"İhtiyar olduğumu açık açık söylemeyi ve kimsenin ihtiyarladığımı haber almaması için elimden geleni yapmayı çok büyük bir ayıp sayıyorum; sıçrıyor, oynuyorum, belim ağrıyor ama gene oynuyorum; içiyorum, bir başdönmesi geliyor, dünya dönüyor ama, gene başım dönmemiş gibi dik duruyorum.
Terliyor, denize dalıyor, soğukluyorum. 'Guh, guh!' diye öksürüp hafiflemek istiyorum ama, utanıyorum patron, öksürüğü zorla geri çeviriyorum.
Yâni, benim hiç öksürdüğümü duydun mu patron? Hiç!
Bu, yalnız başkalarının yanında değil, tek başıma olduğum zaman da böyle. Zorba'dan utanıyorum patron, ne diyeyim? Utanıyorum Zorba'dan.
Yeni bir yol, yeni plânlar! diye bağırdı.
Artık dünküleri hatırlamaktan, yarınkileri istemekten vazgeçtim; şimdi, şu anda ne oluyor, o ilgilendiriyor beni.
«Şimdi ne yapıyorsun, Zorba?» diyorum. «Uyuyorum,» diyor. «İyi uyu öyleyse!»
«Şimdi ne yapıyorsun, Zorba?» diyorum. «Bir kadına sarılıyorum,» diyor. «İyi sarıl öyleyse Zorba, hepsini unut, dünyada başka bir şey yok, yalnız o ve sen. Vira!»