Üç İstanbul’un usta kalemi Mithat Cemal Kuntay’ın imzasını taşıyan bu kıymetli eser, alışılagelmiş, kuru ve sadece kronolojik verilerden ibaret bir tarih kitabı değildir. Temelde 1950 yılında, İstanbul’un fethinin 500. yıl dönümüne doğru giderken bir gazete tefrikası olarak kaleme alınan bu monografi, bir edebiyatçının estetik süzgecinden geçmiş muazzam bir tarihi portre çalışmasıdır. Yazarın sağlığında kitaplaşamayan bu metinler, bugün hem Fatih’i hem de fethi anlamak isteyenler için edebi birer vesika niteliğindedir. Kuntay, odağına sadece askerî bir başarıyı ya da kuşatmanın teknik detaylarını almaz; kitabın asıl gücü, fethin arkasındaki asıl deha olan II. Mehmed’in entelektüel ve insani portresini çizebilmesindedir. Eser, Fatih’i sadece kılıç sallayan bir komutan olarak değil; Latince, Grekçe, Farsça ve Arapça bilen, çağının çok ötesinde bir Doğu-Batı sentezi rönesans aydını olarak inceler. Gemilerin karadan yürütülmesinden devasa Şahi toplarının dökümüne kadar fethin bir mühendislik ve akıl mucizesi olduğu gerçeği, Kuntay’ın akıcı üslubuyla adeta bir roman gibi sahnelenirken, surların arkasındaki Bizans’ın ruh hali ve Avrupa’nın o dönemki siyasi parçalanmışlığı da panoramik bir şekilde sunulur. Mithat Cemal Kuntay’ın tarihi bir şahsiyeti anlatırken sergilediği epik ama bir o kadar da nesnel üslup, şiirsel anlatımıyla birleşerek fethin heyecanını ve genç sultanın omuzlarındaki ağır yükü okura derinden hissettirir. Özetle; tarihin tozlu sayfalarını edebiyatın canlı nefesiyle üfleyen Fatih ve Fetih, Fatih Sultan Mehmet’i hem bir devlet adamı, hem bir asker, hem de bir entelektüel olarak önümüze koyan, edebi değeri yüksek ve tek solukta okunacak nitelikte bir eserdir.
Herkese iyi okumalar dilerim..