Doğusu Bingöl, kuzeyi Erzincan, batısı Malatya, güneyi Elazığ'la çevrili Dersim için için kaynıyordu.
Türkü, "Dersim dört dağ içinde, gülü bardak içinde" diye başlar. Bu "dört dağ içinde" neler yaşanıyordu ve neler yaşanacaktı? Dersim'in “gülü bardak içinde" miydi?
Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, 2 Şubat 1926 günü İçişleri Bakanlığına verdiği raporda olacakları sezmiş gibiydi. Hamdi Bey raporunda, "Seyit Rıza'nın bütün aşiretleri ittifakına alması, harekete geçmeleri ihtimali hakkındaki keyfiyet kanıtlanıp doğrulanmıştır. Yaptığım temasların bende uyandırdığı izlenime göre Dersim gittikçe Kürtleşiyor, ülküleşiyor ve dolayısıyla tehlike de büyüyor” diyordu.
Hamdi Bey'e göre okul açmak, yol yapmak, fabrikalar kurmak, uygarlaşma yoluyla sorunun çözüleceğine inanmak hayaldi; Dersim Cumhuriyet için bir çıbandı ve bu çıban üzerinde "memleketin selameti için" ameliyat yapmak gerekiyordu.
"Cehaletin, geçim darlığının, iç ve dış aldatmaların, Kürtlük eğilimlerinin, son irtica hareketinin te'dibinden doğan intikam hislerinin, dini ve içtimai devrimler vesilesiyle kara kuvvetlerin uyandırdığı kötü telkinlerin etkisi altında bulanan avam halk; reis, şeyh, bey ve ağanın esir ve oyuncağıdır. Şekavet bunların kışkırtması ile olmaktadır."
Hamdi Bey, uzak ya da yakın gelecekte Dersim'de ayaklanma başlayacağını bildiriyordu.
Vali Cemal Bey: Hocalar Kışkırtıyor!
Vali Cemal Bardakçı (55), Hamdi Bey kadar sert değildi.
Cemal Bey, Dersim Alevileri ile dostluk ilişkileri kurmayı da başarmıştı.
"Alevi ve halis Türk olan Türkmenler, Yavuz zamanından beri müthiş baskılara maruz kalmış ve on binlercesi merhametsizce öldürülmüşlerdi. Dersim kargaşası, büyük küçük memur ve mutaassıp hocaların tahrik ve teşviki ile cahil Sünni ahali tarafından haklarında reva görülen muamelelerden doğmaktadır.