ALİYA İZZETBEGOVİÇ, SİYASET ve AHLÂK
Aliya için siyaset bir güç alanı değil, ahlak sınavıdır. Zira ona göre devletin varlık nedeni adalettir: bu bakış, Kur‘an’daki “Adaletle hükmedin; bu takvaya daha yakındır.” (Maide, 8) emrinin siyasi karşılığıdır. O, “düşünen bir devlet adamı değil, devlet kuran bir düşünür”dür. Zindan onun için hem bir çile hem bir inşa mekânıydı: “Konuşamazdım ama düşünebilirdim.” Aliya’nın düşüncesi, hayatının izdüşümüdür. Çünkü fikirleri teoriden değil, acıdan ve tecrübeden doğmuştur. Gençliğinde inandığı şeyleri hapiste sorguladı; iktidara geldiğinde o sorgulamayı siyasete dönüştürdü. Bu yüzden onun mirası bir kitap fikri değil, sınanmış ve bedeli ödenmiş bir hayat fikridir. Dayton Anlaşması’nı imzalayıp iktidarı bıraktığında şöyle dedi: “Benim görevim, Bosna’nın savaşla değil, adaletle yaşamasını sağlamaktı.” Bu söz, yalnız bir vedayı değil, emanetin geçici olduğu ahlak ilkesini anlatıyordu. Mustafa Yeneroğlu 19/10/2025 Karar
Alıntı
"Bir isyanın ve teşkilatın anatomisi'
Not: "Bu araştırma çalışmam hiçbir kişi veya kuruluşu destekleme amacı gütmediğini belirtmek istiyorum, iyi okumalar☺️😊.." Hasan Sabbah, 11. yüzyılın sonlarında kurduğu İsmaili-Batıni teşkilatı ile Orta Doğu siyasi dengelerini derinden sarsan bir liderdir. Tarihe "Haşhaşiler" olarak geçen bu hareket, yalnızca dini bir tarikat değil; aynı zamanda dönemin süper gücü Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na karşı yürütülen bir asimetrik savaş ve istihbarat ağıydı. 1. Yükseliş: Alamut Kalesi'nin Fethi Hasan Sabbah'ın mücadelesi, Fatımi Devleti'nin eğitim merkezlerinde edindiği tecrübeleri İran'a taşımasıyla başladı. Sızma ve Propaganda: Hasan Sabbah, kalede bulunan Rudbar halkını ve askerleri zamanla kendi İsmaili inancına çekmiş, kaledeki taraftarlarını artırarak içeriden ele geçirmiştir. Bir diğer tahmin ise Kaleyi satın alma; En bilinen rivayete göre Hasan Sabbah, kalenin eski sahibinden 3 bin altın karşılığında satın almıştır. Stratejik Konum: Elbruz Dağları'nda ulaşılması güç bir zirve olan Alamut Kalesi'ni hedef seçti. Kan Dökmeden Zafer: 1090 yılında, kaleyi bir damla kan dökmeden, kale muhafızlarını ve halkı ikna yoluyla ele geçirdi. Üs Bölgesi: Alamut, Hasan Sabbah'ın 34 yıl boyunca hiç dışarı çıkmadan teşkilatı yönettiği bir teoloji ve propaganda merkezi haline geldi. 2. Sistem: Fedailer ve Asimetrik Savaş Selçuklu'nun devasa ordularına karşı doğrudan cephe savaşına girmek yerine, nokta atışı bir istihbarat stratejisi geliştirdi. Fedai Sistemi: Dervişler ve fedailer; teolojik, askeri ve psikolojik olarak çok sıkı bir eğitimden geçiyordu. Nokta Operasyonları: Selçuklu devlet adamlarına yönelik düzenlenen suikastlerin en ünlüsü, Selçuklu imparatorluğu başveziri Nizamülmülk'e yapılan eylemdi. Bu strateji, düşman üzerinde büyük bir korku ve paranoya yaratıyordu. Tarihsel
1000Kitap
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Beylikdüzü'nde Büyükçekmece sınırında da olmak üzere iki tane büyük AVM var. Hadi küçük Avmlerle de beraber beş olsun. Beylikdüzü'nün %90'ı lüks siteler ve belki %10luk kısmı benle yaşıt. Cadde üstünde 100/100lük devlet hastanesi de var hadi onu geçtim adam öldüren Kolan Hastanesi'de var. Sabah 9 gibi kardeşimi otobüs durağına bırakayım dedim. Ulan saat daha 9. Daha hayat yeni başlıyor. Ne yaşadın, yine ne kurguladın kafanda? Suratlar asık, sendromlar uykudan evvel açılmış. Şöyle bir istatistik yapayım: İstanbul'un 39 tane ilçesi var. Çoğu tarihi mekânlara yakın. Normalde ekonomi tarihi yerlerde tavan yapar. Evvelsi gün doğma memleketim Fatih'e gittim. Şimdi düşünüyorum da orasının hengamesi, labirenti bile fragman kalır. Fatih ekonominin merkezi yerler. Ha Beylikdüzü'nde vaktinde birkaç kişiyle tanıştım, Kapalıçarşı'da kuyumculuk yapanlar da var. Adam Kapalıçarşı'ya kadar gidiyor akşam o trafikten Beylikdüzü'ne geliyor. Beylikdüzü ve Büyükçekmece'de kuyumcular daha özgüvenli...
Biyolojik İtiraf: Efendinin Silahıyla Özgürleşmek
Sıradan insan (NPC), kendi bilincini, inançlarını ve "özgür iradesini" evrenin merkezinde kutsal birer olgu sanarak yaşar. Oysa çıplak ve acımasız biyolojik determinizm bize bambaşka bir gerçeği fısıldar: Bizler, bireysel hücrelerin, bencil genlerin ve bizi istila eden parazitlerin kendilerini bir sonraki nesle aktarabilmek için inşa ettiği geçici, harcanabilir birer etten robottan ibaretiz.Bunun en pürüzsüz ve çıplak örneği Kuduz (Rabies) virüsüdür.Kuduz virüsü bir memelinin sinir sistemini ele geçirdiğinde, canlının beynindeki ilkel limbik sistemi manipüle eder. Hayvanı aşırı agresifleştirir, salya üretimini artırır ve onda yutkunma felci yaratarak sudan korkmasına (hidrofobi) neden olur. Neden mi? Çünkü virüs hidrofobi yaratmalıdır ki salyadaki virüs konsantrasyonu suyla seyrelmesin; agresiflik yaratmalıdır ki o canlı gidip bir diğerini ısırsın ve virüs yeni bir taşıyıcıya pürüzsüzce kopyalansın. Canlı orada kendi iradesiyle saldırmaz; tamamen virüsün kopyalanma döngüsüne hizmet eden kör bir araçtır.Şimdi aynayı kendimize, yani insan primatına çevirelim:Bizim "bilinç" dediğimiz o karmaşık düşünce yeteneği, "din" dediğimiz o devasa inanç sistemleri ve bizi manipüle eden toplumsal güdülerimiz... Aslında o mikroskobik DNA zincirinin hayatta kalmasını, üremesini ve kendini aktarmasını kolaylaştırmak için evrimleşmiş gelişmiş birer işletim sistemi aplikasyonudur.Hücre (Gen) köleleştirir: Genlerin tek bir mutlak emri vardır: Kopyalan, üre, DNA'yı aktar.Bilinç bu köleliği fark edip delirmesin diye Din afyonunu üretir: Geleceğini öngörebilen insan işlemcisi, günün birinde öleceğini ve sadece geçici bir et çuvalı olduğunu anladığında varoluşsal bir çöküşe girer. Beyin, bu sabote edici çöküşü engellemek için dini kurar. Din bilince der ki: "Hayır, sen geçici bir araç
Felsefe-Düşünce
masamıza leyla gelsin ta ürdün’den ama istesek gelir bize ince parmaklarını şaklatarak nizar kabbani’den bahseder i·stesek olur böyle şeyler biz ona türkçe çaylar ısmarlarız kuranda peygamberin bile azarlandığı ayetler vardır, onu deriz başka şeyler de vardır doğuda her yüz kilometrede bir zalimle mazlumun değişmesi dengesi biz ey dünya yorgunları diyelim çay içmeye başlayalım çay içeriz bir halk dengelenir yumruğumuzdaki kuvvetle babaların bıyıklarına ilişen siyaset dersi annelerin ideolojileri yoktur merhametleri vardır ben o merhameti kimsede görmedim kitaptaki meryem’i saymazsak en esaslı küfrü orta ikide bir kızdan yedim o bana âşıktı yazmaktan başka neye yararsın allahın belası, demişti bir şeye yaradığım hissi evlenirsem bir gün olacak i·mparatorluklar çağından beridir yasak bir sevmektir devlet halk ilişkisi gecenin dördünde şiirden daha değerli işler vardır biz ey dünya yorgunları diyelim çay içmeye başlarken sevgilimizle saatler süren telefon konuşmaları yapalım sırrı abinin kızı bize de şiir yazsın bu annesiz evleri değiştirelim aniden ben bir mektuba başlamışsam gerisini sen getir yarım mektupların verdiği esenlikle öperim alnından bankalar kapanır, faizler düşer, bir bakarsın iyileşir dünya bundan bana mektup yaz, boş bırakma, ihtiyarlamazsam orta dünya bizimdir
Alıntı
Fyodor Dostoyevski'nin ilk romanı olan İnsancıklar, yoksul bir devlet memuru olan Makar Devuşkin ile genç ve hasta akrabası Varvara Dobroselova arasındaki dokunaklı mektuplaşmalardan oluşur. İkili, St. Petersburg'un zorlu koşullarında hayatta kalma mücadelesi verirken, birbirlerine olan derin bağları ve fedakarlıklarıyla yalnızlıklarına çare ararlar.
Kitap Alıntısı