitaptan beklentilerim çok yüksekti bilmiyorum. Başlarda günlerce ara verip kendimi okumaya zorlamam gerekse de devamı su gibi aktı, bir gecede bitirdim kitabı. Bu evreni beğeniyorum.
Evet, yazarın yazım dili diğer seriye göre oldukça gelişmişti, fazlasıyla da tatmin ediciydi ama sürükleyicilik açısından Gölge ve Kemik daha başarılıydı. Olaylar çok daha akıcı ve hızlı ilerliyordu bu kitapta bunu göremedim.
Karakterlere gelince hepsini sevdim, (Özellikle Gölge ve Kemik'teki Alina ve kompleksli Malyen gibi sinir bozucu karakterlerden sonra cidden ilaç gibi geldi. Alina da neyse ama Malyen'in sahneleri beni delirtmişti.)
Bundan sonrası Spoiler içerecektir.
☆
☆
☆
Kaz Brekker'ın geçmişi, beni en çok etkileyen oldu. Neden eldivenlerini asla çıkarmadığını/çıkaramadığını anladığınızda ona karşı sempati geliştiriyorsunuz. Dışarıdan duygusuz, ölçülü ve hesaplı görünen o adam; aslında hâlâ abisinin çürük cesedine sokulmuş, korkudan titreyen küçük bir çocuk saklıyor içinde. Ölüme terk edilen ve ölümün pençesinden sıyrılan inatçı bir çocuk aslında Kaz Rietveld.
Kimseyle temas edememesi, teması halinde midesinin bulanması ve bayılacak raddeye gelmesi, geçmişin yaralarının onda ne kadar derin iz bıraktığını gösteriyor.
Hatta bu yüzdendir ki sevdiği kadının bile kalmasını sağlayamadı.
Inej ve Kaz'ın birlikte olmasını cidden istiyorum ikisi de biraz çekingen ama bir