Abdülhamit'in kendisi de bir ölme ve öldürülme korkusundan yaşamı boyunca sıyrılamadığını itiraftan kaçınmamıştır. Anılarında "Öldürmek kadar öldürülmekten de korkarım; nedense benim için hayat boyunca bir nefret ve korku kaynağı olmuştur" dediği ileri sürülür. 26.09.1909 tarihli, Selânik'ten "Devlet, millet, mebusan ve askere" dilekçesinde "Can korkusu insan için her an ölümdür, hayat ise kutsaldır, ondan güvensizliğe düşmek gibi bir felaket olmaz" diye yazmıştır.
Ve ölen fakir ailelerin çocukları olur .
" Bütün savaşlar kutsaldır ,"dedi . " Savaşanlar için kutsaldır . Eğer savaşları başlatanlar onları kutsal yapmasalardı ,savaşmak budalalığını kim gösterirdi? Ama konuşmacılar , savaşan budalaları heyecanlandırmak için ne söylerse söylesinler , savaşların amacının asıl olduğunu istedikleri kadar iddia etsinler , bütün savaşların tek bir sebebi vardır . Bu da paradır. Bütün savaşlar gerçekte para kavgasıdır . Ne yazık ki bunu pek az kişi fark ediyor . Kulakları boru sesleri ,trampet sesleri ve cepheye gitmeyip memlekette kalan konuşmacıların parlak nutuklarıyla dolu olduğu için böyle oluyor . Kimi ' İsa'nın mezarını koruyun !' diye bağırır . Kimi de ' papalık kahrolsun! ' diye haykırır . Bakarsınız biri ' özgürlük!' diye feryadı basmış . Bir başkası ,'pamuk , kölelik ,devlet hakları !' der."
Sayfa 322·Kitabı okudu
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Max Stirner
Demek ki, en iyi devlet sadık vatandaşlara sahip olan devlettir; yasallığa boyun eğme zihniyeti zayıfladıkça - devletin de, şu ahlak sisteminin, ahlaklı yaşamın ta kendisi - o oranda gücü ve lütfu azalır. "İyi vatandaşlar" kokmaya başlayınca, "iyi devlet" de kokacaktır ve yasasızlık ve anarşi içinde eriyip gidecektir. "Yasalara saygı!" Tüm devlet işte bu macunla bir arada tutulmaktadır. "Yasa kutsaldır ve yasayı çiğneyen suçludur." Suç yoksa devlet de yoktur: Ahlaklı dünya - ki bu da devlettir - serserilerle, dolandırıcılarla, yalancılarla, hırsızlarla vb. tıka basa doludur. Devlet hiyerarşinin ve "yasanın tahakkümü" olduğu için, egoist kendi çıkarının devletin çıkarına karşı olduğu her durumda kendini sadece suç yoluyla tatmin edebilir.
Felsefe
Devlet Kutsal Değildir Doğal Yaşam Hakkı Kutsaldır
Devlet kutsal değildir. Kutsal olan o devleti kuranların ve yaşamın tüm paydaşlarının özgürce doğanın sunduğu kaynakları doğaya uyumlu ve zarar vermeden kullanma ve yaşam hakkıdır. Kutsal devlet, kutsal temsil ve güç doğurarak zulüm üretir. Devlet doğaya uyumlu yönetilmesi gereken doğal yaşamın ve doğal sonsuzluğun bir aygıtıdır.
Hayata Dair
Max Stirner
Sen kaçıksın ey insan! Kafanda bir tahta eksik! Görkemli hayaller içinde yüzüyorsun ve varolduğuna inandığın bir tanrılar dünyası, seni çağıran bir tin diyarı, sana göz kırpan bir ideali resmediyorsun. Senin bir saplantın var! Yüce olana tutunanları ve (çoğunluk bu gruba dahil olduğu için) neredeyse dünyadaki tüm insanları gerçek deli, tımarhanelik deliler olarak gördüğümü söylediğimde şaka yaptığımı ya da mecazen konuştuğumu sanma. "Saplantı" dedikleri nedir? İnsanları egemenliği altına almış bir düşünce. Saplantılı bir fikrin farkına varıp, bu fikrin delilik raddesinde olduğunu anlayınca, ona tutsak olanı tımarhaneye kapatırsınız. Ve inancın hakikatinin şüphe edilmezliği, halkın hükümdarının sarsılmazlığı (bunu yapan hükümdara karşı suçludur), ahlak saf kalsın diye sansürün kılına dokundurtmadığı erdem, tüm bunlar "saplantı" değil mi? Örneğin, birçok gazetemizde ahlak, yasa, Hristiyanlık vb. üzerine sarf edilen aptalca ve boş laflar, saplantılı ve kaçık kişilerin zevzekliği değil midir? Bu saplantıların ve kaçıklığın rahatça hareket etmelerinin sebebi tımarhanenin sınırlarının çok geniş olmasıdır. Böyle bir kaçığın saplantısına dokunun da görün, Sizi arkadan vuracak kadar sinsi ve haindir, çünkü bu konuda da büyük kaçıklar sözde küçük kaçıklar gibidir, sabit fikrine dokunan insanın üstüne sinsice üşüşürler. Önce silahını, sonra düşünce özgürlüğünü elinden alırlar ve tırnaklarıyla üzerine saldırırlar. Böylelikle her geçen gün çılgının korkaklığı ve intikam hırsı ortaya çıkar ve aptal halk da sevinç içinde desteğini haykırır. Delilerle aynı eve kapatılmış olmanın ne kadar tüyler ürpertici olduğunu anlamak için, zamanımızın günlük gazetelerini okumak ve dar kafalıların söylediklerine kulak kabartmak yeterlidir. "Kardeşlerini deli diye azarlama, yoksa ... vb."
Felsefe
"Oğuz Türklerinde dört sayısı kutsaldır. Şamanizm ise dört esas üzerine kurulmuştur. Bu dört esas dört yön olup, simgeleri de doğu gök renk, batı ak renk, güney kırmızı, kuzey ise siyah renktir. Osmanlı devlet teşkilâtı da Bektâşîlikte olduğu gibi "Dört Kapı" esası üzerine tesis edilmiştir:117 Hünkar Kapısı, Paşa Kapısı, Ağa Kapısı ve Şeyhülislâm Kapısı..."
Sayfa 64·Kitabı okudu
Alıntı