bir başka tuzak daha var: Çin polisi, Doğu Türkistan'daki Uygurları, yurtdışında yaşayan yakınlarıyla iletişim kurarak, onları "durumların düzeldiğine ve geri dönebileceklerine" ikna etmeleri için zorluyor Özellikle uzun süredir yurtdışında bulunan Uygurların peşine düşen Çin, böylelikle onların kendi ayaklarıyla geri dönmelerini sağlamaya çalışıyor. Özellikle 2014'ten hemen sonraki yıllarda böyle bazı geri dönüş vakaları yaşanmış Ancak kurulan tuzağı fark eden Uygurlar, artık bu türden vaatlere kanmıyor Yurtdışından aranmak, Doğu Türkistan'da yaşayanlar için de tehlike arz ediyor. Zira bu defa "devlet düşmanı şüphelilerle temas kurmak" suçlamasıyla karşılaşıyorlar. Hatta bazı durumlarda, sırf yakınları veya tanıdıkları kendilerini aradığı için gözaltına alınan Uygurlar var. Tüm bu itham ve baskılardan kaçınabilmek için, Doğu Türkistan'da yaşayan Uygurlar, dışarıdaki yakınlarıyla herhangi bir temas kurmamayı seçiyor. Mesela bir Uygur'dan dinlediğim şu hadise, yaşanan travmalar hakkında yeterince fikir veriyor: Uzun uğraşlardan sonra, Hoten'de yaşayan babaannesinin telefon numarasına ulaşmışlar. Kadıncağız hiç konuşmadan, sert bir üslupla "Bizi aramayın!" deyip kapatmış. Çok sonraları, ikinci kez aradıklarında, artık telefon numarasına ulaşılamıyormuş. "Muhtemelen aramayalım diye engelledi" demişti, anlatan arkadaş.
Sayfa 149·Kitabı okudu
Kendi suç ortaklarını korumada Devlet gibi ol.
Kamu malının kötüye kullanılmasıyla ilgili suçun değiştirilmesine ilişkin bir yasa önerisi (gerçek anlamda, gizlenen bir aftı bu) az kalsın Meclis'ten geçecekti ve hiç kuşku duymayalım, bu ya da başka bir biçimiyle bir gün geçecek... Şöyle ya da böyle, bugün kibarca kamu malının kötüye kullanılması diye adlandırdığımız şey, çoğu kez, neredeyse uyuşturucudan kazanılan para kadar haksız sağlanan mal ve kazancın hesaba dökülmesiyle ilgilidir.
Sayfa 113 - Yapı Kredi Yayınları
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kürdistan sorunu 21. yy a devretmiş, nadir ulusal sorunlardan biridir. 30-40 milyonluk nüfusuyla, kendi topraklarında iktidar olamamış başka bir halk yoktur. Ulus devlet döneminin bittiğinin söylendiği, ulus ötesi, uluslararası birlikdevlet arayışlarının tartışıldığı bir dünyada Kürd halkı uluslaşma, kendi topraklarında iktidar olma kavgasındadır. 130 yılda dünyadaki devlet sayısı 25'ten 200'e çıkarken, devletsiz kalmış bir halkız. Dünyanın aykırılarıyız ve bu nedenle dünyaya isyan etmeliyiz.
Doğrusu bu tetkikler ziyadesiyle yapılıyor ve gösteriliyor ki "... malumat, tecrübe, gayret, sebat ve ihtiyat gibi birçok meziyet"ten "mahrum olduğumuz için kazanmadan yaşamak, çalışmadan zenginleşmek istiyor ve doğal olarak devlet memurluğuna göz dikiyoruz."
Sayfa 20·Kitabı okuyor
İstanbul nüfusunu 1530'a doğru, Ö. L. Barkan 400-500 bin, F. Braudel ise 16. yüzyıl sonuna doğru 700.000 tahmin etmektedir. Fâtih'ten bir yüzyıl sonra İstanbul, onun tasarladığı gibi gerçekten bir dünya metropolisi haline gelmiştir (1509'daki şiddetli zelzelede 109 cami ve bu arada birçok Bizans ve antik dönem eseri harap olmuştur).
Sayfa 128 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
15. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin büyük askerî ve siyasî girişimlerini mümkün kılan şey, yeni siyasî nizam altında gelişen ticarî ve ekonomik hayat ve buna denk olarak artan devlet gelirleridir. Genelde Osmanlı Devleti, Levant sahasında Frenklerin (Avrupalıların) siyasî egemenliğine ve ekonomik bakımdan imtiyazlı durumlarına son vermeye çalışmıştır. Bu arada Fâtih, Bizans'ın çöküş devrinde Venedik ve Ceneviz'in temin ettikleri tam gümrük bağışıklığına son vermiş, onlardan gümrük almıştır. Bu gümrük Fâtih devrinde, bir tarihe kadar, yüzde iki gibi ufak bir oranda idi. Fâtih, bu oranı Müslümanlar ve harâcgüzârlar, yani İslâm devletine harâc ödeyen zımmîler için yüzde dört ve harbîler için, yani dâra'l-harb'e mensup olup amânnâme (kapitülasyon) ile ticâret izni verilmiş olan yabancılar için yüzde beş olarak tespit etti. Bu siyaset, o zamana kadar imtiyazlı bir durumda bulunan ve Levant pazarlarını sömüren Frenk tâcirleri tarafından bir felâket gibi gürültü ile karşılanmış ve W. Heyd gibi büyük bir âlimi, Osmanlı devrinde Levant ticaretinin çöktüğü gibi abartmalı bir hükme sürüklemiştir. Osmanlı kaynaklarının, bilhassa Bursa kadı sicillerinin incelenmesi, bu hükmün yanlışlığını göstermiştir. Bu devrin karakterleri kısaca şöyle ifade edilebilir: Osmanlı siyasî düzeni birbirinden uzak geniş bölgeleri güvenlik altında birbirine yaklaştırmış, buraların birbirini tamamlayan iktisadî birliğine yol açmıştır. Fâtih devrinde süratle büyüyen İstanbul, daha Fâtih'ten önce uluslararası ticaret merkezleri haline gelen ve gittikçe büyüyen Bursa, Edirne, Gelibolu bu ticarî canlanmanın tanıklarıdır. Bölgelerarası ticârette Osmanlı tebaası olan Müslüman tüccâr, Rumlar, Ermeniler ve Yahudiler, İtalyanların yerini almıştır. Gümrük defterlerinde İtalyan gemileri ve tüccârından çok daha fazla
Sayfa 122 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih