Bazen yalnızca bizim için önemli bir günün sabahında; kalabalık bir caddenin kaldırımında; aceleci insanların topuk tıkırtıları, aheste insanların fısıltıları ve sinirli otomobillerin homurtuları arasında yolu adımlara emanet ederek tanıdık bir adrese doğru yürürüz. O sırada; geçmişten alelade bir anı zihnimizde oynamaya başlar ve bundan sonra hiçbir günün hayal tozuna bulanmış o günlerden daha gerçek olamayacağını fark ederiz. Gerçekten yaşadığımız o anlardan bugüne ne değiştiğini aramaya başlarız; nice görüntü ve ses içinde; anılar, insanlar ve söyledikleri sıralanmaya başlar ve değişimin bizimle ilgili olduğunu hissettirir. Yapmadığımız seçimlerin ağırlığı zihinden tüm bedene yayılırken birden şimdinin kendini hissettirdiği yüksek bir ses duyarız. İşte o zaman zihin "böyle olması gerektiğini" hatırlar ve biz, biz dışında bize ait olduğunu düşündüğümüz yeni olan her şeyi sevmeye çalışırız. Mrs. Dalloway gibi.
Kısacası bugün geçmiş ile, hayal gerçek ile sarmaşıktır. Hatta hayal ve gerçek öylesine sarmaşıktır ki bazen gerçekleri açıkça görmek insanın hayallere sığınmasına sebep olur. Ne zaman ki hayallerin yok olacağını ve o açık çirkin gerçeklerin kalacağını hisseder insan o zaman ölümü seçebilir. Septimus gibi.
Septimus ölür ve Clarissa Septimus'u içten içe tebrik eder. Çünkü Septimus gerçeği seçmiştir. Clarissa ise yaşamaya devam eder. Çünkü parti devam etmelidir.