NEDEN GELENEK KARŞITI OLUNMALI
Puan vermedi·368 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 11 Mart 2026 01:13
Hobsbawm günlük hayatta "kadim" sanılan birçok geleneğin aslında yakın bir tarihte modern devletler tarafından icat edildiğini savunuyor. Ulus devletin ortaya çıkışı bireyin devlete olan bağlılığını, sanayi devrimiyle yasanan hızlı değişimler de toplumsal bağları zayıflatıyor. Bu zayıflığı telefi etmek isteyen modern devletler de eski geleneklerin rahminden beslenerek "köklü" gelenekler icat ediyor. Yani eski kapalı tarım toplumuna ait olan gelenekler, kapitalist kent toplumunun taleplerine cevap veremeyince modern devletler bu gelenekleri modifiye etmeye başlıyor. Fakat bu gelenekleri "yeni" gibi sunmuyorlar; tam tersine geçmise dayandırarak sanki yüzyıllardır varmış gibi gösteriyorlar. Bu "köklü" gelenekler eskinin kıyafetiyle tebdili gezdikleri için de onların yeni olduklarını anlamakta zorlanıyoruz. Bu yüzden milli ve dini ritüeller sürekli tekrar ediliyor. Böylece insanlar bu geleneklerin köklü ve değişmez olduğuna inaniyor. Aslında doğal olan gelenekler yerini bilinçli üretilmiş ve kurumsallaştırılmış geleneklere bırakıyor. Peki gelenekler ne işe yarıyor? Burada Hobsbawm’ın bahsettiği geleneklerin işlevleri devreye giriyor. Gelenekler öncelikle bir aidiyet yani “biz” duygusu yaratıyor.(Grup aidiyeti) İkinci olarak, otorite ve statü ilişkilerini meşrulaştırıyor. Yani kim üstte, kim altta; kim söz sahibi, kim itaat eden.. Üçüncü olarak da değer yargılarını kuşaktan kuşağa aktarıyor böylece neyin doğru neyin yanlış olduğu sorgulanmadan kabul ediliyor. Sanayi devrimiyle birlikte hızlanan toplumsal değişim, sosyal mobilizasyon ve sinif çatışması eski, katı hiyerarşileri sarsıyor. Bu durum mevcut eşitsizlikleri sürdürmek isteyen yapıları rahatsız ediyor.(Anayasal eşitlik geliyor) Bu yüzden, otoriteyi ve itaati normalleştirmek için "yapay" geleneklere ihtiyaç
Geleneğin İcadıEric J. Hobsbawm · Agora Kitaplığı · 200670 okunma
Dar Koridor: Okunmaz, Calisilir
10/10
·648 syf.··
2026 8. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2026 01:31
Bu kitabi 26 gunde bitirdim. Ama 260 gun surse de okunur. Cunku bu bir “bilgi kitabi” degil; bir vicdan ve kurum kitabi. 14 Subat’ta bitirdim. Sembolik geldi. Bir sayfa kapaniyor ama kafanin icinde yepyeni bir koridor aciliyor. 93 alinti yapmisim. Bu sayi bile tek basina bir sey soyluyor: Bu kitap okunmuyor; calisiliyor. Ve evet, ben bu kitabi “begenmek” icin degil, anlamak ve anlatmak icin okudum. Hatta bana gore bu kitabi okumak bir noktadan sonra vatandaslik gorevi. Cunku kitap tek bir sorunun pesinde: Ozgurluk neden bazi ulkelerde kalici oluyor da bazilarinda ya hic dogmuyor ya da dogar dogmaz boguluyor? Kitabin cekirdegi son derece net: Leviathan’i buyutmek kolay, prangalamak zor. Iki ucu da gosteriyor. Devlet zayifsa siddet, mafya, keyfilik ve “kagit devlet” ortaya cikiyor. Devlet guclu ama denetlenmiyorsa bu kez despotizm, baski, rant ve keyfi hukuk uretiliyor. Ozgurluk ise bu iki ucun ortasindaki dar bir yolda yasiyor. Devlet kapasite uretecek kadar guclu olacak ama toplum da onu denetleyecek kadar orgutlu olacak. Bu teori soyut degil; denge mekanigi. Ben bu teoriyi sadece okumadim. Victoria 3’te Kore oynarken yasadim. Kore’de devleti buyutmek kolay: burokrasi, otorite, polis, ordu… Fakat toplum orgutlu degilse, kurumlar oturmadiysa, mesruiyet zayifsa o buyuyen devlet ozgurlugu buyutmuyor; otokrasiyi buyutuyor. Oyunun bana ogrettigi en sert ders su oldu: Leviathan’i buyutmek kolay. Onu prangalamak zor. Kitap da ayni dersi tarihin icinden, orneklerin icinden veriyor. Ekran goruntulerinde secilen ornekler bir noktada birlesiyor. Rusya’da kurumsuz reformun adalet degil rant urettigini goruyoruz. Ozellestirme “piyasa kurar” diye dusunuluyor ama kurum yoksa piyasa degil oligark kuruyorsun. Kurum olmadan reform, sadece servetin el degistirmesi oluyor. Toplum
Dar KoridorJames A. Robinson · Doğan Kitap · 2020759 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·75 syf.··
2025 6. kitabı
Kadir Cangızbay, Türk akademisinin sivri dilli, dik başlı figürlerinden biriydi. 1947 İstanbul doğumlu, Hacettepe Sosyoloji çıkışlı. YÖK’le dalaşıp profesörlük unvanını reddetmesiyle ve anarşizm dersleriyle biliniyor. Öğrencilerinin hafızasında sinirli ama esprili üslubuyla, zekasıyla gülümseten bir hoca olarak yer etmiş. Rahmetlinin entelektüel cesaretine diyecek yok. Fakat cesaret başka şey, isabet başka şey. “Çok Hukukluluk, Laiklik ve Laikrasi” de tam da bu ayrımın kazalarından biri. Kitap 2000’lerin başında yayımlanıyor. AKP’nin “özgürlükçü” maskeyle iktidara tırmandığı, sonrasında liberallerin/sol-liberallerin anayasaya “yetmez ama evet” diyeceği, Taraf gazetesiyle TESEV raporlarının parlatıldığı yıllar. Post-Kemalist rüzgarın sert estiği, Cumhuriyet devrimlerine sövmenin “özgürlükçülük” sayıldığı bir dönem. İşte bu atmosferde Cangızbay da aynı mevzide buluyor kendisini. Hatta kitabın önsözünü Atilla Yayla’nın yazmış olması, dönemin ruhunu tek başına özetliyor. Normal şartlarda yan yana gelmeyecek bir solcu sosyologla, liberal ideolog aynı cephede buluşuyor. Bu, sadece entelektüel bir işbirliği değil, post-Kemalist-liberal ittifakın somut göstergesi. Peki kitapta ne var? Cangızbay, Cumhuriyet devrimlerini “bürokratik mühendislik” olarak görüyor. Modernleşme "devlet icadı". Dil Devrimi "masa başı icadı" Laiklik yarım kalmış; çözüm ise “laikrasi” denen, devletin ve dinin birbirinden tamamen çekildiği bir model. Cumhuriyet aydını devletin sözcüsü, gerçek entelektüel ise trajik bir kurban ona göre. Kısaca 2000’lerin post-Kemalist menüsünden eksiksiz sipariş. Şimdi bu söylemlere baktığımızda, ilk bakışta radikal görünse de, aslında o dönemki post-Kemalist modanın aynasıdır. Cumhuriyet’e sövmenin “cesur fikir” sayıldığı, “Kemalizm’i gömersek demokrasi gelir” diye
Çok Hukukluluk, Laiklik ve LaikrasiKadir Cangızbay · Liberte Yayınları · 20078 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2025 60. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2025 01:15
Modernliğin Sonuçları, çağdaş sosyologlardan Anthony Giddens’ ın modernliğin kültürel ve epistemolojik vurgularını içeren kurumsal bir analizidir. Giddens bu eserle, postmodern bir döneme girildiğini iddia eden düşünürlere modernizmin kapsamlı bir incelemesini sunmaktadır. Bir modernizm ve postmodernizm karşılaştırması olan eserde modernliğin süreksizlikleri, güven ve risk taşıyan yanları, ütopyacı gerçeklik, soyut sistemler ve mahremiyetin dönüşümü konuları işlenmiştir. Giddens’ ın modern toplumların geleneksel toplumlardan ayrılması gerektiği yönündeki düşüncelerinin parametreleri olan modernlik, uzam ve zaman, modernliğin düşünümselliği, yerinden çıkarma görüşlerine yer verilmiştir. Giddens’ a göre “Modernlik” on yedinci yüzyılda Avrupa’da başlayan ve sonraları neredeyse bütün dünyayı etkisi altına alan toplumsal yaşam ve örgütlenme biçimlerine işaret eder. Bu yaklaşım, modernliği belli bir zaman süreci ve coğrafi çıkış noktasıyla ilişkilendirir; ama onun temel karakteristiklerini de şu an için bir karakutu içinde dikkatlice istiflenmiş olarak bir kenara bırakır. (s.9) Giddens ilk olarak insanlık tarihinin bazı süreksizlikler ile belirlendiği ve düzenli bir gelişim biçimine sahip olmadığı fikriyle “Modernliğin Süreksizliklerine” değinir. Ona göre, modernliğin sonucunda ortaya çıkan yaşam tarzları bizi bütün geleneksel toplumsal düzen türlerinden eşi görülmedik bir biçimde söküp çıkarmıştır. Modernliğin getirdiği dönüşümler hem yaygınlıkları hem de yoğunlukları açısından önceki dönemlere özgü değişim biçimlerinin çoğundan daha etkilidirler. Yaygınlık düzleminden bakıldığında bu dönüşümler, küresel düzeyde toplumsal bağlantı biçimleri kurulmasında etkili olmuşlardır; yoğunluk açısından ise günlük yaşamımızın en özel ve kişisel özelliklerini değiştirme aşamasına
Modernliğin SonuçlarıAnthony Giddens · Ayrıntı Yayınları · 2014299 okunma
"Unutmak nedir?"
8/10
·168 syf.··
2025 31. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2025 11:32
İnsan nasıl unutur? Unutmak bireysel bir savunma mekanizması mıdır, yoksa kolektif bir tercih mi? Bu ve benzeri pek çok sorunun çevresinde dolanırken hem hikayesini anlatan hem de zihnime sert bir yumruk indiren bir kitapla karşılaştım. Okurken zaman zaman güldüm, yer yer ürperdim; düşündüm, üzüldüm. İlkokulda ezberletilen ilkbahar–yaz–sonbahar–kış döngüsü gibi bir sarmalın içinde ilerledim. Öyle bir kitap ki, yeniden okusam bambaşka noktalarda duracağımı, yeniden düşüneceğimi biliyorum. Devletin ne zaman, neyin unutulmasını istediğine dair ince dokunuşlar, hikâyeye ayrı bir katman kazandırmış. Kitabın sonunda, çözüm üretmesi için köye gönderilen profesörün çözüm bulamaması ise kurguya gerçeklik hissi katıyor. Yazar, inandırıcılığı artırmak için gazete kupürleriyle,fotograflarla hikâyeyi beslemiş; kurgunun içindeki bilgi aktarımı için ciddi bir araştırma yaptığı çok belli. İlgiyi arttırmak için, kurgu içerisine dikkat durakları eklemiş. Beğenerek, sindirerek okuduğum bir kitap oldu. Tavsiye ederim.
Unutmanın İcadıAnıl Can Uğuz · Metinlerarası Kitap · 202448 okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2025 12. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2025 22:56
1900 yılında İsveç’te dünyaya gelen Karin Maria Boye yazın hayatına şiirle başladı. Aynı zamanda başta T. S. Eliot’ın Çorak Ülke’si olmak üzere birçok şiiri anadiline çeviren Boye ülkesindeki modernist yazında belirgin bir yere sahiptir. Üniversite yıllarından itibaren faşizm karşıtı örgütlenmelerde yer almış, Sovyetler Birliği ve Nazi Almanya’sına çeşitli ziyaretlerde bulunmuş, bu gözlemleri Kallokain eserine temel oluşturdu. Kendisi gibi bir yazarla evlendi ancak Berlin’de gördüğü psikanalist terapi sonrasında kocasını terk edip Alman bir kadın olan Margot Hanel’le ömrünün sonuna kadar sürecek bir birliktelik yaşadı. Dünyanın durumundan dolayı karamsarlığa ve depresyona sürüklenen Boye, 1941 Nisan’ında, II. Dünya Savaşı’nın giderek kötüleştiği bir ortamda aşırı dozda uyku hapı alıp hayatına son verdi. Dünya devlet dikta rejimi ile yönetilen bir devlettir. Devlet halk üzerinde kayıtsız şartsız bir egemenlik kurmuş insanlara sadece devletin öngördüğü bir yaşam sunulmuştur. Devletin sınırları içerisinde yaşayan herkes askerdir. Askeri hiyerarşi her konu ve konumda sonuna kadar uygulanmaktadır. Öyle ki insanlar birbirlerine “silah arkadaşı” diye hitap etmektedir. Bu devlette evlilikler, üremeler, çalışmalar ve yaşamın tek amacı “iyi bir silah arkadaşı” olabilmektir. Yaşam alanları, tatiller, sevişmeler tamamen devletin kontrolündedir. Yatak odaları dahi dinlenmekte ve izlenmektedir.. tüm bu baskı rejimininin ortasında yeni bir keşif yapılır. Bu keşfi Kimya Şehri No 4’te yaşayan ve tek amacı devletine yaraşır bir silah arkadaşı olmak olan Leo Kall hayata geçirir. Kallokaindir icadın adı. Bu ilacı bedenine alan her kişi aklında olanları, yüreğinden geçenleri filtresiz her sorana açıklamaktadır. Dünyadevletin kolluk kuvvetleri bu icada dört kolla sarılır. Artık hiç
Edebiyat
KallokainKarin Boye · İthaki Yayınları · 20201,489 okunma