Puan vermedi·143 syf.··
2026 93. kitabı
Azametli, bahtsız bir kıt’anın; şanlı, tali’siz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi, ittihad-ı İslâm’dır. 1 Ayrıca “Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır.” 2
Yitik CennetSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 202111,1bin okunma
9/10
·260 syf.··
Beğendi
·
2026 92. kitabı
İslam Birliği Azametli, bahtsız bir kıt’anın; şanlı, tali’siz bir devletin; değerli, sahipsiz bir kavmin reçetesi, ittihad-ı İslâm’dır. Ayrıca “Bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı İslâm’dır(İslam birliği).” Bediüzzaman Said Nursi
Vatansız Filistinli Ebu İyadEbu İyad · Hür Yayınevi · 19794 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
27 Kasım 2024’te Söyleşi Sunumum
10/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
MİLLET MAARİFİNDE AHLAK EĞİTİMİ (Değerli Hocalarım, konuma öncelikle ahlakı tanımlayarak, daha sonra ahlakın önemine değinerek başlamak istiyorum.) AHLAK NEDİR? Ahlakın birçok tanımı mevcuttur ancak genel anlamda ahlaka bakacak olursak ahlak, insanların kendilerine rehber aldıkları ilkeler bütünü, bir kişinin iyi niteliklerini ya da kişiliğini ifade eden kavram olarak da tanımlanır. Bazı düşünürlerimize göre Ahlak şu şekilde ifade edilmektedir. Nurettin Topçu, ahlakı; kişinin olaylara karşı verdiği ilk tepki olarak nitelendirirken Aliya İzzetbegoviç’ e göre “ahlak kişinin niyetinde aranır, eğer kişinin bir davranıştaki niyeti iyi olduğu halde davranışın sonucu kötü olsa bile o kişi iyi niyetlidir” şeklinde ifade etmektedir. İbrahim Kalın ise “Açık Ufuk” adlı kitabında ifade ettiği Ahlak, Kant’ın “vazife ahlakı” anlayışı gibi şu şekildedir: “sergilenen ahlaki davranışın bir menfaati, bir ödülü varsa o artık iyi değildir çünkü iyilik, sebep-sonuç ilişkisinin dışındadır” PEKİ, AHLAKIN ÖNEMİ NEDİR? (Buna Değinecek o lursak da) Topçu’ ya göre, insan şahsiyetini oluşturan üç unsur vardır: Birincisi; Maddi unsur, İkincisi; ruhi unsur, Üçüncüsü ise; içtimai unsur dur. Maddi unsur, biyolojik varlığımızdır. Ruhi unsur; duygular, tasavvurlar, istekler ve ideallerimizdir. İçtimai unsur ise, aile ve toplumdaki yerimiz, unvanımız ve başkalarının bize bağışladığı vasıflarımızdır. Topçu bu üç unsuru şu şekilde dengelememiz gerektiğini vurgulamaktadır: “Eğer maddi unsur, ruhi unsuru baskılarsa midelerin selameti için yaşayan, bedenleri kutsallaştıran, başarının manasını maddeleştiren, kin ve haset duyguları ön plana çıkan bir birey oluşur. Eğer içtimai unsur ruhi unsuru bastırırsa; kişi, şan ve şöhret kazanmak için kula kul olan bir bireye dönüşür.” Yani ruhi unsur, kişiye insan
Türkiye'nin Maarif DavasıNurettin Topçu · Dergâh Yayınları · 2022389 okunma
Puan vermedi·608 syf.··
2025 93. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2025 16:31
Vezir Nizamulmulk un Siyasetnamesinden *Devlet, kolay kolay herkese nasip olmayacak büyük bir nimettir. Bu nimete sahip olan kimse, âhirette büyük bir külfetle de karşı karşıya olduğunu bilmelidir. Fırsat eldeyken devletin malını devlet için harcamalı, dünyalık yığmak yerine âhiret için hazırlık yapmalıdır. *Devlet işlerinde vazife yapanlar, başkalarının hakkına çok kolay ulaşabildikleri, bütün gücü kendilerinde gördükleri için, yaptıkları her iş kayıt altında olmak zorundadır. Devletin vazifelendirdiği birisi, mazlumun, yetim ve fukaranın hakkını yerse, vay o devletin haline! *Devlet işlerinde dini bütün, Allah korkusu olan, haram yemekten kaçınan bir yardımcıyı herkes ister. Ancak aksi durumda, yardımcı yerine bir casus beslenmiş olur. Bu da devletin bekâsını temelinden sarsacak mahiyette bir olumsuzluktur. *Herkes liyakatine göre değerlendirilmelidir. Kişide aranması gereken şey mal mülk değil hünerdir. Soyu sopu belli olan kimseler varken devlet vazifesi ne idüğü belirsiz olanlara verilmemelidir. Devletin bekası için, ehil olmayan kimselere iş buyrulmamalıdır.
Haliç'te Yaşayan SimonlarHanefi Avcı · Angora Yayıncılık · 20102,539 okunma
10/10
·359 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2025 21:28
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu 1919 yılında Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışıyla başlatıp, 1923 yılında resmi ilanla nihayete erdirmek üzerine kurulu kabul, bugün daha çok eleştirilebilir olmuştur. Milli Mücadele'nin 1. Dünya Savaşı'nın devamı olduğu ve sürecin bir kopma ve sıfırdan-yeniden başlamadan ziyade devamlılık üzerine inşa edildiği, bugün yapılan araştırmalarla birlikte ortaya çıkmaktadır. Nevi şahsına münhasır bir Milli Mücadele süreci ve bunun sonucunda kurulan modern bir Cumhuriyet elbet kabul görür ve anlaması zahmetsiz bir olgudur. İkinci kabule göre ise okuma yapma, bu okumaları ötekilerle ilintilendirme, süreci devam eden olayların parçası olarak ikame etme ve emek vermeyi içerir. Bu, aynı zamanda "resmi tarihin varsayımlarına" da meydan okuma yahut karşı çıkmayı içerir. "Resmi tarih kabulü", her şeyi düz çizgi içerisinde, belirli olay ve kişiler etrafında yaşanmış ve bitmiş olarak kabule dayanıyor. "Öyle olması gerekiyordu ve öyle oldu" savunması da bu düşüncenin devamıdır. Milli Mücadele ve Cumhuriyet'in ilanını takip eden dönemde, özellikle 1924 yılı ve Lozan Muahedesi'nin imzası öncesi ve sonrası düşüncelerde farklılık ve kopmalar meydana gelmiştir. Burada tartışmanın iki farklı yorumu kısaca şöyle izah edilebilir: 1- Mustafa Kemal, Lozan sonrasındaki dönüşüm ve değişim sürecini en başından itibaren kafasında tasarlamıştı ve bu tasarıyı hayata geçirmek üzere zaman bekliyordu. Milli Mücadele'nin gösterilen yüzü ve inanılan ilkeleri, burada asıl düşünceyi ve ulaşılmak istenen nihai noktayı içermiyor ve işaret etmiyordu. Fırsatını bulduğu ilk anda tasfiyelere başladı, tek adam olarak mutlak hakimiyetini sağladı ve din (İslam) paranteze alındı; kurucu fikirler dışarıdan (Batı'dan) alınarak içeriye aktarıldı. Bunun sağlanmasında Takrir-i Sükûn ve
1000Kitap
Mihrap, Minber ve DevletHicret K. Toprak · Küre Yayınları · 201910 okunma
7/10
·728 syf.··
2025 36. kitabı
Türkler tarihi boyunca bir çok devlet kurmuştur. Bunlardan en akılda kalanı yüzyıllarca hüküm sürmüş bir ve insanlığa medeniyet kelimesinin ne anlama geldiği hem yaşantısı ile hemde feth ettiği ülkelerin topraklarında yaşatmıştır. Medeniyet kelimesini özellikle belirttim. Kelimenin kökeni inildiğinde zaman, Arapça’da “şehir” anlamına gelen ve müdûn köküne dayanan medîne isminden Osmanlı Türkçesi’nde türetilen medeniyyet kelimesinin, kök itibariyle “yönetmek” (es-siyâse) ve “mâlik olmak” anlamları da bulunan deyn (dîn) masdarıyla ilişkili olduğu da ileri sürülmüştür. Türkler İslamiyetten önce devlet yönetimini bilmekle birlikte güçlü ordu güçlü devlet anlayşını yüzyıllarca sahip olan bir geleneğe sahiptir. Yönetmek ve malik olmak bir aşiret için, bir kabile veya klan için söylenemez sadece insan kaynağı, toprak ve ordu-devlet anlayşını sahip akıl ile sağlanabilir. Türklerin İslam ile karşılaşması iki taraf için kolay olduğu kadar, zorlukları da beraberinde getirmiştir. Dünya devletler tarihinde Türklerden bahsedildiği zaman Osmanlı Devleti, Büyük Selçuklu Devleti, Türkiye Selçuklu Devleti, Karahanlılar, Gazneliler, Harzemşahlar, Babürler, Göktürkler, Avarlar, Avrupa Hun, Batı Hun, Büyük Hun Devletleri gibi devletleri kurmuş ve sonrasında da yıkılmıştır. Son bin yıllık süreçte Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı Devleti damga vuran ve bilinirliği en fazla olan diğer devletlere de bu konuda örnek olmuştur. Yazarın özellikle İslam konusunda ciddi bir hazımsızlığa sahiptir İslam'dan bahseder iken Militan İslam tasavvuru bunun en bariz örneğidir. Kamalist Türkiye ise diğer devletlere örnek olabilecek potansiyele ve bilinirliği olan lâik vatansever olarak görülmektedir. Bu betimlemeye neden ihtiyac duymak istemiş olması Hristiyan Batı'yı yıllarca meşgul etmiş, kendilerinden
Modern Türkiye'nin DoğuşuBernard Lewis · Arkadaş Yayınları · 20211,148 okunma