Nimet Tanrıver

Nimet Tanrıver
@devilone
"insanın kan bağından ataları olduğu gibi edebiyat dünyasından da ataları vardı ve bunlar insana tarz ve mizaç olarak ilkinden daha da yakın olabiliyor, üzerinde çok daha bariz bir etki bırakabiliyordu." Oscar Wilde
Türk deneyimi, Arap ülkelerinde, İslam âleminin geri kalanından daha çekinceli biçimde karşılanacaktı. Atatürk'ün reformcu cesareti, kuşkusuz, Tunuslu lider Habib Burgiba gibi toplumsal açıdan modernlik yanlısı olanlar için esin kaynağı oluşturmuştu; ama aynı zamanda Türk ulusalcılığında Araplara karşı sergilenen bir küçümseme, bir önyargı vardı ve bu Arapların Atatürk'ün düşüncelerine pek sıcak bakmamalarına neden oluyordu. Çünkü Türkiye'yi Avrupalılaştırma isteği bir yandan da onu Araplardan uzaklaştırma isteğiydi. Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı sırasında parçalanması, padişahın Arap uyrukları ile Türk uyruklarının birbirinden kopmasına neden olmuştu. Mekke'deki Haşimiler 1916'da İngilizlerin kışkırtmasıyla isyan bayrağını açtıklarında, amaçlarından biri dört yüzyıldan beri Osmanlı padişahlarına ait olan halifeliği Araplara geçirmekti; Türk boyunduruğundan kurtulan Peygamber halkı, eski zamanlardaki şanına kavuşabilecekti. Türk ulusalcıların içini de buna benzer öfkeler kemiriyordu: İlerleyemiyorsak, diyorlardı özetle, bunun nedeni Arap prangasını yüzyıllardır arkamızda sürüklememizdir; o karmaşık alfabeden, modası geçmiş geleneklerden, eskil düşünce tarzından kurtulmanın tam zamanıdır; hatta kimileri, kısık sesle, dini bile katıyorlardı bunların içine. "Araplar bizden ayrılmak mı istiyorlar? İyi ya! Hadi o zaman! Buyursunlar gitsinler! " Yalnızca alfabeyi değiştirmekle yetinilmedi, Türk dilinden Arapça kökenli sözcükleri ayıklama işine girişildi. Ne var ki bunların sayısı çoktu ve sık kullanılıyordu, örneğin İspanyolcadakin- den daha fazla Arapça kökenli sözcük vardı Türkçede; İspanyolcada Arapçadan özellikle somut yaşama ilişkin sözcükler alınmıştı -yeryüzü şekilleri, ağaç isimleri, besin maddeleri, giysiler, aletler, mobilyalar, meslekler-,
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅

Nimet Tanrıver

, bir kitap okudu
10/10
·216 syf.·
Beğendi
·
2020 135. kitabı
Amin Maalouf
7.9/10 · 4.141 okunma
Tarihçi Marc Bloch, "İnsanlar babalarından çok, zamanlarının çocuklarıdır" diyordu. Bu kuşkusuz her zaman doğruydu, ama asla bugünkü kadar doğru olmamıştı. Son birkaç onyıldır her şeyin nasıl gitgide daha hızlı geliştiğini hatırlatmak gerekir mi? Çağdaşlarımızdan hangisi eskiden bir yüzyıla yayılabilecek değişikliklerin zaman zaman bir ya da iki yıl içinde yaşandığını fark ettiği izlenimine kapılmamıştır? İçimizden daha yaşlı olanlar çocukluklarındaki zihniyetlerine geri dönmek için, edindikleri alışkanlıkları, artık vazgeçemeyecekleri alet ve ürünleri kavrayabilmek için, hafızalarını büyük ölçüde zorlama ihtiyacını bile duyuyorlar. Gençlerse daha önceki kuşaklarınki bir yana, büyükanne ve babalarının nasıl bir yaşam sürdükleri hakkında çoğu zaman en küçük bir fikir sahibi bile değiller. Aslında bizler çağdaşlarımıza, atalarımıza olduğundan çok daha fazla yakınız. Size Prag, Seul ya da San Francisco sokaklarında rasgele çevirdiğim biriyle, kendi büyük-büyükbabamla olduğundan çok daha fazla ortak şeyim olduğunu söylesem, abartmış mı olurum? Sadece dış görünüşte, kıyafette, hal ve tavırda değil, sadece yaşam biçiminde değil, işte, konutta, etrafımızı saran aletlerde değil, ama ahlak kavramlarında, düşünme alışkanlıklarında da. İnançlarda da. Biz kendimize istediğimiz kadar Hıristiyan, -ya da Müslüman, ya da Musevi ya da Budist ya da Hindu- diyelim, öteki dünyaya dair görüşümüzün beş yüz yıl önce yaşamış olan "din kardeşlerimizin"kiyle artık hiçbir ilgisi kalmamıştır. Onların büyük bir çoğunluğu için cehennem, tıpkı mahşer tablolarındaki gibi, günahkarları ezeli ateşe atmaya hazır çatal ayaklı iblisleriyle birlikte Anadolu ya da Habeşistan kadar gerçek bir yerdi. Bugün artık hiç kimse ya da hemen hemen hiç kimse durumları böyle görmüyor. Çok karikatürlük bir örnek