Kitabına eğilmiş çocuk, aşını pişiren kadın, tarlasını süren çiftçi, tezgâhtaki sanatkâr fenalık düşünmeye vakit bulamaz. ﴾7﴿ O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul.Ve yalnız rabbine yönel.
Bakın, 3 tür sevgi vardır; 1. Tür sevgi "çünkü" sevgisidir: "Seni seviyorum çünkü çok özelsin, seni seviyorum çünkü güzelsin, seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var." 2. Tür sevgi "eğer" sevgisidir: "Seni seviyorum eğer sen de beni seversen, seni seviyorum eğer şimdiki gibi kalırsak." Dikkat ederseniz bu "çünkü" ve "eğer" sevgisinde bir insan ya da kişi, kim ve ne olduğu için sevilir. Üçüncü bir sevgi vardır ki; o, "rağmen" sevgisidir. Orada kişi ya da insan kim ve ne olduğu için değil, kim ve ne olduğuna rağmen sevilir.
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Unutma, zaman değerli… Onu kime hediye ettiğine dikkat et.
Alıntı
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🧲Biz Dâvûd’a tarafımızdan büyük bir lutufta bulunduk: “Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin. Ey kuşlar, siz de!” buyurduk. Demiri onun için yumuşattık. 10 Ona şöyle emrettik: “Vücudun gerekli yerlerini örtüp koruyacak büyüklükte zırhlar yap ve onların yeterli ölçü ve sağlamlıkta olmasına dikkat et!” Siz de ey mü’minler, sâlih ameller işlemeye bakın; çünkü ben bütün yaptıklarınızı görüyorum. 11 #Tefsir: 📖 📖 Cenâb-ı Hakk’ın Dâvûd (a.s.)’a verdiği müstesnâ lutuflar çoktur. Bazıları şöyledir: Onu peygamber yapması, Zebur’u vermesi (bk. İsrâ 17/55), Ona ve oğlu Süleyman’a hususi bir ilim vermesi (bk. Neml 27/15), Onu kuvvet ve kudret sahibi kılması (Sad 38/17), Adâletle hükmetmek üzere yeryüzünde halife kılınması (Sad 37/56), Hem yüzünün hem de sesinin güzel olması. Hatta sesin güzelliğini anlatmak üzere “Davûdî ses” ifadesini kullanmak meşhur olmuştur. Bunlara ilâveten burada Hz. Dâvûd’a verilen iki müstesnâ lutuftan bahsedilir: Birincisi; dağların ve kuşların onunla beraber Allah’ı tesbih etmesi. Hz. Dâvûd’un öyle güzel ve tesirli sesi vardı ki, Allah’ı zikir ve tesbihe başladığı zaman dağlar da onun zikrine katılır, kuşlar da gruplar halinde onunla birlikte tesbih ederlerdi. Nitekim bu hususu açıklayan diğer âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur: “Biz, dağları onun emrine verdik de, akşam sabah onunla birlikte Allah’ın sınırsız kudret ve yüceliğini tesbih ederlerdi. Etrafında toplanan kuşları da. Hepsi birden tesbih, dua ve yakarışlarla Allah’a yönelir, O’nun iradesine boyun eğerlerdi.” (Sād 38/18-19) “…Dağları ve kuşları Dâvud’un emrine râm ettik; onunla beraber Allah’ı tesbih ediyorlardı. Gerçekten biz, dilediğimiz her şeyi yapma kudretine sahibiz.” (Enbiyâ’ 21/79)
BEN GİDERİM Ne güzeldin. Orada, ilk oturduğumuz yerde, bana baktığın pek çok zaman beni yerdeki parkelere bakarken yakalıyordun ya zaman zaman. Ben o anların hiçbirinde parkelere bakmıyordum da, öyle zannet istiyordum. Yoksa karşımda sen otururken s*keyim parkesini! Parke değildi mevzu, mevzu sana mevzunun parke olduğunu zannettirmekti. Bunu gerektiriyordu çünkü takıntılı bir ruh hastası olmak! Biraz evvel ağlamış kadın yüzünde ittifak etmiştik Tarık abimle beraber. Bir yüz ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi çünkü. Ne zamana kadar? Yüz yüze gelene kadar. Sonrası komple mahçubiyet! Bozulur muyum ben sana? Hayatta bozulmam ben sana. Ama daha çok bakarım parkelere. Aslında bakmam da, bakıyormuş gibi yaparım, sen de bozulma.. Yoksa nasıl kurulur dengeler?.. Her şeyden hevesimi aldım dediğim zamanlarımda hiç bilmediğim heveslere meylettim hattı zatında. Ayıplama da beni, mümkünse anla, mümkün değilse salla! Soğudu gibi oldu havalar. Dikkat et kendine! Artistlik yapma, yürürken önünü kapa. Ve korkup gidersem bir gün. Sakın kızma. Kızma çünkü; Çok durmam ben, duramam bütün gece çorbacıları bilir o yüzden istasyon civarındadır hep kiraladığım bütün evler kalmak alışkanlık biraz marifet biraz biraz cesaret bense ne alışığım ne mahir ne cesur dönüp dolaşıp başladığım yere döneceğimi bilsem de kanadıkça giderim kanattıkça giderim devirdiğim otuz küsür yaş başka bir şey de değil de
Niyetinize dikkat edin. Çünkü insanın içinde taşıdığı her şey; yüzüne, sözlerine, tavrına ve duruşuna yansır. Kötü niyetin gizli kaldığını sanırsınız; oysa onun kokusu, bazen siz daha görünmeden hissedilir. Zira kalpte ne varsa, davranışta o tecelli eder. İnsan en çok da dilinden değil, niyetinin izlerinden okunur.