Demokrasi ,İzonomi ve Demokratik Ulus
Puan vermedi·200 syf.··
2026 2. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2026 02:00
1. Demokrasi Nedir / Ne Değildir? Demokrasi : Halkın (çoğunluğun) gücü/egemenliği anlamına gelir. Nedir? * Vatandaşların doğrudan veya temsilciler aracılığıyla karar alma sürecine katıldığı sistem. * Yasalar önünde eşitlik (isonomia’nın bir türü olarak başlar), oy hakkı, çoğunluk kararı, seçimler, meclis vb. * Antik Atina’da doğrudan demokrasi → modern temsili demokrasi (parlamento, seçim, anayasa). Ne değildir? * Herkesin eşit derecede yönetildiği veya yönetenin olmadığı bir düzen değildir. * Çoğunluğun azınlık üzerinde egemenlik kurmasıdır → azınlık hakları çoğunluk tarafından çiğnenebilir. * Hükmeden-hükmedilen ayrımını ortadan kaldırmaz; sadece bu ayrımı “halk adına” meşrulaştırır. * Kölelik, kadın dışlama, mülkiyet eşitsizliğiyle birlikte var olabilir (Atina örneği). Kısaca: Demokrasi → çoğunluğun egemenliği üzerine kurulu bir iktidar biçimidir. 2. İzonomi Nedir / Ne Değildir? İzonomi : “eşit yasalar”dan öte, hükmetmenin / yönetmenin olmaması anlamına gelir. Nedir? ** Yöneten-yönetilen ayrımının temel olarak reddedildiği düzen. ** Kimsenin kimseyi yönetmediği, arkhe’nin (komuta, egemenlik ilkesi) yokluğu. ** Antik İyonya kentlerinde (MÖ 6-5. yy) kısa süreli olarak gerçekleştiği savunulan gerçek bir toplumsal form. ** Hareket özgürlüğü yüksek, kölelik zayıf veya yok, para ekonomisi ve alfabe hiyerarşiyi zayıflatan koşullar altında var olmuş. ** Yasalar önünde eşitlikten çok daha radikal: yönetim hiyerarşisinin yokluğu. Ne değildir? ** Atina tipi demokrasi değildir (Karatani’ye göre demokrasi izonominin “yozlaşmış hali”dir). ** Çoğunluğun azınlık üzerinde güç kurduğu bir sistem değildir. ** Devletli bir düzen değildir; devlet öncesi veya devletsiz eşitlik halidir. !!! Önemli bulduğum için bunu da ben eklemek istedim
İzonomi ve Felsefenin KökenleriKojin Karatani · Metis Yayıncılık · 201895 okunma
Özgürlüğün Maskesi, Eşitsizliğin Estetiği
Puan vermedi·256 syf.··
2025 74. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 28 Kasım 2025 10:17
Neoliberalizmin Kısa Tarihi: Özgürlüğün Maskesi, Eşitsizliğin Estetiği Neoliberalizm, yalnızca bir ekonomik model değil, çağın ahlaki dili haline geldi. David Harvey, Neoliberalizmin Kısa Tarihi kitabında bu dili çözmeye girişiyor: Özgürlük, piyasa, birey, girişim… Hepsi kulağa masum geliyor; ta ki bu kelimelerin hangi bedeller karşılığında “doğal” kabul edildiğini fark edene kadar. Harvey’e göre neoliberalizm, kapitalizmin krizlerine bir cevap gibi görünse de aslında bir karşı devrimdir. 1970’lerdeki ekonomik tıkanıklığın ardından, sermayenin yeniden merkezileşmesi için yeni bir ideolojik zemin gerekir: “devletin küçülmesi” söylemi altında, devletin sermaye lehine yeniden örgütlenmesi. Bu yüzden neoliberalizm, “devletsiz piyasa” değil, “piyasayı koruyan devlet”tir. Özgürlük Söylemi ve Yeni İtaat Biçimleri Neoliberalizmin temel vaadi özgürlüktür — ama bu özgürlük, yalnızca mülkiyeti olanlar için geçerlidir. Hayek ve Friedman gibi düşünürlerin öncülük ettiği Mont Pelerin Cemiyeti, “medeniyetin çöküşü”ne karşı bireysel özgürlüğü savunduğunu ilan eder. Oysa Harvey’in altını çizdiği nokta nettir: Bu özgürlük tanımı, toplumsal eşitliği değil, servetin korunmasını hedefler. Neoliberal özgürlük, kamusal alanın tasfiyesiyle başlar. Sağlık, eğitim, barınma gibi temel hizmetler “piyasa rekabetine” açıldıkça, yurttaş yerini müşteriye bırakır. Böylece politik özne değil, tüketici kimliği öne çıkar. Harvey’in ifadesiyle neoliberalizm, “rızanın üretimiyle” işler. Gramsci’nin hegemonya kavramını çağrıştıran bu mekanizma, baskıdan çok ikna ile çalışır: İnsanlar sömürülmeye değil, başarı hikâyelerine inanarak katılır. “Kendi hayatının girişimcisi ol” çağrısı, yeni bir itaat biçimidir. Çünkü başarısızlık artık toplumsal değil, bireysel bir suçtur. Krizin Estetiği: Sermayenin
İnceleme
Neoliberalizmin Kısa TarihiDavid Harvey · Sel Yayıncılık · 2015102 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ütopya mı, distopya mı?
7/10
·200 syf.··
2025 72. kitabı
Kitap 1941 yılında yazılmış. Yani soğuk savaş kavramı henüz hayatımıza girmeden önce. Kitabın yazarı 1900 doğumlu ve faşizmin ciddi bir düşmanı. Hayatı boyunca faşist yönetimleri eleştirmiş. Nazi Almanya'sinda ve Sovyet Rusya'da gözlemlerde bulunmuş. İşte bu kitap bu gözlemlerin neticesi diyebiliriz. Benzerleri gibi herkesin hayatından memnun olduğu bir dünya ile başlıyoruz. Devletin her şeyin sahibi olduğu bir dünya var. Her şey derken çocukların ve eşlerin bile sahibi devlet. Herkesin yükümlü olduğu tek kişi devlet. Devlet dışında kimseye sadakat beklenmiyor. Hatta özellikle devlet dışında hiçbir şeye bağlılık gösterilmemesi bekleniyor. Herkesin tek tip giyindigi, farklı durumlar için farklı kıyafetler var ama herkes için aynı. Rütbeler bile fazlaca değişiklik yapacak şekilde gösterilmiyor. Üstün olan tek şey devlet. Herkes görece eşit derecede. İşte tam bu noktada insanlara gerçeği söyleten bir ilaç bulunmasiyla baş karakterimizin insanı ve şahsi hayatı ile ilgili suphelerinin okuyoruz. Bunun önemi şu aslında insanı supheler, soru işaretleri zayıflık olarak görülüyor. Eşim beni seviyor mu diye düşünmek zayıflık. Deneyler kapsamında gerçek düşüncelerini duydukları insnlarla birlikte ilacın mucidinin fikirlerinin degistigini, güven kavramının insan hayatındaki önemini görüyoruz. Baskıcı, tek tipci devletin aynı zamada korlestiren bir yapı olduğunu görüyoruz. Benim açımdan en vurucu kısmı birey olmadan devletin, devlet olmadan bireyin tam bir bütünlük içinde var olamaması. Devletsiz bir toplum olmayacağı gibi toplum olmadan devlet olamıyor. Kitap özellikle büyük baskı ve kontrol ve hatta manipülasyon altında olan insanların günün sonunda iç dünyalarına yönelmeleri, mutsuzlukla karşılaşınca bir şeylerin yanlış olduğunu fark etmeleri üzerine kurulmuş. Başka distopyalarda
2025 Okuma Raporları
KallokainKarin Boye · İthaki Yayınları · 20201,489 okunma
Birey ve kader gölgesinde Hoppe
Puan vermedi·304 syf.··
2025 28. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2025 22:44
Sosyalizm ve Kapitalizmin karşılaştırıldığı derin bir dünya sunuyor bize Hoppe. Hangisinin daha verimli olduğunu açıklamaya çalışıyor.Aynı zamanda devletsiz bir toplumu, kişisel çıkarları, sorumlulukları anlatıyor. Bir anarşokapitalist ve bazen libeteryen olan Hoppe devlet olmadan da bir toplum düzeni olabileceğini savunur. Ona göre devlet sayesinde adaletsiz bir toplum düzeni vardır fakat bana göre onun sistemi de biraz hayalperest.Çünkü onun sistemindeki özelleştirilmiş kurum ve durumlar da adaletsiz olabilir. Alınan ortak kurallar kendi küçük devletini kuracak duruma gelip daha büyük sorunlar çıkarabilir. İnsan kendindeki her şeyden mükelleftir diyor biraz da varoluşçu bir yaklaşım sergiliyor. Kendi özgürlüğünü ve kendi dünyasını ancak ve en güzel şekilde sadece kendisi kurabilen bir birey tasarlıyor. Ve tabi altta bir kader anlayışını da reddediyor. Ya da işine geldiğinde vardır diyor. Bana göre onun sistemi güvensiz ve tedirgin edici bir dünya sunuyor.
Sosyalizm ve KapitalizmHans Hermann Hoppe · Liber Plus Yayınları · 201661 okunma
i, komünist manifesto
10/10
·136 syf.·
2025 1. kitabı
“diyalektik, her şeyin geçici olduğunu, ortaya çıktığını ve ortadan kalktığını, sürekli bir dönüşüm içinde bulunduğunu gösterir; hiçbir şeyin sabit, mutlak, kutsal olmadığını, her şeyin eleştiriye açık olduğunu kavratır. bu kavrayış yalnızca teorik değil, aynı zamanda devrimci praksiste de özgürlüğün gerçek temelidir.” —friedrich engels, doğanın diyalektiği 1848 avrupası; tüm kıtada devrimci rüzgârların estiği, sınıf çelişkilerinin keskinleştiği ve tarih sahnesine insanlığın en görünmez ama dönüştürücü öznesinin -proletaryanın- adım attığı dönemin adıdır. kıtanın dört bir yanında ayaklanmaların, halk hareketlerinin, sınıf isyanlarının kıyısında durulduğu bu tarihsel eşikte; eskiyle yeninin, geçmişle geleceğin, baskıyla özgürlük arayışının iç içe geçtiği, sarsıcı bir geçiş atmosferi hüküm sürmektedir. işte bu çalkantılı çağda, tüm bu çatışmaların içinden doğan bir heyula dolaşmaktadır avrupa’da; komünizm heyulası. bu heyula, yalnızca egemen sınıfların kâbusu değildir; aynı zamanda işçilerin, dışlananların, kenara itilmiş "alt sınıfların" iç dünyasında bastırılmış bir hakikati uyandıran simgesel bir titreşimdir. bastırılan her tarihsel hakikat gibi, sınıf savaşımı da geri döner: ilk dönemlerinde bir heyula gibi hissedilir ve görünmezdir. daha sonrasında günü geldiğinde bu hakikatin halk nezdinde dışavurulmasını tetikleyen bir devrim ile bedene bürünür; sokaklarda, meydanlarda, manifestolarda ete kemiğe döner. komünist manifesto, işte tam da böyle bir heyulanın kelimelere dönüşmüş, bu öfkenin kaçınılmaz rehberi olabilmiş hâlidir: politik bir sezginin somutlaşmış çağrısı ve tarihsel belleğin devrimci yankısıdır. büyük çaplı devrimlerin arifesinde, politik gerilimle ekonomik dönüşümün birbirine dolandığı bir çağda kaleme alınan bu metin; yalnızca kuramsal bir belge değil,
Sosyoloji
Komünist ManifestoKarl Marx · Can Yayınları · 202416,5bin okunma
Yine bitince halı desenine uzun uzun baktıran bir kitap :)
10/10
·356 syf.··
Beğendi
·
2024 62. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 03 Kasım 2024 20:31
Çok zor inceleme yazan biri olarak bu kitap da bana mutlaka inceleme yazmalısın diye göz kırptı :) Kitabın ismi kitabın en minimal özeti gibi , çok net ve anlamlı , bu isim başta hüzün dolu bir durum çağrıştırsa da malesef ki en uyan isim … Bazı kitaplar enerjisi ile sıyrılır diğerlerinden bu da öyleli bir kitap :) Kurd kadınını sosyolojik , toplumsal kalıplar , davranışsal , mental olarak birçok yönden pratikte ve teoride ele alan bir yapıt . Hatta biyolojik fizyolojik açıdan bile bazı noktalara yer vermiş .Kitapta kurd kadının ataerkil , feodal , otoriter ve de totaliter sistem tarafından maruz kaldığı birçok yıkım ve kayıp ; gecmisten günümüzü açılan bir pencere gibi bize izleme imkanı sunuyor ve bu durum yaşadığımız zulmü bir kez daha hatırlatıyor . Zulmün her çeşidini ; aileden ,toplumdan ,hemcinsinden tutun zulmün ana kaynağı olan devletlere kadar …Ayrıca bu süreçlerin karşısında ki güçlü duruşları ile birçok öncü Kurd kadınının direnişini , Kurd kadının maruz kaldığı cinsiyetçi dilin pratikteki yansımasını , feodalitenin bu duruma olan etkisini ve bunun reelde ki toplumsal karşılığını da önümüze sunuyor . Yerel ve evrensel birçok araştırmacı yazar vs tarafından bölüm bölüm emek dolu kaliteli bir çalışma … Okunması gereken bir kitap …Her birey tarafından . Nice güzel kitaplaraaaa o zaman :) İyi okumalar :) Devletsiz Ulusun Kadınları
Devletsiz Ulusun KadınlarıShahrzad Mojab · Avesta Yayınları · 200552 okunma