Kendini anlayabildiğini söyleyen yalan söyler. Kim olursa olsun. Kendinin kim olduğunu öğrenmek için birilerine para verenler var bu hayatta. Empati, sempati, ne de havalı kelimeler. En iyi niyetli düşünce bile bencil. Kendi söküğünü dikemeyen benciller güruhu. Kendini tanımadan, başkalarıyla ilişkilerine isimler takan zavallılar. “Başka türlü tarif edemeyiz.” Yapma ya! Siz kimsiniz? Buyurucular, biliciler. Cevap verin bakalım; neden bu genç yaşında ölüm hastalığına yakalanır güzel abim? “Kendine iyi bakmadı, har vurup harman savurdu.” Yav, ben kendini anlamaktan bahsediyorum, kendine bakmak nedir? Bir aynanın karşısına geç, bak bakabildiğin kadar. Geçer mi böyle ömür? Ben böyle görmedim, böyle öğrenmedim ayrıca. “Hayatın devamı, değişen koşullara ayak uyduranlara bağlı.” Lan, sizin yaşınız kaç? Yüz falan olsa gerek di mi? Anlaşılan bugünden yarına değişebilecek kadar da oynaksınız. En büyüğümüz bile o yaşın yarısını biraz geçmiş. Sizin bu asırlık bilginize yetişmemize daha çok var. Ayıp olmuyor mu? Bir yandan bin yılların kadim öğretisine kısa bir ömürde erişmemizi isteyin, öte yandan o öğretiyi hemen unutmamızı… Mağazasınız lan siz! Birçok şubesi olan “Atalar” mağazası…
Sayfa 32·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
Nevin’in Arayışın da Saadeti anlattı ve Gitti(Ah densiz adamlar)
“Babacığım,” diyordu, “ şimdiye kadarki isimlerim ‘ Konsolos un kızı’ , ‘Gazetecinin karısı’ oldu. Böyle olması da iyi oldu. Bugüne kadar hep bir şeyler peşinde koştum. Şimdi hatırladıkça bunları, utanıyorum, diyeceğim ama bir çok kelimelere kafamızda verdiğimiz anlamlar, hiç olmazsa o kelimeler kadar yanlış, yalan, kof… Sirklerde bazı ehli hayvanların adeta utanma kelimesinin anlamına yakın bir halde sinişlerini görmüştüm. Utanılacak şeylerden utanmaz olduğumuz nispette Hayvanlarla uyuşur, tabii bir ahlak telakkiimiz olsaydı, bari. işi buraya kadar getirmenin sebebini yanlış anlamamanızı rica ederim. Niyetim ahlaka çatmak filan değil. Sadece kelimelerin elle tutulur ‘concret’ olmayanlarının kıymetlerinden niçin günden güne kaybettiklerini öğrenmemden. Menfaatsiz, riyasız bir toplum aleminde iyi ve doğru bir açıklama ile elle tutulamayan ‘abstrait’ kelimeler ancak bir anlam alabilirler. Yoksa ya işimize geldiği nispette, yahut da başımıza geldiği nispette yapacağımız açıklamaların bir önemi olmaz. İşte bugüne kadar peşinde koştuğum ‘saadet’ kelimesi de bunlardan biri hem de bana izahi en mübrem (kaçınılmaz, zorunlu) geleni idi. Hikayeler, romanlar , şiirler, saadeti aramam, hatta aramadan bulmam lazım geldiğini adeta talim ediyorlardı. Arada bu kelimenin zevkten, dünya nimetlerinden, insan tabiatının bir özgörürlüğünden ibaret olduğunu söyleyen kitaplar da vardı. Bir üçüncü izah da böyle bir kelimenin bir çok kelimeler gibi uydurma bir kelime olduğunu, yaşamanın onunla, hiçbir ilgisi bulunmadığını, onsuz da başı sonu olmayan bir dünya içinde riyasız ve kıymetsiz, hiç olmazsa aldatılmış olmadan yaşanabileceğini söyleyenler de vardı. Bu üçüncü kısım kitapları daha çok beğendim. Beğendim ama birinci kısımdakilerini, denemek daha bir kolayıma geldi. Belki de
Sayfa 81·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
"Memleketini güzel bulan insan daha yolun başındadır; her yeri kendi yurdu gibi gören insan güçlüdür; ama bütün dünyayı yabancı bir ülke gibi gören insan mükemmeldir." Devamı şöyle: "Yolun başında olan ruh sevgisini dünya üzerindeki tek bir noktaya sabitlemiştir; güçlü insan sevgisini her yere yaymıştır; mükemmel insan ise sevgisini söndürmüştür."
Sayfa 21·Kitabı okuyor
Mayıs ayının biten ilk kitabı: Yoksa Hayat Gençken Daha mı Zor?
İpek Ongun’dan hayranlık uyandıran bir kitaptı. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen beni fazlasıyla etkiledi. Anlatımı o kadar akıcı ve sürükleyiciydi ki her bölümü, bir sonrakinde ne olacağını büyük bir merakla okudum. Hatta kitap bittiğinde, “Keşke devamı da olsaydı.” diye düşündüğüm eserlerden biri oldu. Kitabı okurken bir kez daha şunu fark ettim: Hayatta en büyük hayal kırıklıklarını bazen en çok sevdiğimiz ve güvendiğimiz insanlardan yaşayabiliyoruz. Yağmur öğretmenin yaşadıkları bunu bana derinden hissettirdi. Bunun yanında, hayatta iyi bir öğretmene denk gelmenin ne kadar büyük bir şans olduğunu da bir kez daha düşündüm. Yağmur öğretmen karakteri bu duyguyu bana çok güçlü bir şekilde hissettirdi. Kitabı okurken kendi lise yıllarıma da döndüm. Düşündüğümde fark ettim ki hayatın en güzel dönemlerinden bazılarını, duygularımıza fazlasıyla yenik düşerek farkında olmadan tüketmişiz. Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
Allah Vedud’dur (Devamı)
EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM Ellezîne yenkudûne ahdallâh: “Onlar Allah’a verdikleri ahdi bozarlar.” Min ba’di mîsâkıhî: “Onunla (Allah ile) sözleştikten sonra.” Onlar Allah’a söz verdikten sonra Allah’a verdikleri sözü, ahdi bozarlar. İnsan, Allah’a nasıl söz vermiştir? Allah’ın ayetlerini dinleyen biri “ben iman ettim” dediğinde Allah ile ahitleşmiş, Allah’ın emrettiği gibi iman edeceğini, islamda olacağını, teslim olacağını, ihsan sahibi olacağını; yani dini bütünüyle kabul edeceğini söyleyerek Allah’a söz vermiştir. Eğer kişi bunların arasını keser, ayırırsa sözünü tutmamış olur. Ve yaktaûne mâ emerallâh: “Onlar Allah’ın emrettiğini keserler (birbirinden ayırırlar).” Bihî en yûsale: “Onunla vasıl olmaları gerekirken.” Onunla, Allah’a verdiği o sözle, emirle Allah’a vasıl olmaları gerekirken o sözü keser, arasını ayırırlar. Bu ayet birçok manaya birden gelir, hangi manalara geldiğini izah edeyim; Onlar Allah’ın “birbirine bağla” dediği şeyi keserler; yani Kur’an ile peygamberin arasını keserler. Nasıl? -“Bize Kur’an yeter” ya da “biz sünnete uyuyoruz, bize ne gelmişse ona uyarız” deyip keserler. Sanki bu dinin kitabı Kur’an değilmiş gibi Kur’an ile dinin arasını keserler. Aynı şekilde Allah’ın esmasıyla Allah’ın arasını keserler. Biri, Allah’ın esmasını öğrenmediyse, Allah’ı, Allah’ın esmasından Allah’ın kendisini tanıttığı gibi tanımayıp, kendine göre bir hayal kurduysa Allah ile isimlerinin, sıfatlarının, esmasının arasını kesmiş olur. Allah; “iman sevmektir” dediği halde başka biri çıkıp; “iman inanmaktır” derse bu sefer anlamı kendine göre başka türlü yorumlamış, mana ile vahyin arasını, Allah’ın muradıyla, hikmetiyle hakikatin arasını kesmiş olur. Ve yufsidûne fîl ard: “Onlar arzda fesat çıkarırlar.” Ulâike humul hâsirûn:(Bakara
Sayfa 28·Kitabı okuyor
Şu çalışmaya bayılıyorum ya :D
Bu çalışmada sahte isimler ve uydurma hayat hikâyeleri kullanan sekiz adet “sahte” hasta, kendilerini Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan on iki ruh ve sinir hastalıkları kuruluşuna kabul ettirdiler. Bu grup farklı mesleklerden gelen, hiçbiri akıl hastalığı ile ilgili gerçek belirtiler göstermeyen insanlardan oluşuyordu. Bu deneyin amacı psikiyatristlerin bireylerde “akıl hastalığı”nı teşhis etmek için ne kadar etkili ve tutarlı ölçütler koyduklarını test etmekti. Uydurma hastaların hepsi “sesler duymak”tan şikâyet ediyordu. “Manik-depresif” teşhisi konulan bir tanesi hariç, tamamına şizofreni tanısı konuldu. Bu hastalar ortalama olarak, 19 gün hastanede yattılar. Hastanedeyken becerebildikleri kadar normal davrandılar. Aslında bu “hakiki” hastaların pek güzel fark ettikleri bir noktaydı. Ne var ki, taburcu olduklarında kendilerine hastane yetkilileri tarafından tamamen iyileşmiş olmak yerine “hafifleme döneminde şizofren” olarak rapor verildi. Hastanede yattıkları süre içerisinde bu sahte hastalara 2.000’den fazla hap verildi (ama tabii onlar bu hapların çoğunu yutmadılar.) Önceki deneyin devamı niteliğindeki bir deneyde ise, bir hastane daha fazla sayıda uydurma hastanın “yolda” olduğu hakkında bilgilendirildi. Hastaneden bu “uydurma” hastaları ayırt etmesi istendi. Yetkililer 200 yeni hasta üzerinde karar verdi ve beşte birinin uydurma hasta olduğu bildirildi. Aslında, bu hastanelere hiç uydurma hasta gitmemişti.
Sayfa 533- 534 - On Being Sane in Insane Places, D. L. Rosenhahn (1973)·Kitabı okudu