Lider, kendi kurumsal ve "devlet adamı" imajını bozmamak için en radikal, en faşizan ya da en absürt fikirleri bu figürlerin ağzından topluma enjekte eder. Onlar sahnede bağırıp çağırırken, göçmenleri hedef gösterirken ya da kurumlara hunharca saldırırken lider arkada oturup tepkileri ölçer. Eğer tepki sistem içi bir krize dönerse lider "Benim bununla ilgim yok" diyerek ipi çeker; eğer fikir zemin kazanırsa meyvesini bizzat kendisi yer.
1000Kitap
Büyük İskenderiye Kütüphanesi, Antik Dünya'nın en büyük ve en önemli kütüphanelerinden biri. Kütüphane, Müzler'e, sanatın dokuz tanrıçasına adanmış daha geniş bir araştırma enstitüsü olan İskenderiye Müzesi'nin bir parçasıydı. İskenderiye'de evrensel bir kütüphane kurma fikri, oraya sürgün edilen Atinalı devlet adamı Faleronlu Demetrios tarafından, I. Ptolemaios Soter'e önerilmiş olabilir. I. Ptolemaios, kütüphane için planlar yapmış olsa da, kütüphane muhtemelen oğlu II. Ptolemaios döneminde inşa edilmiştir. Kütüphane, Ptolemaios krallarının kitap satın alma konusundaki agresif ve kararlı tutumu nedeniyle, kısa sürede çok sayıda papirüs ve parşömen kütüphaneye eklenmiştir. Belirli bir dönemde tam olarak kaç parşömenin bulunduğu bilinmemekle birlikte, tahminler kütüphanenin en parlak döneminde 40.000 ila 400.000 arasında değişmektedir. İskenderiye Kütüphanesi 900.000 el yazmasıyla Antikçağın en büyük dermesine sahip bir kütüphanesiydi.Kütüphanede büyük bir çalışan kadrosu da görev yapıyordu. Eserlerin papirüslere yazılarak rulo şeklinde saklandığı belirtilmektedir. Kral tarafından desteklenen bu kütüphane yayınevi işlevini de görüyordu. Kütüphane büyük bilim insanlarına da ev sahipliği yapmıştır. Matematik bilgini Öklides, mekanik bilimci Arkhimedes, tıp bilimci Herofilos, gök bilimci Eratosthenes, Batlamyus gibi isimler bu kütüphanede çalışmışlardır. Genel kanı bu kütüphanenin, çıkan çeşitli fanatik görüşler nedeniyle, antik Pagan tapınakları ve yapıların imhası sırasında Hristiyanlar tarafından yakıldığı yönündedir. Bu görüşe göre 391 yılında Doğu Roma'nın Mısır Valisi Theophilos, İskenderiye'de Mısır'ın eski din mensuplarına ait Osiris tapınağında olan bir arsayı, kilise inşa edilmesi için Hristiyanlara verdi. Burada yapılacak kilisenin temel kazıları
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Aklıselim, yani ön yargılardan arınmış, sağduyulu ve objektif bir bakış açısına sahip her insanın, inancı ne olursa olsun Hz. Muhammed’in hayatını ve geride bıraktığı mirası incelediğinde ona hayranlık duyması gerekir. Bunun temel sebebi, onun sadece dini bir lider değil; pozitivist bakıldığında aynı zamanda eşsiz bir ahlak abidesi, dahi bir devlet adamı, adil bir hukukçu ve toplumsal dönüşüm mimarı olmasıdır. Ayrıca bütün bu özellikleriyle tartışmasız tarihteki en etkili isimdir
Düşünce

Enesokur

@Enesokur
·
Hâlâ yaşayan Musa yasası, bin yıldan beri dünyanın yarısını yöneten Muhammet yasası, bunları yapanların büyük adamlar olduğunu bugün bile gösteriyor bize.Kendini beğenmiş felsefe ya da particilik ruhu bunlara mutlu birer düzmeci gözüyle bakadursun, gerçek politika, onların yapıtlarında o uzun ömürlü kurumlara önderlik eden büyük ve güçlü zekaya hayran kalmaktadır.Bütün bunlara bakarak, Warburton gibi, insanlar arasında politikayla dinin aynı amacı olduğu sanısına kapılmamalı.Ulusların ilk kuruluş günlerinde bunlardan biri öbürüne sadece araçlık eder.
Din
Tunuslu Hayreddin Paşa ve bitmeyen sancımız - 3
Tunus’ta Bardo Sarayı’nın kabile ittifaklarıyla örülü atmosferine baktığında, gücün “şahsi sadakat” üzerinden yürüdüğü yönetim tarzı ile hayalindeki “kurumsal rasyonalite” arasındaki o derin uçurumu teşhis etmiştir. Sömürücü elitlerin devlet kaynaklarını nasıl kendi mülklerine dönüştürdüğünü, liyakatin yerini alan sadakat ağlarının devleti nasıl felç ettiğini gördüğünde; çözümün sadece “iyi insan” bulmakta değil, iktidarı “iyi kurumlar” üzerinden denetlemekte olduğunu kavramıştır. “Sorumluluk ve denetim mekanizması olmayan bir yerde kanun sadece kağıt üzerinde kalır. Hukukun üstünlüğü demek, en üst makamdaki kişinin bile yaptığı her işin hesabını bir kurula verebilmesi demektir.” Hayreddin Paşa’nın 1852-1856 yılları arasındaki Paris dönemi, onu mülkiyet güvenliği, şeffaf bürokrasi ve bağımsız yargı üzerine yükselen kuşatıcı bir mekanizma ile buluşturmuştur. Paris’teki birincil görevi, Tunus maliyesini devasa yolsuzluklarla sarsan ve ardından Fransız vatandaşlığına geçerek Paris’e kaçan Mahmud Benaïad’ın davasını takip etmekti. O, Paris mahkemelerinde davayı izlerken şu can alıcı soruyla meşgul olur: “Nasıl oluyor da bir devlet memuru, devletin hazinesini bu kadar kolay boşaltabiliyor?” Paşa, Fransız mahkemelerinde şahit olduğu prosedürlerden çok etkilenmiştir. Adaletin, önceden belirlenmiş, yazılı ve herkes için eşit kurallara bağlı olduğunu görmüş; Tunus’taki yolsuzluğun sebebinin sadece “kötü insanlar” değil, “denetimsiz ve sömürücü kurumlar” olduğuna kanaat getirmiştir. “Avrupa devletlerini kuvvetli kılan şey, toptan tüfekten ziyade, herkesin önünde boyun eğdiği kanun nizamıdır. Onlar, iktidarı hukukla prangaladıkları için iç barışı sağlamış ve tüm enerjilerini kalkınmaya vermişlerdir.” Paris borsasını, bankaları ve ticaret odalarını gezerken, Doğu’daki “müsadere”
Tarih
DEVLET AKLI'NIN TARİHÇESİ - FAİLİN GİZLENMESİ
“Devlet aklı” denilen şey, modern siyasetin en eski bahane ya da silahlarındandır. Kavramı deştiğimizde karşımıza oldukça aşina olduğumuz bir isim çıkıyor, Makyavelli. Ya da orijinal yazımıyla Niccolò Machiavelli. Bu insanlığın baş belası herif siyasal düşüncede “devlet aklı”nın ilk tohumlarını Prens (1513) adlı kitabında atıyor. Machiavelli, doğrudan “devlet aklı” kavramını sistemleştirmez belki ama muazzam bir ilham kaynağı olur. Çünkü Machiavelli’nin radikal hareketi şudur: Siyaseti ahlaktan özerkleştirmek. Bilinler bilir; Ortaçağ siyasal teorisinde, yönetim ahlaki bir aktivitedir. Hükümdar, Tanrının yeryüzündeki temsilcisi gibi düşünülür. Yönetmek, aynı zamanda ahlaksallaştırmak demektir. Aristotales, eserlerinde erdem kavramı yerine ilginç bir kelime kullanır: Virtüler ahlak! Virtüler ahlak, cesaret, hikmet, direnç, sabır gibi temel ardamların bütünü içerir ve bu hasletler kural olarak değil, özümsenmiş olmak zorundadır.  Siyasal teoride ise Virtüler ahlak ile başarılı yönetim, aynı şeydir. Hatta virtüler ahlakı olmayan bir yönetim, başarılı olamayacağı inancı vardır. Machiavelli alçağı önce bunu kırıyor ve diyor ki: Eğer hükümdar başarılı olmak istiyorsa, bazen ahlaken davranması gerekse bile, bu başarı odaklı olmalı ve başarı tam tersini gerektiyorsa ahlak ve etik kuralları yok kabul edilebilir. Hatta diğer edisyonlarda bulamayabilirsiniz ama Cambridge’in Botero baskısında, bu gerilim çok açık şekilde ortaya koyar: “Ahlaken yönetmek ile başarılı yönetmek arasında bir gerilim vardır. İkisini birden gerçekleştirmek, çoğu zaman imkânsızdır.” İşte bu gerilim, modern siyasetin doğum anıdır. Çünkü bu andan itibaren, yönetim pratiği, ahlaki değerlendirmenin dışına çıkabiliyor. İktidarın korunması, düzenin sürekliliği, gerektiğinde ahlaki normların askıya
Tarih
İslâm dünyasının hazin halinin de özeti:RAŞİD GANNUŞİ
84 yaşındaki Raşid Gannuşi’nin açlık grevi: İslâm dünyasının hazin halinin de özeti  Bugün 84 yaşındaki Gannuşi’nin bedeni zayıflıyor ama düşünceleri hâlâ güçlü: “İslam, insanı özgürleştirmek için geldi. Diktatörlük, İslam’ın en büyük düşmanıdır.” Bu sözü, yıllar önce söylediğinde kimse bunun bir gün kendi hayatını özetleyeceğini tahmin etmiyordu. Şimdi o sözüyle yaşıyor, o söz uğruna özgürlüğünün gaspına açlıkla direniyor. Dün onun süresiz açlık grevine başladığını okuduğum anda içim burkuldu. Gerçekten büyük bir trajediydi yaşadığı. Sadece onun bireysel trajedisi de değil aslında… Raşid Gannuşi adını yaklaşık otuz yıl önce ilk kez duyduğumda merak etmiş, Londra’da birkaç defa ziyaret ederek sohbetine katılma imkânı bulmuştum. Genç yaşlarımdan itibaren Cotabato kasabasından Tanca’ya uzanan geniş bir coğrafyada İslam dünyasının farklı bölgelerini görme fırsatım oldu. Bu yolculuklarda beni en çok etkileyenler, tıpkı Gannuşi gibi adalet ve özgürlüğü fikrî derinlikle birleştiren maalesef sayıları çok az olan Müslüman önderlerdi. “Çok az” diyorum; çünkü tanıma fırsatı bulduklarımın çoğu tepkiseldi; adalet ve hürriyet bilinçleri zayıf, İslam düşüncesinin evrenselliğinden ve bir o kadar da dünyanın gidişatından kopuklardı. Filipinler’in Mindanao adasından Orta Asya’ya, Fas ve Moritanya’ya kadar aynı tabloyla fazlasıyla karşılaştım. O dönemde Müslüman hareketlerin entelektüel önderleriyle tanışmak, yaşadığım Almanya’dan geniş ve bir o kadar da bitkin düşmüş İslam dünyasına bakınca, benim için aynı zamanda bir ümit arayışıydı. Ve o ümit arayışı içinde Nahda hareketinin lideri, Tunuslu düşünce ve mücadele adamı dikkatimi çekiyordu. Sonrasında yazdığı metinleri takip etmeye çalıştım. Elbette sürgünde yaşadığı batıda önceki düşüncelerini gözden geçirmiş, kendisini
Alıntı