Konu temeli güzel olan fakat anlatımı çok vasat bir kitap. Betimlemeler çok kötüydü ve bazı yerlerde sonu gelmeyen cümleler beni çok sıktı.
Yazarı Katip Bartleby ile tanıdım ve bu ikinci kitabını bulmuştum. İlk kitap kadar sevemedim maalesef.
Kaptan Delano liderliğindeki bir Amerikan gemisi, bulunduğu koya giren İspanyol gemisindeki tuhaflığı sezer. Yardım etmek için Kaptan Delano direkt kendisi gemiye çıkar.
Gemide birkaç beyaz, birçok zenci, su ve yiyecek kıtlığı, humma hastalığı ile karşılaşır. Tek amacı tüm iyi niyeti ile gemidekilere yardım etmektir.
Hastalıklı gemi kaptanı Don Benito ve onun sadık uşağı zenci Babo ve birkaç adamı ile konuşur.
Gözlemleri ve hisleri, kendisine anlatılanların aslında doğru olmadığını söyler ve işler çok farklı ilerler.....
Güncelliği ve anlatım tarzıyla çok sevdiğim bir kitap oldu. Karakterimiz reklam dünyasında çalışan bir kadın, işinde mutsuz. İnternetin derin dünyasında hayatı anlamlandırmaya çalışıyor ancak anlamsızlığın farkında. YouTube ve İnstgramda kaybolmuş. Yine de sosyal medyada varolmaya çalışıyor. Güncelliği ve sosyal medya hakkındaki tespitleri ile konusu beni içine aldı ve çok keyifli bir okuma sundu. Hele mailler le olay örtüsünün ilerletildiği 2. Bölümde çok güldüm. Keyifli okumalar
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
“Tükenmişlik • Yabancılaşma • Tatminsizlik”
Pazartesi Sendromunu hepimiz elbette çok iyi biliyoruz, Beatriz Serrano tam olarak bu alışılagelmiş sitemimizin “çalışma hayatı sendromu” haline getirerek aslında hepimizin yaşadığı ortak duyguları eğlenceli ve akıcı bir dille ele almış. Ana karakterimiz Marisa aslında sen, ben ve o. Ama kabul, biraz daha depresif bir halimiz. Kurumsal hayatın yarattığı modern yalnızlığın konu olduğu bir hayat. Ve bu hayatın bizi ittiği basit ama gündelik alışkanlıklardaki olumsuz etkilerinin ruh halimize etkileri.
Mizah anlayışım Marisayla çok benzediği için ben okurken çok keyif aldım. Ve bunu anlatmak için de şu alıntıyı bırakıyorum buraya
“Bilirsiniz, günde iki litre su meselesi. İki litre bira deselerdi o kadar zorumuza girmezdi, değil mi?”
ɪşıᴋ ᴅᴏɢ̆ᴜᴅᴀɴ ʏᴜ̈ᴋsᴇʟɪ̇ʀ
Ne zamandır okunmayı bekleyen , aslında kitabın hacminden korkarak ertelediğim bir roman ile geldim.
Üstelik üçleme bir serinin ilk kitabı olduğunu görünce, nedir bu hikaye diye daha çok merak ettim ve okumaya başladım.
Hacminden korktuğum kitabı sanırım üç günde falan okudum.
Büyük edebi sanatlar, ağdalı cümleler ya da süslü tasvirlerden uzakta, yazar hikayesini olduğu gibi, pürüzsüz ve son derece sade bir dille anlatmış.
Ama tam da bu düz ve net anlatım, kurguyu inanılmaz akıcı bir hale getirmiş.
Dediğim gibi elinizde akıp gidiyor.
Beni en çok etkileyen kısım, o ışıltılı ve parıltılı hayatların perde arkasını tüm çıplaklığıyla, hiçbir şeyi gizlemeden önümüze sermesi oldu.
Ayrıca ses ve kokunun frekansları üzerinden insan zihnini, duygularını ve davranışlarını yönlendirme/etkileme, ciddi anlamda ilgimi çeken konulardır.
Magazin dünyasının, şöhretin ve pırıltının arkasındaki o yalnızlığı ve karanlığı net bir şekilde kaleme almış yazar.
Gerçek ile sanrının, pırıltı ile dibe vuruşun iç içe geçtiği, süslemesiz ama çok akıcı bir hikaye...
Aslında yabancısı olmadığımız hayatların , görünmeyen kamera arkası gibi.
Dizi olsa tutar.
Kürt asıllı ünlü şarkıcı Rozerin Dewran 'ın hayatına şahitlik etmeye hazır mısınız?
Üvey babasının tecavüzü ile öz annesi tarafından evden atılan , onyedi yaşında İstanbul'a gelir. Asmalı Mescit'teki bir gece kulübünde garson iken keşfedip Türkiye'nin tanıdığı bir yıldıza dönüştüren kişi ise hem patronu hemde büyük aşkı Selahaddin olur.
Hayat , şöhretin zirvesindeyken yaşadığı aşk, ailevi sorunlar ve bağımlılıkları yüzünden dibe vurmuş durumda olan Roz 'u bir hastane odasına kadar sürükler.Tedavi sürecinde hayatını kaleme almaya karar veren Roz, geçmişi eşeledikçe sarsıcı gerçeklerle yüzleşir. Selo, onun önüne
Zaten iş ve sıkıcı rutinlerden uzaklaşmak için kitap okuyorken günlük okuyor gibi hissettim, biraz sıkıcı ve çok sıradan diye yorumluyorum ama tabikii emeğe saygıdan teşekkür ediyorum.
Beatriz Serrano, İspanyol bir yazar ve gazetecidir. Uzun yıllar medya ve dijital kültür alanında çalışmış, özellikle modern yaşam, sosyal medya ve kurumsal iş dünyasının insan üzerindeki etkilerini gözlemleyen yazılarıyla öne çıkmıştır. Eserlerinde gazetecilikten gelen keskin gözlem gücünü kurguya taşıması ve modern insanın içsel yorgunluğunu mizahi ama eleştirel bir dille aktarmasıyla dikkat çeker. “Hoşnutsuz” onun ilk romanlarından biridir.
“Hoşnutsuz”, bir ofiste çalışan bir kadının iş hayatı, sosyal medya baskısı ve gündelik yaşamın tekdüzeliği içinde sıkışmış iç dünyasını anlatır. Toplantılar, rutin işler ve kurumsal düzen içinde ilerleyen hayatı, karakterin giderek artan yabancılaşma hissiyle birlikte ele alınır. Roman, modern çalışma hayatının görünmeyen yorgunluğunu bu karakter üzerinden gösterir.
Kitabın yazım dili sade ve akıcı. Yer yer ironik bir tarafı var ama yazar bunu abartmadan veriyor. Günlük hayatın içinden sahnelerle ilerlediği için yabancı hissettirmiyor, tam tersine tanıdık geliyor. Bir yandan da o iş ortamının sıkıcılığını anlatırken bile okuması kolay ve akıcı kalıyor. Genel olarak eline aldığında rahat okunan, bazen gülümseten, bazen “evet ya aynen bu” dedirten, eğlenceli ve keyifli bir kitap. Önerilir.