“düşündükçe bu anlatılacak “ben”in sanki hiç olmadığı aklıma geliyordu. ben dediğim şey kutular içinde kutular gibiydi: kendimde hep bir başka şey vardı sanki; o şeylerden sonra asıl kendimi bulup ortaya koyabilecektim belki, ama her kutunun içinden Ceylan’a olduğu gibi gösterebileceğim gerçek ve özgün bir Metin değil, onu gizleyen bir başka kutu çıkıyordu. Şöyle düşündüm: Aşk iki yüzlülüğe sürüklüyor insanı, oysa aşık olduğuma inandığım için,ben, bu sürekli iki yüzlülük duygusundan kurtulacağımı sanmıştım.”
“bir keresinde, bir arıyı, üzerine bardak kapatıp hapsetmiştim. canım sıkıldıkça yatağımdan kalkar bakardım: bir çıkış yolu olmadığını anlayana kadar, bardağın içinde iki gün iki gece gezindi ve sonra bir köşeye çekilip kıpırdamadan durmaktan ve beklemekten ve neyi beklediğini bilmeden beklemekten başka yapılacak hiçbir şeyi olmadığını öğrendi.”
“Onunla karşılaşmayı umduğu bir toplantıya gidip de onun gelmediğini görünce öyle üzüldü ki gerçeği bütün açıklığıyla gördü, kendi kendini aldatmakta olduğunu anladı. Vronskiy’in böyle onun peşinden ayrılmaması hayatının tek ilginç yönüydü çünkü.”