Nimet Tanrıver

Nimet Tanrıver
@devilone
"insanın kan bağından ataları olduğu gibi edebiyat dünyasından da ataları vardı ve bunlar insana tarz ve mizaç olarak ilkinden daha da yakın olabiliyor, üzerinde çok daha bariz bir etki bırakabiliyordu." Oscar Wilde
"yerlilere gelince aslında ancak sopa zoruyla çalışıyorlardı, hiç olmazsa bu açıdan onurlarını koruyorlardı, oysa beyazlar, onlar kamu eğitimi marifetiyle adam edildikleri için, gönüllü olarak çalışıyorlardı. sopa eninde sonunda kullananı yorar, oysa beyazların beynine iyice kazınan güçlü ve zengin olma umudu külfetsizdir, en ufak bir külfeti yoktur."
Reklam
"bazen kimilerinin kullanmış oldukları sözcükleri ve bizzat o kişileri yeniden yakalayabilmek mümkün olsa keşke diyesi geliyor insanın, bize tam olarak ne demek istemiş olduklarını sormak için... ama giden gitmiş. o zamanlar onları anlayacak kadar eğitimli değilmişiz. oysa merak ediyor insan, hani olur ya, şimdi fikir değiştirmişler midir acep diye? ama artık iş işten geçmiş. bitmiş... kimse onlar hakkında hiçbir şey bilmiyor artık. bu durumda gecenin içinde ki yolculuğunuzu tek başınıza sürdürmekten başka çare de kalmıyor. gerçek yol arkadaşlarımızı yitirmişiz. üstelik henüz iş işten geçmeden, doğru soruyu, esas soruyu da sormamışız onlara. onların yanındayken bilememişiz. yitik insan. zaten her zaman geç kalmaz mıyız?.. bütün bunlar artık beş para etmeyen son pişmanlıklardır..." ''bu gidişle kala kala yalnızca zararsız, acınası, çaptan düşmüş insanlar ve nesneler kalacaktı geçmişimizin dört bir tarafında. yalnızca artık sesi soluğu kesilmiş hatalar..." "bulunduğumuz yerde ve koşullarda, ne dostluğa ne de güvene yer vardı. herkes sadece paçayı kurtarmasına yarayacağına inandığı şeyleri söylemekle yetiniyordu, çünkü nasıl olsa her şey ya da hemen hemen her şey pusuya yatmış muhbirler tarafından başkalarına aktarılacaktı."
"insanların aslında birbirlerine söyleyecekleri hiçbir şey yoktur, karşılıklı olarak yalnızca kendi acılarını anlatırlar"
" daha önce en çok merak ettiğimiz şeylerden, artık gitgide daha az söz etmeye başlarız. ille de konuşmak gerektiğinde zorlanırız. kısa keseriz, vazgeçeriz. otuz yıldır konuşuyoruzdur zaten. haklı çıkmayı bile umursamamaya başlarız. kendimizden iğreniriz. "
“insan bir et parçası olarak geldiği şu dünyadan mezarlık gübresi olarak mı gidecek? bütün sevinçler ve üzüntüler birer abartı mıydı? hiç manevra kabiliyeti yok mudur insanın? şu morgda yatan zavallı mesela. doğmayı o seçmemişti. ölmeyi de istemedi. iteklenerek girdi bir kapıdan, kıçına bir tekme yiyerek bir başka kapıdan dışarı çıktı şimdi. iki kapı arasında geçen zaman onun eseri olabilir mi? başını ve sonunu seçmediği yaşamını farklı ve özel yapabilecek ne kaldı geriye? rolex marka saati mi? kokmuş çoraplarını bile çıkardılar. ölüm ne acayip ülke, yolcuların kredi kartları ve iç çamaşırları gümrüğe takılıyor.”
Reklam