Harun Karadeniz, 60’lı yıllarda yükselen öğrenci hareketlerinin başrollerinden biriydi. Onun için işçi sınıfı; soyut değil, ete kemiğe bürünmüş, iletişim kurmaya açık insanlardı. Bu kitap da bunun canlı kanıtıdır. Kapitalist sistemin eksikliğini, yanlışlığını, halka en sade dille, bol bol örnekle anlatmaya çalışmıştır.
Girişte, insanlığın her zaman iyiye gittiğini, yozlaşmış toplumların yıkılmaya mecbur olduğunu, yıkılan her toplumun ardından, kitlelerin daha iyisini kurmaya meyilli olduğunu hatırlatır. Bir ada örneğiyle başlar:
Dışarıyla ilişkisi olmayan bir ada düşünelim. Bu adanın nüfusu 1000 kişi olsun. Bu adada bir kapital sahibi, bir de işçi sınıfı bulunsun.
Adada üretim yapılabilmesi için işçilerin eline az para geçmelidir ki, patron sermayesini arttırabilsin. Patron bütün geliri işçilere dağıtırsa, kendine bir pay kalmaz. Doğal olarak sermaye birikimi olmaz ve üretim durur. Yani işçi ne kadar az kazanırsa patronun sermaye birikimi o kadar çok olur.
Öbür yandan da patronun üretilen malları satabilmesi için, işçinin elinde çok para olması gerekir. Bu durum da ancak patronun işçiye yüksek ücret vermesiyle sağlanır. Fakat bu patronun sermaye biriktirememesine ve üretimin durmasına yol açar.
Patronun işçiye az ücret vermesi, işçilerinin yarattıklarının patronun elinde toplanmasını ve sermayenin birikmesini sağlar. Bu, işçinin ancak yaşamını sürdürecek ölçüde yiyecek ve giyecek bulması anlamına gelir. Patron, adadaki işçiler için lüks gelecek maddeleri üretmeye başlarsa, işçiler bunları alamayacak duruma gelir. Bu adada 500 otomobilin üretildiğini varsayalım. Bunların pek azının satıldığını düşünürsek, bu otomobiller artık değersizleşmiştir. Dağın altındaki demir madeni ile bunların hiçbir farkı yoktur. Yani patron, toplumun ihtiyacı karşılanmamış olsa bile