İnsanlar artık kelimelere hiç dikkat etmiyorlar. Mesajlarda ya da tweetlerde israf ediyorlar, onları yazıyorlar, onları okumuş gibi yapıyorlar, onları çarpıtıyorlar, yanlış aktarıyorlar, onlarla, onlarsız ve onlar hakkında yalan söylüyorlar. Onları çalıyorlar, sonra da başkalarına veriyorlar. En kötüsü de onları unutuyorlar. Kelimeler ancak anlamlarını nasıl hissedeceğimizi hatırlarsak değerlidir.
Sayfa 29·Kitabı okuyor
Nevruz Türk’ün bayramıdır.
Türk mitolojisinde özel anma ve kutlamaların yapıldığı gün yahut günler demek olan bayram kelimesinin, İranî kökenli olduğu tahmin edilmektedir. Ancak Türkçe telaffuzu da badramdır ve eski Türkçe örneklerde badram olarak kullanıldığı görülmektedir. Bayar ve badram kelimelerinin de buradan türediği tahmin edilmektedir. Türk halk kültüründeki bayramlara baktığımızda, özellikle İslam öncesi dönemde kabul görmüş iki büyük bayram olduğunu görüyoruz. Bunlardan birincisi koçagan denilen bahar bayramı yahut bahar gün dönümüdür. İkincisi ise paktıgandır. Bu da güz döneminde gerçekleştirilen bayramdır. Koçagan baharda yapılır ve aslında diğer ismi nevruzdur. Bahar gün dönümüne denk getirilir. Bugün gece ve gündüz eşitlenmiştir. Yakutlar güz bayramına Abası Isıyah/Isıga (Kötü-ruh Serpmesi/Saçısı) adını, bahar bayramına ise Ayrhı Isıyah/Isıga (İyi-ruh Serpmesi/Saçısı) demektedirler. Mevsimlere göre gerçekleşen sıcaklık değişikliklerinin dönüşümüyle alakalı olarak ısı, yani sıcaklık kökünden türemiş olması dikkat çekebilir. İslamiyet sonrası ise iki tane önemli bayram kutlanmaya başlanmıştır. Bunlar kurban ve ramazan bayramlarıdır.
Sayfa 110 - kronik·Kitabı okuyor
1000Kitap
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kitaplar, ruhun aynasıdır. Birinin ruhunu bir an için bile görebilirsen, ona hangi aynanın uyacağını bilirsin.
Sayfa 24 - Domingo·Kitabı okuyor
Alıntı
Bütünüyle temizlenmemiz için de işe önce lâ ilahe illallah’tan başlamamız gerekir; yani “Allah’tan başka ilah kabul etmiyorum. Benim ilahım Allah’tır. Beni yaratan, üzerimde bir muradı olan, beni yeryüzüne halife kılan, bana haydi kulum, yeryüzünde benim seni yarattığım gibi tertemiz olarak beni temsil et diyen odur” dememiz lazım; çünkü lâ ilahe illallah dediğimizde diğer ilahları ve insanların bize öğrettiği her şeyi reddetmiş oluruz. Yolun başı da sonu da lâ ilahe illallah’tır ve bütün ibadetlerimiz sadece lâ ilahe illallah diyebilmemiz içindir. Mesela; namaz kılarken ihdinas sırâtel mustakîm: “Bizi sırât-ı mustakîme (sana gelen dosdoğru yola hidâyetçinle) hidâyet et! Sırâtallezîne en’amte aleyhim:406 “Kendilerine nimet verdiğin kimselerin (nebîlerin, sıddıkların, şahidlerin ve sâlihlerin) yoluna” deriz. O zaman soralım; yolda değil miyiz ki her namaz kılışımızda Allah bunu bize devamlı tekrar ettiriyor? -Evet, yoldayız, zaten bunu yolda olanlar söylerler; ama Allah bunu devamlı tekrar ettirerek bize “bak, dikkat et, her anda yolda olduğunu ve nimet verdiğim kullarıma tâbi olman gerektiğini bil! Hayatı yaşarken sırat-el mustakimde olabilmen için nebîlere, sıddıklara, şahidlere, salihlere uyman gerektiğini anla! Her an önüne bir imtihan gelir ve senin de her anda sırat-el mustakimde olup onların yaptığını yapman ve bunu da bir an bile unutmaman gerekir” buyurur. Bu yüzden günde kırk defa Fâtiha Sûresi’ni tekrar ederiz.
Sayfa 379·Kitabı okuyor
Rabbimiz bize Kur’ân’da peygamberleri, onların güzelliğini, sıkıntılarını, sabırlarını, davetlerini, dualarını anlatır; yani aslında her defasında bizi anlatır; çünkü bizi de onlar gibi yaratmış ve onlara yüklediği sorumluluğu gücümüz nispetinde bize de yüklemiştir. Hesaba çekerken de bu verdiklerinden bizi hesaba çeker. Mesela; Allah peygamberlerini anlatırken Hz. Eyyûb (a.s.) için “sabreden bir kuldu”397 Hz. Nûh (a.s.) için “şükreden bir kuldu”398 Hz. İsmâîl (a.s.) için “sadık bir kuldu” Resulullah (s.a.v.) Efendimiz için de “azim bir ahlaka sahip, rauf ve rahim bir kuldu, âlemlere rahmetti”399 buyurur ve her defasında bize onları örnek göstererek “siz de böyle olun” der. Ayrıca peygamberlerin sadece yaptığı güzellikleri anlatmaz, bir de kendilerine göre bir yanlış ya da eksik yaptıklarında nasıl tövbe ve istiğfar ettiklerini de beyan eder. Örnek vermek gerekirse; Hz. Yûnus (a.s.)’ın kavmini bırakıp gitmesinin ardından “senden başka ilah yoktur. Sen subhânsın (her türlü noksanlıktan münezzehsin). Ben gerçekten (senin emrini beklemeden kavmimi terk ederek) zalimlerden oldum”400 dediğini ve nasıl istiğfar ettiğini bize haber verir. Görüldüğü gibi Hz. Yûnus (a.s.) Allah’ın emrini beklemeden kavmini terk ettiği için “ben bir beşer olarak yanlış yaptım, senden af ve mağfiret diliyorum” deyip tövbe ve istiğfar ediyor! Allah da onun bu duasını, tövbesini kabul eder ve onu düştüğü zulümattan, karanlıktan; yani balığın karnından kurtarıp “işte biz mü’minleri böyle kurtarırız”401 buyurur. Peki, bu âyetten ne anlamamız lazım? Dikkat edilirse Allah “işte, biz Yûnus’u böyle kurtardık” ya da işte “biz nebîleri, resulleri böyle kurtarırız” buyurmaz, “işte biz mü’minleri böyle kurtarırız” buyurur; yani işi sonunda mü’minlere bağlar. Bununla da her birimize “sen de nefsinin
Sayfa 373·Kitabı okuyor
"Ancak hepimiz sizin gibi olursak, müsaadenizle, sizin için tuğla taşıyacak kimse bulamayacağınıza dikkat çekmek isterim."
Sayfa 13·Kitabı okuyor