Zalimler koltukları ile haşr olunur Âhirete inanan arkadaşı iman ve sâlih amel konusunda ona öğüt vermiş, âhireti inkâr etmenin bir bakıma Allah’ı inkâr etmek olduğunu bildirmiştir. Kehf suresi Mahalleye muhtar olsada gavur muhtar diyordu sabiha teyze ancak hiç bir iktidar kalıcı değildir hiç bir saltanat baki değildir biz saltanatamızın bedelini haa şuradaki asmanın altında yatan iki oğlumun canı ile ödedim Gavur poyraz ise sultanları canından eden Nikris hastalığına tutuldu vücudundaki onca eklem ve kemiğin balon gibi şişmesine rağmen muhtarlık koltuğunu bırakmak istemedi Ankara ise onun bir balona benzediğini görünce bu yaşayan mefta olmuş diyip terkettiler onun ile birlikte devlet kutsaldır iktidarın zalimlerin oyuncağı değildir devlet ve şeriatı kirleten zalimlik ile karar alan palyaçolardır diyince ankara ve şeyhler ulemalar bu anarşiktir diyince idam kararını imzaladılar fakat halk büyük bir isyana kalkışıp muhtar poyraza madem koltuğunu çok seviyorsun o zaman o çok sevdiğin koltuğun ile haşrolunacaksın diyip hükümet binasından koltuğu ile birlikte aşağı attılar peki Ayten hanım ne oldu babası onu pazarda elma satarak alınteri ile büyüttü Küçük bir üzüm ağacı aldılar onu salih ameller ile büyüttüler meyvesini sattılar hasadını topladılar ve taş bir medrese kurdular bizim recep ve beş torun onun kurduğu medresede yetiştiler biz ise günahlarımıza tövbe edip af bekliyoruz
1000Kitap
İbrahimi dinler ve Animistik inançlar
Semitik dinlerin (Yahudilik, Hristiyanlık, İslam) temelinde gökte taht kurmuş bir Tanrı figürü yer alır. Bu Tanrı insanı yaratır, ona görevler verir, onu sınar, yargılar ve sonunda onu ya ödüllendirir ya da cezalandırır. İnananlar için bu, yüce bir adalet sistemidir; ancak bu sistemin temelinde sorgusuz itaat, emir–yasak ilişkisi ve merkezi bir otorite bulunur. Tanrı bir kraldır, insan ise onun halkı. Animistik inançlar ise Semitik dinlerin aksine itaate değil ilişkiye, hiyerarşiye değil dengeye, korkuya değil şükrana dayanır. Ne cennet vaadi vardır ne de cehennem tehdidi. Kutsal, insanın üstünde değil içindedir; ağaçta, suda, hayvanda hatta rüyada. Semitik dinlerin doğa ile ilişkisi pragmatiktir: Doğa ya insanın hizmetine verilmiş bir nimet kaynağıdır ya da sabredilmesi gereken bir sınav alanı. Oysa animistler doğayı bir rakip ya da tüketilmesi gereken bir nimet değil, bir yaşam ortaklığı olarak görürler. Rüzgâr ile konuşur, geyik ile kardeşlik kurar, ağaçları dinlerler. Bilgelik gökten gelen emirle değil, ormandan gelen işaretle kazanılır. “Tanrı kimdir? Gökte oturan bir kral mı, yoksa toprağın kalbinde saklı bir bilinç mi?” sorusu bu anlayışın özünü yansıtır. Animist toplumlarda hayvanlarla ruhani ilişki kurulur. Hayvan ne yalnızca avcıyı besleyen bir besin ne de insan-dışı bir varlıktır; o, ailenin bir parçasıdır. Bir öğretmen, ruhsal yoldaş ve kutsal bir armağandır. Bu nedenle avlanma eylemi bir tür ritüel dönüşüme dönüşür. Hayvan aslında “öldürülmez”; yenen eti ve ruhu bir başka insana geçerek onunla yaşamaya devam eder. Bu anlayış, Semitik dinlerdeki “Hayvanlar size musahhar kılındı.” yaklaşımından önemli ölçüde ayrılır. Burada doğanın verdikleri değil, bizzat doğanın kendisi kutsaldır. Animistler, doğadaki canlıları birer “kişi” statüsünde görür; onlarla
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tarih kör bir tekerrürden ibarettir. 20. yüzyılın ilk çeyreğinden sonra Atatürk tarafından rafa kaldırılan çoğulcu demokrasiyi, 21. yüzyılın ilk çeyreğinde kesintisiz hüküm süren Erdoğan bile raftan indirmedi. Yaşanan tarihsel olay (1922'de emperyalizme karşı askeri zafer ya da modern dönemde askeri/bürokratik vesayete, darbe girişimlerine karşı kazanılan siyasi zaferler) o kadar büyük ve kutsaldır ki, onun etrafında kurulan anlatı tartışılamaz hale getirilir. Büyük zaferin sahibi olan kurucu iradeye muhalefet etmek, sıradan bir siyasi rekabet olarak görülmez; doğrudan "zafere, devlete veya milletin varoluşuna ihanet" olarak kodlanır. 1920'lerde muhalefet "devrim karşıtı/mürteci" olarak tasfiye edilirken, günümüz popülizminde "yerli ve milli olmamakla" veya "vesayetçilikle" suçlanarak oyun dışı bırakılır. 1920'ler (Yukarıdan Aşağıya): "Halka rağmen halk için." Meşruiyetini geçmişteki askeri başarıdan alır. Amacı, toplumu dönüştürmek, sekülerleştirmek ve kurumları sıfırdan inşa etmektir. Halkın rızası bir önşart değildir, gelecekte ulaşılacak bir hedeftir. 2000'ler (Aşağıdan Yukarıya/Popülist): Meşruiyetini sürekli yenilenen sandık zaferlerinden alır. Amacı, eski seküler elitlerin kurumlarını tasfiye ederek muhafazakar bir hegemonya kurmaktır. Gücünü "tarihsel olarak ezilmiş çoğunluğun sesi" olma iddiasından devşirir. Günümüz siyasal İslamcı pratiğinin, 1920'lerin o katı merkeziyetçi ve devlet odaklı gücü tek elde toplama teknolojisinden yapısal bir miras devraldığı söylenebilir. Türkiye siyasetinde her gelen güç grubu, bir öncekini "otoriterlik" ile suçlayarak gelir ancak gücü konsolide ettiği anda, devletin o genetik koduna dönüşür: "Büyük bir tehlikeyi savuşturduk, o halde tüm güç bende toplanmalı." Kurucu elitlerin devleti korumak adına çoğulculuğu feda etmesi,
Tarih
Anadolu ve Türkiye toprağı kutsaldır 20.yüzyılın son 10 yılında Türkiye köklü biçimde değişti 1980 lerin sonunda 67 olan il sayısı 2000 yılına gelindiğinde 81 ile yükselmişti 1990 lar ülkemizin önemli değişiklikler geçirdiği bir dönem oldu Türkiye iller Ansiklopedisi Türkiye değişir biz kendimizi eğitebilirsek Ülkemiz okursa bir olursa değişecek 81 ilimiz var hepside birbirinde güzel Küçük mahallelerde atılır nice temel Yönetimiz birimlerimiz başta mahallemiz Dökülsün alın teremiz nasırlaşsın elimiz Kişiye ancak kendi elinin kazancı vardır Emek ile ürettiğinden güzel tat varmıdır Türkiye sanki bir iller ansiklopedisi Her adımda farklı güzellikler karşılar bizi 81 il binlerce ilçe selam ile başlayalım İyilikte yarışıp sadakaları çoğaltalım Türkiyede vardır nice gezilecek yer Kimi ipek üretir kimi inciri hasat eder Her bir ilimizin vardır sanatı el emeği Ne güzel olur ilçelerin yöresel yemekleri Güzelliğin tarifi sığmaz kaleme deftere Her tarif eksik kalır ayetler dile gelince Ülkemin her taşı bir ayet bir delil Allah Tealaya şükür için yaratıldı her dil Akdeniz bölgesi denizin mavisi Egenin zeytini aydının efesi Kürt Anası ağıt yakar dengbej çalar Karadenizin uşağı horona başlar
Şiir
Anadolu ve Türkiye toprağı kutsaldır 20.yüzyılın son 10 yılında Türkiye köklü biçimde değişti 1980 lerin sonunda 67 olan il sayısı 2000 yılına gelindiğinde 81 ile yükselmişti 1990 lar ülkemizin önemli değişiklikler geçirdiği bir dönem oldu Türkiye iller Ansiklopedisi Türkiye değişir biz kendimizi eğitebilirsek Ülkemiz okursa bir olursa değişecek 81 ilimiz var hepside birbirinde güzel Küçük mahallelerde atılır nice temel Yönetimiz birimlerimiz başta mahallemiz Dökülsün alın teremiz nasırlaşsın elimiz Kişiye ancak kendi elinin kazancı vardır Emek ile ürettiğinden güzel tat varmıdır Türkiye sanki bir iller ansiklopedisi Her adımda farklı güzellikler karşılar bizi 81 il binlerce ilçe selam ile başlayalım İyilikte yarışıp sadakaları çoğaltalım Türkiyede vardır nice gezilecek yer Kimi ipek üretir kimi inciri hasat eder Her bir ilimizin vardır sanatı el emeği Ne güzel olur ilçelerin yöresel yemekleri Güzelliğin tarifi sığmaz kaleme deftere Her tarif eksik kalır ayetler dile gelince Ülkemin her taşı bir ayet bir delil Allah Tealaya şükür için yaratıldı her dil Akdeniz bölgesi denizin mavisi Egenin zeytini aydının efesi Kürt Anası ağıt yakar dengbej çalar Karadenizin uşağı horona başlar
Şiir
Yeryüzündeki bütün toplumlar savaşlar görmüş çok çetin sınavlardan geçmiş ölümü yoksulluğu baskı ve zulmlerden geçmiş büyük acılara tanık olmuştur büyük savaşlar büyük acıları doğurur Ahmet özdemir Anadolu toprağı ve Anadolu insanı en çok ağlamasından bilinir göz yaşından tanınır çünkü bu topraklar özünde yakılan ağıtlar ve yaşanan savaşlar sonucu okunan içli ve dertli türküler vardır.Dünyanın hiç bir yerinde Anadoluda kurulduğu kadar çok devlet kurulmamış ve savaşlar yaşanmamıştır.Burada  göçler iskan politikaları mübadeleler yaşanmış Anadolu toprağında pek çok isyan meydana gelmiştir.Anadoluda pek çok medeniyet yaşamış ve bu toprakta pek çok insan doğmuş büyümüş ve ölmüştür. İnsanlar acılarla doğrulur bir içli ağıt yakılır ölen evladın arkasından ve yiğit genç türkü yazar evlenen sevdiğine Anadolu yaylasında dağlar kolay geçit vermez eşkıyalar basar köyleri,çadırları kış uzun sürer hava ayaza keser bu toraklarda fıratta bebekler kızılırmakta gelinler boğulur kayıplarının arkasından insanlar sazının tellerine vurur derlerki insanı ağlatıp gözyaşı dökülmeyene aşık demezler ve bir aşığı olgunlaştıran en mübarek topraktır Anadolu ağıtları bir duygu selidir Anadolu Toprağı gözbebeği bir inci tanesidir.Bu kutsal vatan toprağını korumak için binlerce Şehit verilmiştir bir toprağı kutsal yapan feda edilen canlar ve dökülen gözyaşıdır bayrakta şekit kanı Anadolu toprağında gözyaşı vardır Anaların gözyaşı En kutsi Rahmet damlasıdır bu yüzden Anadolu Kutsaldır
Duygu ve Düşünce