Selahattin Demirtaş'ı birçoğumuz yalnızca siyasi görüşü ile tanıyoruz ve siyasi görüşümüz ya da ideolojimize göre seviyor veya sevmiyoruz. Ama ben burda size biraz "yazar" olan Demirtaş'tan bahsetmek istiyorum. Demirtaş'ın Dad ile beraber okuduğum 5. Kitabı, Leylan, Efsun, Devran ve Seheri Okurken, müthiş bir zevk almıştım o yüzden bu kitabını da çok merak ediyordum. Sonuç beklediğim gibi, içerdiği kelime oyunlarıyla okuyucusunu şaşırtıyor, mizahi ögeleri ile güldüren ve güldürürkende düşündüren bir kitaptı. Kitap 9 hikayeden oluşuyor ve beni en çok etkileyen kısımlar ise Kader ve Uçurum'du. İnce ince işlenmiş bir eser, Ben çok beğendim. keyifle okumanızı dilerim. Kitapla kalın.
Evlilik, aşk, erotizm … Sanki 1950’den sonra ilk kez açık-seçik konuşulabilmiş bu konular… Kawabatanın yarattığı izlenim japonyanın büyük çoğunluğu muhafazakar iktidar tarafından baskılanıyordu ve yıllar sonra bu devran tamamen döndü … Niçin böyle söylüyorum biliyor musunuz? Avuç içi öykülerinin hemen hepsi aynı konular etrafında kısır bir döngüde seyrediyor. Anı defteri bir nevi. Ama ne anılar. Hep aynı. Özgün 1 öykü var kalan hepsi tekrar.
Aynı kararlılık umut ve cesaretle sözünü söylemeye ediyor:
" Değişir bu düzen; döner bu devran; biz bu mücadeleyi mutlaka kazanacağız!
Halk kazanacak, hak kazanacak!"
Bir insanın bir güvercinin hikâyesi üzerinden bu kadar derin bir toplum eleştirisi yapabilmesine hayran kaldım.
Bir Güvercinin Hazin Hayatı bana göre yalnızca bir roman değil; bastırılmış korkuların, susmayı öğrenmiş insanların, çocukların, annelerin ve yaralı bir toplumun psikolojik çözümlemesi gibi.
Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey, kötülüğün bazen yüksek sesle değil; alışarak, normalleşerek büyümesi oldu. “Cinayet hep vardı ama şimdi rengi değişti” cümlesi tam olarak bunu anlatıyordu. İnsan bir süre sonra şiddete, korkuya, yoksunluğa, hatta sevgisizliğe bile alışabiliyor. Psikolojik olarak en tehlikeli nokta da sanırım tam burası: hissizleşmek.
“Elleme” üzerinden anlatılan düzen ise beni ayrıca düşündürdü. Çocukların sadece ellerine değil; merakına, sorgulamasına, doğallığına da sürekli “dokunma” denilen bir dünyayı anlattığını hissettim. Bir psikolojik danışman olarak okurken bazı satırlar bana danışma odasında dinlediğim hikâyeleri hatırlattı.
Ama kitap tüm karanlığına rağmen umudu tamamen yok etmiyor. Güvercin bazen kırılganlığı, bazen masumiyeti, bazen de hâlâ iyileşebilecek taraflarımızı temsil ediyor gibiydi.
“Devran döner, yeni dermanlar gelirdi…” cümlesi kitabın içimde bıraktığı hissin özeti oldu.
Sessiz ama insanın içine yerleşen kitaplardan biri.
.
"Sessizlik, sonu gelmez bir kuyu gibiydi."
"...korkunun içinden de güç doğar. "
"Günaydınnn bizim sokaktan" demek istiyorum. Çünkü içimde öyle bir his :)
@basakkiziltan kaleminden #yarasısaklı uzun zamandır hiç bu kadar samimi bir kitap okumamıştım dedirten satırlarla dolu
Yoksa o 463 sayfa bir çırpıda bitirmezdi bu bünye ...
Gözü kara Savcı Leyal ile onu korumakla görevli olan üsteğmen Devran'ın iş icabı başlayan birlikteliği tutkuyu, sevgiyi, aşkı ve ailenin önemini anlatırken sanki bizim lojmanlarda şahit olduğum hikayelerden birini okuyormuş gibi hissettirdi.
Adalet duygusunu muhafaza isteği ile görev bilinci ve disiplinin bir araya gelişi bir aşkı nasıl şekillendirir sorusunun yanıtı da bu kitapta gizli.
Yan karakter de kitabı sahici kılan en önemli özellikler bence kitapta. Diyaloglar çok akıcı, sade ve gerçekçi.
Sevgili Başak her zamanki gibi müthiş gözlem yeteneği ile anlatıyor meramını...
Çoğu zaman gülümseten ve yer yer de endişelendiren satırları orduevi bahçesinde okudum ben de :)
Sımsıcak ve içten bir şeyler okumak isterseniz aklınızda olsun...
Leyal'e bir albay eşi tavsiyesi: Daha bunlar ne ki? Biz neler gördük geçirdik :)
Canım Atam kızların yazıyor ve okuyor
Yarası SaklıBaşak Kızıltan · Parola Yayınları · 202556 okunma
Selahattin Demirtaş denildiğinde insanların aklına çoğu zaman önce siyasî kimliği geliyor. Kimi onu çok seviyor, kimi ise sert biçimde eleştiriyor. Fakat bugün siyasetten bağımsız olarak, Demirtaş’ın