Daha önce belirttiğimiz gibi, devrimci gençler zaten büyük ölçüde TİP’in denetiminden çıkmıştı. Fikir Kulüpleri Federasyonu 9-10 Ekim 1969’da yapılan kongresinde, adını Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu (Dev-Genç) olarak değiştirdi. MDD hareketinin lideri Mihri Belli’nin Dev-Genç üzerindeki etkisi tartışmasızdı. 15-16 Haziran 1970’te ise, MDD’nin tezlerini çürütebilecek kadar büyük bir işçi yürüyüşü (100.000’in üzerinde işçinin katıldığı) olmuştu ancak, parlamenter yollardan iktidara gelme fikri artık tartışmaların içinde bile yoktu. TİP’in sadece gençlik üzerinde değil, Türk solu üzerindeki etkisinin de çok zayıfladığı 1970-1971 yıllarında, Doğan Avcıoğlu’nun Devrim dergisi sol bir darbenin düşünsel temelini hazırlamaya çalışıyor, MDD hareketi bölünmesine rağmen çeşitli kollarıyla gençlik üzerindeki etkisini devam ettiriyordu. Bu arada bazı gençlik grupları, farklı anlayışlarla, şehir ve kır gerillacılığına soyundu. Bir yandan gençliğin silahlı mücadelesinden devrim, bir yandan da silahlı kuvvetlerin içinden sol bir darbe bekleniyordu. Şiddet eylemleri hızla artmıştı. Bütün bunlar bir askerî müdahalenin zeminini hazırlıyordu ve beklenen oldu, 12 Mart 1971 Muhtırası’yla bir ara döneme girildi. Türk solunda askerî müdahaleyi solcu zannedenler az değildi. 16 Mart 1971 tarihli Devrim’in manşeti şuydu: “Ordu, anti-kemalist gidişe ‘artık dur’ dedi.” Ordunun gerçekte dur dediği ise, farklı stratejilere sahip devrimci anlayışlardı. 12 Mart’la başlayan faşist baskıcı dönemde, devrimci gençlerin bazıları idam edildi, bazıları öldürüldü, binlercesi işkence gördü; sol darbenin teorisyenleri ise hapis yattılar, bazıları işkenceye uğradı. Türk solu için ilk defa büyük umutların yaşandığı bir dönem, büyük yenilgiler ve acılarla sona ermişti.
Alıntı
Kapitalizmin gelişimi özel mülkiyetin sınırlarını da genişletmektedir. Bu eğilim ile birlikte tekelci rekabetin doğal sonuçlarından biri olan bilginin denetlenmesi (başka türlü satışa sunulamaz) birleşince "telif haklar" biçiminde bilginin mülk edinilmesine yol açmaktadır. Bilginin bu tarz mülk edinilmesi ve kitle iletişim araçları üzerindeki tekelci kontrol, aydınların sisteme entegrasyonunu artırmıştır. Bilginin geliştirilmesi için gerekli teknik olanakların tekellerin elinde olması, bu aletleri kullanarak gerçekleştirilen bilimsel buluşların mülk edinilmesinin de yolunu açmıştır. Böylece bilim adamı tekeller, tekelci sistem için çalışmak durumuna getirilmiştir. Bilginin mülk edinilmesi ile birlikte, bir tek sanat veya bilimsel eserin sahibini de küçük mülk sahibi haline getirir. Böyleleri giderek, daha çok para edecek, daha çok piyasa için üretim yapmaya başlarlar. Bu yolla bilim ve sanat adamları, bilimden ve sanattan uzaklaşarak, pazar için üretimin tüm özelliklerine uygun (ambalaj, reklam vb.) üretim yaparlar. Bu süreç, aydınların topluca, devlet için üretim yaptığı, ideolojinin üretildiği merkezlerde (Toplumla Ílişkiler Başkanlığı, Üniversiteler, Gazeteler vb.) toplanmalarının yolunu açar. Böylece aydın, bazı aynıcalıkları olan, ama burjuvazi için çarpışan "düşünce şövalyesi haline, tıpkı bir kiralık katil haline gelir. Bu tersi taraftan, işçi sınıfının çıkarlarının aydınlarca savunulmasını hem güçleştirir, zorlaştırır, hem de bu yolu seçen aydını militanlaştırarak sınıfla bütünleşme noktasına getirir. Bu noktada Gramsci'nin organik aydın tanımının önemi ortaya çıkmaktadır. Bu organiklik ise doğru biçimde ancak devrimci parti saflarında kurulabilir. Devrimci parti saflarında, örgüt disiplini altında gerçekleşmeyen bir organiklikten söz etmek, gerçekte işçi
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Devrimci mücadelede öncülük rolünü köylülüğe veren anlayış ise, gerçekte bize Çin Devrimi örneğini verseler de, artık tutunamayacak bir anlayıştır. Köylülük, feodal toplumun sınıfıdır. Feodalizmin yıkılışı, ve bu yıkılışın ulusal kurtuluş mücadeleleri ile örtüşmesi durumunda, köylülük önemli bir role sahiptir. Ancak bu aşamada henüz köylülük ayrışmamış, şınıfsal açıdan parçalanmamıştır. Kapitalizmin gelişimine bağlı olarak köylülüğün ayrışması hala sürer. Giderek artık bütünsel olarak köylülükten söz edilemez olur. Köylülüğün ayrışması, onun bütünsel çıkarlarından söz etmeyi engeller. Yoksul köylülük ile tarım proletaryası birbirine yakın haldedir. Buna rağmen toprak sahipleri ve tarım kapitalistlerinden oluşan zengin köylülüğün çıkarlanı yoksul köylülüğün çıkarları ile taban tabana zıt (karşıt) hale gelir. Böylece köylülük bir bütün olmaktan çıkar ve kapitalizm sanayide yarattığı iki sınıfı, biraz gecikmeli ve yavaş olarak tarımda da yaratır. Hergün parçalanan köylülük, bu parçalanma süreci içinde mülksüzleşerek kente göçe başlar. Böylesi bir sürecin yoğun yaşandığı dönemlerde, köyden kente göç eden nüfusun içinde örgütlenme kolaylaşabilir, ama hergün parçalanan köylülüğün sosyalizm savaşının öncüsü olmasının da olanaksızlığı görülür.
Artı-değer üretimi emekçinin sömürülmesi, onun artı-emek zamanına el koyulmasını gerektirir. Artı-değer üretimi, aynı zamanda sermaye birikiminin de kendisidir. Sermaye birikimi, karşı kutupta proletaryanın kendini yeniden üretebilecek, açlıktan ölmeyecek durumda olması ile, ...sefaletin, yorgunluk ve bezgınligın, köleligin, bilinçsizligın, zalimligın, akli yozlaşmanın birikimi ile aynı anda olur" (K. Marx, Kapital, Cilt 1, S. 663) Yukarıda anlatılanlar gerçekte aynı çelişkinin, kapitalizmin temel çelişkisinin kendisini açığa vuruş biçimleridir. Bu biçimlerden en sonuncusunu ele alıp proletaryanın yoksulluk içinde yüzmesi gerektiğini çıkartmak, tamamen statik düşünmektir. Özellikle gelişmiş (emperyalist) kapitalist ülkelerde işçi sınıfmın ne tükettiğine bakılarak onun burjuvalaştığını söylemek ise, tümüyle sınıf kavramının Marksist anlamını bir yana itmektir. İşçi sınıfının devrimci rolü sınıfın yoksulluğu ile ilgili değildir. Tersine toplumsallaşmış üretim araçlarının bizzat kullanıcısı olması ile ilgilidir. Aynı çerçevede üretim araçlarından yoksun olması ile ve kendi egemenliğinin bir başka sınıfı sömürmeye, dayanmaması nedeniyle bu tarihsel rolü oynayabilir. Yani sınıfa bu tarihsel rolü bizler biçmiyoruz. Biz bu tarihsel rolü, yerine getirebilecek sınıfın işçi sınıfı olduğunu söylüyoruz.
Devrimci bir genç kız olduğum zamanlardaki kalbimi özlüyorum. Belki saftık, toyduk, hamdık, ama iyiydik. İyi. Şimdi kimsenin kolay söyleyemeyeceği, yalın bu sözcük uğruna bir gençlik verdik: "İyi".
Sayfa 134·Kitabı okuyor
Alıntı
Enver Paşa (1881-1922). 1906 sonrasında İttihat ve Terakkinin önde gelen üyelerinden biri. 1908'deki “Hürriyet Kahramanları’ndan. Özellikle, 1913 darbesinden sonra generalliğe yükseldikten ve harbiye hazırlığı görevini üzerine aldıktan sonra İttihat ve Terakkinin askeri kanadının yöneticisi oldu. Çok yakın olduğu Alınanların yardımıyla Osmanlı ordusunu yeniden örgütledi. Osmanlıların savaşa katılması için aktif olarak çalıştı. 1918’de savaş kaybedilince Almanya’ya kaçtı. Daha sonra dünya genelinde bir Müslüman devrimci hareket örgütlemeye çalıştı ve Sovyet desteğiyle Anadolu’ya dönmek için uğraştı. Bu girişimi 1921’de başarısızlığa uğrayınca, artık inanmış bir pan-Türkisı olan Enver Sovyet desteğiyle Orta Asya’ya gitti. Ama daha sonra Türki milliyetçilerin saflarında Ruslara karşı savaştı. Kızıl Ordu'yla girdiği bir çatışma sırasında öldürüldü.